Zümer Suresi

ZÜMER SURESİ

Resmi Mushaf: 39 / İniş Sırası: 59 / Mekke’de inmiştir. 75 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’tandır.

2. Şüphesiz ki biz, sana Kitab’ı hak olarak indirdik. O halde dini yalnız O’na halis kılarak, Allah’a kulluk et!

3. Dikkat edin! Halis din yalnız Allah’a mahsustur. O’nun dûnundan / astlarından dostlar edinenler (derler ki): “Biz onlara, bizi Allah’a daha çok yaklaştırmalarından başka bir şey için kulluk etmiyoruz. Şüphesiz ki Allah, içinde ayrılığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm verir. Doğrusu Allah yalancı ve çok inkârcı olan kimseyi doğru yola iletmez.

4. Allah çocuk edinmek isteseydi, yarattığından dilediğini seçerdi. O münezzehtir. O tek ve mutlak üstünlük sahibi olan Allah’tır.

5. Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine sarar / dolar, gündüzü de gecenin üzerine sarar / dolar ve güneşi ve ayı da buyruk altına almıştır. Hepsi belli bir süre için, akıp gider. Dikkat edin! O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

6. Sizi tek bir nefsten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için davarlardan sekiz eş indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratışın ardından başka yaratışa (geçirerek) yaratıyor. İşte bu Rabbiniz olan Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl (gerçekten) döndürülüyorsunuz?

7. Eğer inkâr ederseniz o takdirde şüphesiz ki Allah, sizden müstağnidir. (*) Kulları için küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz, sizin için ona razı olur. Hiçbir taşıyıcı (günâhkâr) başkasının yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz rabbinizedir. O zaman, yapmakta olduğunuz şeyleri size bildirecektir. Muhakkak ki O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

(*) Allah, sizden müstağnidir: Size tamah etmez. Hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Size muhtaç olmayacak derecede zengindir. Bütün canlılar îmân etse de itâat etse de O’na hiçbir faydası olmaz. Bütün âlem kâfir (inançsız) olsa da, azgın taşkın olsa da, karşı gelse de O’na hiçbir zarar vermez. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

8. İnsana bir zarar dokunduğunda, O’na yönelerek Rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdiğinde, önceden O’na dua etmekte olduğu şeyi unutur ve O’nun yolundan saptırmak için, Allah’a eşler kılar. De ki: “Küfrünle birazcık faydalan / kâr elde et! Muhakkak ki sen cehennem halkındansın.”

9. Yoksa o, gece vakitlerinde, secde ederek ve ayakta durarak, boyun bükerek ibadete devam eden, ahiretten çekinip sakınan ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse midir? De ki: “Bilenler ve bilmeyenler eşit olur mu?” Ancak akıl ve gönül sahipleri düşünüp öğüt alırlar.

10. De ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Bu dünyada iyilik edenlere iyilik vardır. Allah’ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere, ecirleri hesapsızca ödenir.”

11. De ki: “Muhakkak ki ben, dini O’na halis kılarak Allah’a kulluk etmekle emrolundum.”

12. “Müslümanların ilki olmakla emrolundum.”

13. De ki: “Şüphesiz ki ben, eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım.”

14. De ki: “Ben dinimi O’na halis kılarak Allah’a kulluk ediyorum.”

15. “Artık O’nun dunundan / astlarından dilediğinize ibadet edin!” De ki: “Gerçekte hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Dikkat edin! İşte bu apaçık bir hüsranın ta kendisidir.”

16. Onlar için üstlerinden ateşten gölgeler ve altlarından da gölgeler vardır. İşte Allah kullarını onunla korkutur. Ey kullarım! Artık bana karşı gelmekten sakının!

17. Tağut’tan, ona ibadet etmekten kaçınıp uzak duran ve Allah’a yönelen kimselere, onlar için müjde vardır. O halde kullarımı müjdele!

(*) Tağut taşkınlığın son sınırına varan demektir. Şeytan’ın sıfatıdır.

18. Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini hidayete erdirdikleridir ve işte onlar akıl ve gönül sahiplerinin ta kendileridir.

19. Hakkında azap sözü hak olmuş olanı mı? Sen mi kurtaracaksın ateşte olanı?

20. Ancak Rablerine karşı gelmekten sakınanlara, onlar için odalar vardır ki onların üstünde de bina edilmiş odalar vardır ve altlarından ırmaklar akar. Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez.

21. Görmedin mi? Allah, gökten su indirdi de onu yerden kaynaklara geçirdi. Sonra onunla, renkleri çeşitli ekinler çıkardı. Sonra o kurur da sen onu sararmış halde görürsün. Sonra onu bir çöp kılar. Şüphesiz ki bunda akıl ve gönül sahipleri için elbette bir öğüt vardır.

22. Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı kimse mi? O, Rabbinden bir nur üzeredir. Allah’ın zikrine karşı, kalpleri kaskatı olanların vay hallerine! İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindelerdir.

23. Allah sözün en güzelini birbirine benzeyen, ikişerli (*) bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. Bu Allah’ın hidayetidir. Onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.

(*) Kur’an’da hadiseler ikili, karşıtlı olarak anlatılır. İyiliklerin yanında kötülüklerinde belirtilmesi, korkutmakla birlikte müjdelemenin de emredilmesi, gökle yerin, cennetle cehennemin, melekle şeytanın, emirle yasakların, Mü’minlerin haliyle kâfirlerin halinin birbiri ardından anlatılması bu durumu göstermektedir. Çünkü en iyi öğrenme yöntemi zıtlarla, karşıtlarla öğrenmedir.

24. Kıyamet günü azabın en kötüsünden yüzünü korumaya çalışan kimse mi? Zalimlere denilir ki: “Kazanmakta olduklarınızı tadın!”

25. Onlardan öncekiler de yalanladı. Böylece farkına varmadıkları bir yerden onlara azap geldi.

26. Böylece Allah onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

27. Andolsun ki biz, bu Kur’an’da, insanlar için her tür örneği ortaya koyduk. Umulur ki onlar, düşünüp öğüt alırlar.

28. Bir eğiriliği olmayan, Arapça okunan olarak. Umulur ki sakınırlar.

29. Allah, birbirleriyle çekişen ortakları olan (köle) bir adam ile yalnız bir adama teslim olmuş (köle) bir adamın örneğini ortaya koydu. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd Allah’a aittir. Hayır, aksine! Onların çoğu bilmiyor.

30. Şüphesiz ki sen öleceksin ve şüphesiz ki onlar da ölecekler.

31. Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

32. Allah’a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiği zaman doğruyu yalanlayandan daha zalim kimdir? İnkâr edenler için cehennemde barınacak yer mi yok?

33. Doğruyu getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır.

34. Onlar için Rablerinin katında diledikleri şeyler vardır. İşte bu, iyilik edenlerin karşılığıdır.

35. Çünkü Allah onların yaptıklarının en kötülerini örtecek ve kendilerine yapmakta olduklarının en güzeliyle karşılık verecektir.

36. Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O’nun dûnundan / astlarından olanlarla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.

37. Allah kimi de hidayete erdirirse onun için bir saptırıcı yoktur. Allah mutlak güçlü, intikam sahibi değil midir?

38. Andolsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan muhakkak ki: “Allah” derler. De ki: “Öyleyse Allah’ın dûnundan / astlarından dua ettiklerinizi gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dilerse onlar, O’nun zararını kaldıracaklar mıdır? Yahut bana bir rahmet dilerse onlar, O’nun rahmetini tutacaklar mıdır?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül ederler.”

39. De ki: “Ey kavmim! Durumunuza / halinize göre çalışın! Şüphesiz ki ben de çalışıyorum. İlerde bileceksiniz.”

40. “Kendisini rezil eden azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini”

41. Şüphesiz ki biz senin üzerine Kitab’ı insanlar için hak ile indirdik. Kim hidayete ererse, artık bu kendi nefsinedir ve kim de saparsa, şüphesiz ki saptığı şey, kendi aleyhinedir. Sen onların üzerine vekil bir değilsin.

42. Allah, nefsleri ölümleri sırasında vefat ettirir ve ölmeyeni de uykusunda. Böylece üzerine ölüm hükmü verdiğini tutar ve diğerlerini ise belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

43. Yoksa onlar Allah’ın dûnundan / astlarından şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Peki hiçbir şeye güç yetiremiyor ve akıl erdiremiyor olsalar bile mi?”

44. De ki: “Şefaat bütünüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra O’na döndürülürsünüz.”

45. Allah bir olarak anıldığında, ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. O’nun dûnundan / astlarından olanlar anıldığında ise bir de bakarsın ki onlar, sevinirler.

46. De ki: “Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, görünmeyeni ve görüneni bilen Allah’ım! Hakkında ayrılığa düşmekte oldukları konularda, kullarının arasında, yalnızca sen hüküm vereceksin.”

47. Yeryüzünde olanların tümü ve onunla beraber bir misli daha zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü, azabın kötüsünden dolayı, onunla fidye verirlerdi. Onlar için Allah’tan, hiç hesap etmedikleri şeyler ortaya çıktı.

48. Ve onlar için, kazandıklarının kötülükleri ortaya çıktı ve kendisiyle alay etmekte oldukları şeyler onları kuşattı.

49. İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder. Sonra ona bizden bir nimet lütfettiğimiz zaman da der ki: “Ancak o bir ilim sayesinde verildi.” Hayır, aksine! O, bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.

50. Onlardan öncekiler de onu söylemişlerdi de kazanmakta oldukları şeyler onlara bir yarar sağlamamıştı.

51. Böylece kazandıklarının kötülükleri onlara isabet etti. Bunlardan zulmedenlere de kazandıklarının kötülükleri isabet edecektir. Onlar aciz bırakanlar değildir.

52. Allah’ın dilediği kimse için rızkı genişlettiğini ve daralttığını bilmediler mi? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir topluluk için, elbette ibretler vardır.

53. De ki: “Ey kendi nefsleri aleyhine aşırıya giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Şüphesiz ki Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

54. “Size azabın gelmesinden önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun! Sonra yardım olunmazsınız.”

55. “Siz farkında değilken, azabın size ansızın gelmesinden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun!”

56. Bir nefsin: “Allah’ın yanında, kusur ettiğim şeyden dolayı vay halime! Doğrusu ben alay edenlerdendim.” demesinden (önce)

57. Veya: “Eğer Allah bana hidayet etseydi, elbette takva sahiplerinden olurdum.” demesinden (önce)

58. Veya azabı gördüğü sırada: “Keşke benim için bir kez daha (geri dönüş) olsaydı da iyilik edenlerden olsaydım.” demesinden (önce)

59. Hayır, aksine! Sana ayetlerim gelmişti de sen onları yalanlamıştın ve büyüklenmiştin ve inkâr edenlerden olmuştun.

60. Kıyamet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenleri, yüzleri simsiyah halde görürsün. Büyüklenenler için cehennemde barınacak bir yer mi yok?

61. Allah takva sahiplerini başarıları sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler.

62. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeye vekildir.

63. Göklerin ve yerin kilitleri O’nundur. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

64. De ki: “Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey cahiller?”

65. Andolsun ki sana da ve senden öncekilere de vahyedilmişti. Gerçekten eğer ortak koşarsan, mutlaka amelin boşa gider ve mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun.

66. Hayır, bilakis! Yalnızca Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!

67. Onlar Allah’ı, O’nun kadrinin gerçeğini takdir edemediler. Oysa kıyamet günü bütün yeryüzü, O’nun avucudur ve gökler sağ eliyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir.

68. Ve Sur’a üflendi. Böylece Allah’ın diledikleri hariç göklerdekiler ve yerdekiler öldü / bayıldı. Sonra ona bir daha üflendi. Ardından bir de bakmışsın, onlar ayağa kalkmışlar ve bakıyorlar.

69. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlandı. Kitap ortaya kondu. Nebiler ve şahitler getirildi. Aralarında hak ile hüküm verildi ve onlar zulmedilmezler.

70. Her nefse yaptığının karşılığı tastamam verildi. O, onların yaptıklarını en iyi bilendir.

71. İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevk edildi. Nihayet ona (cehenneme) geldikleri zaman onun kapıları açıldı ve onun bekçileri onlara dedi ki: “Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran resuller gelmedi mi?” Onlar da dediler ki: “Evet, ama kâfirler için azap sözü hak oldu.”

72. Denildi ki: “İçinde sürekli kalanlar olarak cehennemin kapılarından girin! Büyüklenenlerin barınakları ne kadar da kötüdür!”

73. Rablerinden sakınanlar bölük bölük cennete sevk edildi. Nihayet ona (cennete) geldikleri zaman onun kapıları açıldı ve onun bekçileri onlara dedi ki: “Size selâm olsun. Temizlendiniz. Artık sürekli kalanlar olarak girin ona!”

74. Onlar da dediler ki: “Hamd, bize vaadini doğrulayan / yerine getiren ve bizi cennetten dilediğimiz yere konmak üzere bu yurda varis kılan Allah’a mahsustur. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”

75. Melekleri de, Rablerini hamd ile tesbih edip yücelterek, Arş’ın etrafını kuşatmış hâlde görürsün. Artık kulların arasında hak ile hüküm verilmiş ve denilmiştir ki: “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ankara escort izmir escort antalya escort eskişehir escort adana escort