Saffat Suresi

SAFFAT SURESİ

Resmi Mushaf: 37 / İniş Sırası: 56 / Mekke’de inmiştir. 182 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Saf saf dizilenlere,

2. İterek sevkedenlere,

3. Zikri okuyanlara andolsun ki,

4. Muhakkak ki ilahınız, elbette birdir.

5. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi’dir ve doğuların Rabbi’dir.

6. Şüphesiz biz en yakın göğü bir süsle, kevakib (parıldayan gök cisimleri) ile (*) süsledik.

(*) Kevakib, kevkeb kelimesinin çoğuludur. Kevkeb ve necm kelimeleri yaygın olarak yıldız anlamında kullanılmaktadır. Ancak Kuran’da kullanımı ise bu iki kelimenin farklı manalara geldiğini göstermektedir. Kevkeb kelimesi “parıldamak” anlamına gelen “kevkebe” fiilinden türemiş isimdir. “Necm” ise “görünmek, belirmek” anlamındaki “neceme”‘den türemiş isimdir. Kelimelerin kök anlamlarına baktığımızda anlıyoruz ki Kur’an’da “kevkeb” kelimesi, parıldayan, parlayan, ışığı kendisinden olmayan gezegen dediğimiz gök cisimleri için kullanılmıştır. “Necm” kelimesi ise ışık kaynağı olan yıldızlar içindir. Kısaca söylersek Kevkeb kelimesi “gezegen” “Necm” kelimesi de “yıldız” demektir.

7. Onu itaatten çıkan her azgın şeytandan koruduk.

8, 9. Onlar en yüce melekleri dinleyemezler ve her yandan kovularak atılırlar. Onlar için kesintisiz bir azap vardır.

10. Ancak bir kapışla kapıp alan hariç. Hemen delici bir ateş onu izler.

11. Onların görüşlerini (*) iste! Yaratılış olarak onlar mı daha çetindir yoksa yarattığımız (diğer) kimseler (**) mi? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

(*) Ayetin devamındaki soru hakkında, görüşlerini, fikirlerini, yargılarını sor ve bu konuda onlardan fetva iste, yargı iste, bir cevap iste demektir.

(**) Yaratılan diğer kimseler demek, insan hariç göklerde ve yerde ve ikisi arasındaki görünen ve görünmeyen şuurlu varlıklar demektir.

12. Hayır, aksine! Sen hayret ettin. Onlarsa alay ediyorlar.

13. Öğüt verildiği zaman, düşünüp öğüt almazlar.

14. Bir ayet (mucize) gördükleri zaman alay ederler.

15. Dediler ki: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.”

16. “Öldüğümüz ve bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mi tekrar diriltilecek kimseleriz?”

17. “Önceki babalarımız da mı?”

18. De ki: “Evet hem de küçük düşürülmüşler olarak.”

19. O sadece tek bir şiddetli sestir. Bir de bakmışsın ki onlar, bakınıp duruyorlar.

20. Dediler ki: “Eyvah bize! Bu din günüdür.”

21. Bu ayrım (*) günüdür ki siz onu yalanlıyordunuz.

(*) İyi ile kötünün, iman edenle gerçeği örtüp inkâr edenin birbirinden ayrıldığı hüküm günü olan kıyamet günüdür.

22, 23. Biraraya toplayın, zulmedenleri ve onların eşlerini ve Allah’ın yarattığı astlarından tapmakta olduklarını! Onları cehennemin yoluna yöneltin!

24. Durdurun onları! Muhakkak ki onlar sorguya çekileceklerdir.

25. Size ne oldu? Yardımlaşmıyorsunuz!

26. Hayır, aksine! Onlar bugün teslim olanlardır.

27. Bazısı bazısına yönelerek, birbirlerine sorarlar.

28. Dediler ki: “Muhakkak ki siz bize sağdan gelirdiniz.”

29. Dediler ki: “Hayır, aksine! Siz hiç iman edenler olmadınız.”

30. “Bizim sizin üzerinizde bir gücümüz yoktu. Aksine siz azgın bir topluluktunuz.”

31. “Böylece Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Şüphesiz biz (azabı) elbette tadacaklarız.”

32. “Sizi biz azdırdık. Muhakkak ki biz de azgınlardık.”

33. Artık o gün onlar azapta ortaklardır.

34. Muhakkak ki biz, suçlulara işte böyle yaparız.

35. Muhakkak ki onlar, kendilerine: “Allah’tan başka ilâh yoktur.” denildiğinde büyükleniyorlardı.

36. “Biz mi mecnun bir şair için ilahlarımızı terk edeceğiz?” diyorlardı.

37. Hayır, aksine! O gerçeği getirdi ve gönderilenleri doğruladı.

38. Muhakkak ki siz, elbette acıklı azabı tadacaklarsınız.

39. Yapmakta olduklarınızdan başka bir şeyin karşılığını almazsınız.

40. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları hariç.

41, 42. İşte onlar için bilinen bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram edilenlerdir.

43. Nimetleri bol cennetlerde,

44. Karşılıklı tahtlar üzerinde.

45. Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır,

46. Beyaz, içenler için lezzetli,

47. Onda bir gaile (*) yoktur ve onlar, ondan sarhoş olmazlar.

(*) “ğavlun” kelimesi, sersemleten, baş döndüren, aklı gideren, keder, sıkıntı, zarar, baş ağrısı ve mide sancısı vb.veren özellik demektir.

48. Onların yanında iri gözlü, kısa bakışlı (*) kadınlar vardır.

(*) Ayette geçen “kåsırâtü’t-tarf” mecaz olup, “kısa bakışlı kadınlar, ürkek bakışlı kadınlar” anlamına gelir. Bu da “sadece eşlerine bakan, eşlerinden başkasında gözü olmayan kadınlar” demektir. (Taberî, XXIII, 54-56; İbn Atıyye, IV, 472-473).

49. Onlar korunmuş, saklanan yumurta gibidir.

50. Bazısı bazısına yönelerek, birbirlerine sorarlar.

51. Onlardan bir sözcü dedi ki: “Gerçekten benim bir yakınım vardı.”

52. “Derdi ki: ‘Gerçekten sen, (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?’”

53. “Öldüğümüz ve bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mi cezalandırılacak (*) kimseleriz?”

(*) “Mediynun” Dîn kelimesinden gelir. “Din” kavramı; “d-y-n” kökünden türeyen bir isimdir. Arap dilinde çok geniş bir anlamı vardır. Terim olarak “Din”; akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O’na ulaştıran bir yoldur. Allah’a karşı kulluk borcu, yol, şeriat, millet, ümmet anlamlarına geldiği gibi her şeyin karşılığının alınacağı ceza (karşılık) günü manasına, din günü olarak da kullanılır.

54. Dedi ki: “Siz haberdar mısınız?”

55. Derken o da bakındı ardından onu cehennemin ortasında gördü.

56. Dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki doğrusu sen az kalsın beni de helâke götürecektin.”

57. “Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, elbette ben de (cehennemde) ihzar edilenlerden (*) olurdum.”

(*) İhzar etmek, hazır etmek, hazırlamak, getirmek, huzura getirmek, çağırmak anlamına gelir ki ayette huzura çağırılarak cehennemde azap görmek üzere hazır hale getirilenler manasında kullanılmıştır.

58, 59. “Birinci ölümümüz hariç, artık asla ölecekler değiliz ve asla azap edilecekler de değiliz, öyle değil mi?”

60. Muhakkak ki bu, gerçekten büyük kurtuluştur.

61. Çalışanlar artık bunun gibisi için çalışsın!

62. Ağırlanma olarak bu mu daha hayırlıdır yoksa zakkum ağacı mı?

63. Muhakkak ki biz onu, zalimler için bir fitne (imtahan) kıldık.

64. Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.

65. Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.

66. Muhakkak ki onlar, ondan yiyecekler de karınları(nı) onunla dolduracaklardır.

67. Sonra muhakkak ki onlar için, onun (yedikleri zakkumun) üzerine, elbette kaynar sudan içecek vardır.

68. Sonra şüphesiz ki onların dönüşleri, elbette cehenneme’dir.

69. Muhakkak ki onlar, babalarını sapkınlar olarak buldular.

70. Kendileri de onların izleri üzerinde koşturuyordu.

71. Andolsun ki onlardan önce de, evvelkilerin çoğu sapmıştı.

72. Andolsun ki biz onların içlerinde uyarıcılar göndermiştik.

73. Bak! Uyarılanların sonu nasıl oldu?

74. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları hariç.

75. Andolsun ki Nuh bize seslenmişti de ne güzel icabet etmiştik.

76. Onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.

77. Onun zürriyetini, baki kalanlar kıldık.

78. Sonrakiler içinde ona (bir selam) bıraktık.

79. “Âlemler içinde Nuh’a selâm olsun.”

80. Muhakkak ki biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

81. Şüphesiz ki o iman eden kullarımızdandı.

82. Sonra diğerlerini boğduk.

83. Doğrusu İbrahim de onun grubundandır.

84. Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

85. Hani o babasına ve kavmine demişti ki: “Siz neye tapıyorsunuz?”

86. “Allah’ın dûnundan/astından uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”

87. “O hâlde âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir?”

88. Ardından yıldızlara baktıkça baktı.

89. Sonra dedi ki: “Doğrusu ben hastayım.”

90. Bunun üzerine onlar, arkalarını dönerek, ondan yüz çevirdiler.

91. O da onların ilâhlarına gizlice vardı da dedi ki: “Yemiyor musunuz?”

92. “Neyiniz var? Konuşmuyorsunuz.”

93. Derken onların üzerine gizlice gitti, sağ eliyle / kuvvetle vurdu.

94. Bunun üzerine koşarak ona yöneldiler.

95. Dedi ki: “Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”

96. “Oysaki sizi de ve yapmakta olduğunuz şeyleri de Allah yarattı.”

97. Dediler ki: “Ona bir bina inşa edin de onu alevli ateşin içine atın!”

98. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz, onları aşağılıklar kıldık.

99. Dedi ki: “Muhakkak ki ben Rabbime giden biriyim. O beni doğru yola iletecektir.”

100. “Rabbim bana salihlerden (bir çocuk) bahşet!”

101. Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.

102. Daha sonra onunla beraber koşup çalışacak çağa ulaşınca dedi ki: “Ey oğulcuğum! Şüphesiz ki ben, uykumda görüyorum ki gerçekten ben seni boğazlıyorum. Bir de sen bak! Sen ne görüyorsun/sen ne diyorsun?” Dedi ki: “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın.”

103. Böylece ikisi teslim olunca ve onu şakağı üzerine yan yatırınca,

104. Ona “Ey İbrahim!” diye seslendik.

105. “Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Muhakkak ki biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.”

106. Doğrusu bu apaçık bir imtihandı.

107. Biz ona büyük bir kurbanlığı fidye verdik.

108. Sonrakiler içinde ona (bir selam) bıraktık.

109. “İbrahim’e selâm olsun.”

110. İyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

111. Şüphesiz ki o iman eden kullarımızdandı.

112. Ona salihlerden bir nebi olarak İshak’ı müjdeledik.

113. Ona ve İshak’a bereketler verdik. O ikisinin neslinden iyilik eden de var ve kendi nefsi için açıkça zalim olan da var.

114. Andolsun ki biz, Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.

115. O ikisini ve ikisinin kavmini büyük sıkıntıdan kurtardık.

116. Onlara yardım ettik. Böylece onlar galip gelenler oldular.

117. İkisine açıklayan Kitabı verdik.

118. İkisini dosdoğru yola ilettik.

119. Sonrakiler içinde o ikisine (bir selam) bıraktık.

120. “Musa ve Harun’a selâm olsun.”

121. Muhakkak ki biz, iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

122. Şüphesiz o ikisi, mü’min kullarımızdandı.

123. Muhakkak ki İlyas da gönderilenlerdendi.

124. Hani o, kavmine demişti ki: “Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?”

125. “Yaratıcıların en güzelini bırakarak Ba’l’e (*) mi dua ediyorsunuz?”

(*) Ba’l, başta Kenânîler olmak üzere eski Yakındoğu topluluklarının çoğunda Allah’ın dışında kendisine tapınılan alt Tanrıdır. Bu maksatla yapılan putun da ismiydi. Sâmî dillerde ortak olan ve “sahip, efendi” manasına gelen bu kelime Arapça ve Habeşçe’de baâl, ba‘l, Ken‘ân dilinde ve İbrânîce’de baal, Ârâmîce ve Süryanîce’de beēl şeklinde telaffuz edilirdi.

126. “Allah sizin de Rabbinizdir, önceki babalarınızın da Rabbidir.

127. Ancak onu yalanladılar. Bundan dolayı onlar da ihzar (*) edileceklerdir.

(*) İhzar etmek, hazır etmek, hazırlamak, getirmek, huzura getirmek, ça-ğırmak anlamına gelir ki ayette huzura çağırılarak cehennemde azap görmek üzere hazır hale getirilenler manasında kullanılmıştır.

128. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları hariç.

129. Sonrakiler içinde ona (bir selam) bıraktık.

130. “İlyas’a selâm olsun.”

131. Muhakkak ki biz, iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.

132. Şüphesiz ki o iman eden kullarımızdandı.

133. Muhakkak ki Lut da gönderilenlerdendi.

134. Hani onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.

135. Geri kalanlar içindeki yaşlı bir kadın hariç.

136. Sonra diğerlerini dûmura uğratmıştık (köreltmiştik, işe yaramaz hale getirmiştik).

137. Muhakkak ki siz sabahları, onların üzerinden uğrayıp geçersiniz,

138. Geceleyin de. Halâ akıl etmeyecek misiniz?

139. Muhakkak ki Yunus da gönderilenlerdendi.

140. Hani o yüklü bir gemiye kaçmıştı.

141. Karşılıklı kurra çekmişti de kaybedenlerden olmuştu. (*)

(*) Yunus aleyhisselam kavminin zulümlerine katlanamadığı için onlardan kaçarak yükü ağır bir gemiye binmişti. Yolculuk esnasında fırtına çıkmıştı. Fazla yükün atılması gerekliydi. Eşyalardan sonra sıra insanlara da gelmişti. Bunun için kura çekilmişti. Çekilen kurrada Yunus aleyhisselam da çıkmıştı.

142. Bunun üzerine o kınanmış haldeyken, balık onu yutmuştu.

143. Eğer o tespih edenlerden olmasaydı,

144. Elbette yeniden diriltilecekleri güne kadar, onun karnında kalırdı.

145. Derken o hasta haldeyken, onu çıplak boş bir alana attık.

146. Üzerine de kabak türünden bir ağaç bitirdik.

147. Ve onu yüz bine gönderdik hatta artıyorlardı. (*)

(*) Yunus aleyhisselam’ın peygamber olarak geri gönderildiği yerin, Musul’da Ninova şehri olduğu kaydedilmiştir.

148. Sonunda iman ettiler. Böylece biz de onları belli bir süreye kadar yararlandırdık.

149. Şimdi onlara sor! Oğlanlar onların da kızlar Rabbinin mi?

150. Yoksa onlar şahitken, biz melekleri dişi olarak mı yarattık?

151. Dikkat edin! Muhakkak ki onlar, iftiralarından dolayı diyorlar ki:

152. “Allah doğurdu.” Şüphesiz ki onlar elbette yalancılardır.

153. O, kızları oğlanlara tercih mi etti?

154. Sizin neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

155. Düşünüp öğüt almayacak mısınız?

156. Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

157. Eğer doğru söyleyenlerseniz, o halde kitabınızı getirin!

158. O’nunla ve cinler arasında bir soy kıldılar. Andolsun ki cinler, bilmişlerdir ki şüphesiz onlar da elbette (azap için) hazır bulunacaklardır.

159. Allah onların vasıflandırdığı şeylerden münezzehtir.

160. Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları hariç.

161. Muhakkak ki siz ve kulluk ettikleriniz,

162. O’nun aleyhinde fitneye sürükleyecekler değilsiniz,

163. Cehenneme yaslanacak (girecek) kimse hariç.

164. (Melekler derler ki) “Bizden, bilinen bir makamı olmayan hiç kimse yoktur.”

165. “Muhakkak ki biz, elbette biz, saf saf dizilenleriz.”

166. “Muhakkak ki biz, elbette biz, tesbih edenleriz.”

167. Doğrusu onlar kesinlikle diyorlardı ki:

168. “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir olsaydı,”

169. “Elbette biz de Allah’ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.”

170. Oysaki O’nu inkâr ettiler. Fakat ilerde bilecekler.

171. Andolsun ki gönderilen kullarımız için şu sözümüz geçmişti:

172. “Muhakkak ki onlar, elbette yardım edileceklerdir.”

173. Şüphesiz ki bizim ordumuz, onlara galip geleceklerdir.

174. Öyleyse bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

175. Onları gözle! İlerde onlar da görecekler.

176. Onlar halâ azabımızı acele mi istiyorlar?

177. Fakat (azabımız) onların sahasına indiğinde, o zaman uyarılanların sabahı ne kötüdür!

178. Bir süreye kadar onlardan yüz çevir!

179. Onları gözle! İlerde onlar da görecekler.

180. İzzetin Rabbi olan senin Rabbin, onların vasıflandırdığı şeylerden münezzehtir (uzaktır).

181. Gönderilenlere selam olsun.

182. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir