Maide Suresi

MÂİDE SURESİ

Resmi Mushaf : 5 / İniş Sırası : 112 / Medîne’de inmiştir. / 120 âyettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin. İhramlı iken, avlanmayı helâl saymamak şartı ile size okunacaklar hariç, hayvanlardan dört ayaklı olanlar / davarlar size helâl kılındı. Şüphesiz Allah, istediğini hükmeder.

2. Ey îman edenler, Allah’ın alâmetlerini ve haram ayı ve kurbanı ve gerdanlık takılan işaretli hayvanları ve Rablerinden bir lütuf ve bir rıza arzu ederek, Beyti’l-Harâm’ı ziyarete gelenleri helal saymayın! (*) İhramdan çıktığınız zaman artık avlanın! Sizi Mescidi’l-Haram’dan men ettiler diye bir kavme beslediğiniz kin, sizi intikam almaya sürüklemesin! İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın ve günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın ve Allah’a karşı gelmekten sakının! Muhakkak ki Allah azabı şiddetli olandır.

(*) Helal saymayın demek bahsedilen hususların haklarını ihlal etmeyi helâl saymayın demektir. Bütün bunlara saygı gösterin manasına gelir.

3. Leş / ölü ve kan ve domuz eti ve Allah’tan başkası için, onunla boğazlanan ve boğulan ve vurulan ve yüksek yerden düşen ve boynuzlanan şey ve ölmeden yetişip kestikleriniz hariç canavarın yediği şey ve dikili taşlar üzerinde boğazlanan şey ve fal okları ile kısmet aramanız size haram edildi. Bu, yoldan çıkmadır. Bugün kâfirler dininizden umutsuzluğa düştüler, artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün dininizi kemale erdirdim ve sizin üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum. Artık kim açlık durumunda çaresiz kalırsa, günaha meyletmeksizin (haramlardan yiyebilir). Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

4. Sana kendilerine neyin helâl edildiğini sorarlar. De ki: “Size temiz şeyler helâl edildi. Allah’ın size öğrettiklerinden öğreterek, yetiştirdiğiniz avcı hayvanlar var ya, onların size tuttuğu şeyden, üzerine Allah’ın adını anarak yiyin! Allah’a karşı gelmekten sakının! Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.

5. Bugün size temiz şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâldır, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldır. İman eden kadınlardan namuslu olanları ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu kadınlar da, zinaya sapmayan ve gizli dost tutmayan namuslu erkekler olarak ücretlerini / mehirlerini verdiğiniz zaman size helâldır. Kim îmanı inkar ederse, o takdirde onun ameli boşa gitmiştir ve o, âhirette ziyan edenlerdendir.

6. Ey îman edenler, namaza kalktığınız zaman, yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı mesh edin! Eğer cünüp olursanız iyice temizlenin! Eğer hasta olduysanız veya seferdeyseniz veya sizden biri tuvaletten geldiyse veya kadınlara dokunduysanız bu durumda su da bulamadıysanız, o takdirde temiz toprağa teyemmüm edin, akabinde yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün! Allah sizin üzerinize hiç bir zorluk kılmayı istemez fakat sizi temizlemeyi ve üzerinize nimetini tamamlamayı ister. Umulur ki siz şükredersiniz.

7. Allah’ın, üzerinizdeki nimetini ve “İşittik ve itâat ettik.” dediğiniz zaman, O’na verdiğiniz misakını hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah göğüslere sahip olanı çok iyi bilendir.

8. Ey îman edenler, Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. bir kavme beslediğiniz kin, adaletli davranmanızın dışında bir şeye sizi sürüklemesin! Âdil olun, o, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdar olandır.

9. Allah, îman edenlere ve hayırlı işler yapanlara, onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat va’detti.

10. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler, işte onlar da alevli ateşin yaranıdırlar.

11. Ey îman edenler, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı gelmekten sakının! Mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.

12. And olsun ki, Allah İsrâîl oğullarından söz almıştı. Biz onlardan on iki nakıb / temsilci / başkan göndermiştik. Allah demişti ki: “Muhakkak ki ben sizinleyim. Elbette eğer namaz kılarsanız ve zekât verirseniz ve peygamberlerime îman ederseniz ve onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir ödünç verirseniz, kötülüklerinizi sizden mutlaka örterim ve sizleri altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Kim de içinizden bundan sonra inkâr ederse, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.

13. Sözlerini bozdukları şey sebebiyle onlara lâ’net ettik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar kelimeleri yerlerinden tahrif ediyorlar. Onlar kendilerine nasihat edilen şeyden nasip almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Onları affet, onlara aldırma. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.

14. “Biz Nasranileriz / Hıristiyanlarız.” diyenlerden de söz aldık. Onlar da kendilerine nasihat edilen şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de aralarına kıyâmet gününe kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah onlara yapıp üretmekte olduklarını haber verecektir.

15. Ey kitap ehli, kitaptan gizlemekte olduğunuzdan çoğu şeyi size açıklayan ve bir çoğunu da affeden elçimiz gelmiştir. Size Allah’tan bir nûr ve apaçık bir kitap da gelmiştir.

16. Allah rızasına uyan kimseyi, onunla selamet yollarına iletir ve onları karanlıklardan, izni ile aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.

17. Andolsun, “Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Meryem oğlu Mesih’i ve onun annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmeyi dileseydi, bu takdirde, kim Allah’tan bir şeye sahip olur?” Göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin mülkü / hükümranlığı Allah’a aittir. Dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir.

18. Yahûdîler ve Nasraniler (Hıristiyanlar) dediler ki: “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.” De ki: “Öyleyse size günahlarınız yüzünden niçin azâp ediyor? Hayır, bilâkis, siz onun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini bağışlar ve dilediğine azâp eder. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü / hükümranlığı Allah’a aittir ve dönüş O’nadır.

19. Ey kitap ehli, peygamberlerin kesildiği bir dönemde, “Bize müjdecilerden gelmedi ve uyarıcı da yoktu.” dersiniz diye, size gerçekleri açıklayan Resulumuz size gelmiştir. İşte size bir müjdeci ve bir uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye gücü yetendir.

20. Bir zamanlar Mûsa, kavmine dedi ki: “Ey Kavmim, Allah’ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Hani içinizde nebiler kıldı ve sizleri melikler yaptı ve size alemlerden hiç bir kimseye asla vermediğini verdi.”

21. “Ey kavmim, Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Arkanıza, eski halinize dönmeyin, sonra ziyana uğrayanlara dönüşürsünüz.”

22. Dediler ki: “Ey Mûsa, gerçekten orada zorlu bir kavim vardır ve muhakkak ki biz, onlar oradan çıkıncaya kadar, oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o takdirde şüphesiz biz de oraya gireriz.

23. Korkanlardan ve Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki adam dedi ki: “Onların üzerine kapıdan girin! Böylece oradan girerseniz, artık muhakkak ki siz, galiplersiniz. Eğer iman edenlerseniz, Allah’a tevekkül edin!”

24. Dediler ki: “Ey Mûsa, onlar orada oldukları sürece, biz oraya hiçbir zaman girmeyeceğiz. Sen ve senin Rabbin gidin de ikiniz savaşın! Muhakkak ki biz, işte burada oturanlarız.”

25. Dedi ki: “Rabbim, muhakkak ki ben, kendimden ve kardeşimden başka bir şeye malik değilim. Artık bizimle ve bu fâsıklar topluluğunun arasını ayır!”

26. Dedi ki: “Şüphesiz orası, onlara kırk sene haram edilmiştir. Onlar o yerde sersem sersem dolaşacaklar. Artık sen o fâsıklar topluluğuna üzülme!”

27. Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku! Hani birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul olunmuş ve diğerinden kabul olunmamıştı. “Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi.  O da dedi ki: “Allah ancak kendine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder.”

28. Yemin olsun ki, eğer beni öldürmek için bana elini uzatırsan, ben de seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Şüphesiz ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.

29. Muhakkak ki ben, benim günahımı ve senin günahını yüklenmeni, böylece ateşin arkadaşlarından olmanı istiyorum. İşte bu, zâlimlerin cezasıdır.

30. Böylece nefsi ona, kardeşini öldürmeye boyun eğdirdi de onu öldürdü. Böylece ziyan edenlerden oldu.

31. Bunun üzerine Allah, ona bir karga gönderdi.  Kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeliyordu. Dedi ki: “Eyvah, yazık bana! Bu karga gibi olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi kaldım?” Böylece pişman olanlardan oldu.

32. İşte bundan dolayı İsrâîl oğullarına yazdık ki: “Şüphesiz ki kim, bir cana karşılık veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın, bir cana kıyarsa, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu diriltirse, sanki bütün insanları diriltmiş gibidir.” Yemin olsun ki, elçilerimiz onlara apaçık deliller getirmişti. Sonra, muhakkak ki onların çoğu, bundan sonra yeryüzünde, gerçekten aşırı gidenler oldular.

33. Allah ve O’nun Resûlüne savaş açan ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışan kimselerin  cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada rezilliktir ve onlar için ahirette de büyük bir azâp vardır.

34. Ancak kendilerini yenip ele geçirmeden önce tevbe edenler hariç. Bilin ki, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

35. Ey îman edenler, Allah’a karşı gelmekten sakının ve ona vesile arayın ve O’nun yolunda cihâd edin! Umulur ki kurtuluşa erenler olursunuz.

36. Muhakkak ki inkar eden kimseler, eğer yeryüzündekilerin hepsi ve onunla beraber onun bir misli, şüphesiz onların olsa, kıyâmet gününün azabından dolayı onunla fidye verseler, onlardan kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azâp vardır.

37. Ondan çıkacak olmadıkları halde, ateşten çıkmak isterler. Onlar için kalıcı bir azâp vardır.

38. Erkek hırsız ve kadın hırsız! Kazandıkları şey sebebiyle, Allah’tan ibret verici bir ceza olarak, o ikisinin ellerini kesin! Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

39. Kim de zulmünden sonra tevbe ederse ve ıslâh olursa, o takdirde, şüphesiz ki Allah, onun tevbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

40. Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmedin mi? Dilediği kimseye azap eder ve dilediği kimse için bağışlar. Allah her şeye kâdirdir.

41. Ey Peygamber, kalpleri iman etmediği halde, ağızlarıyla “Biz iman ettik.” diyen kimselerden ve yalan için dinleyen, sana gelmeyen başka bir topluluk için dinleyen, yahudi kimselerden, inkarda yarışanlar seni üzmesin. Onlar kelimeyi yerli yerinde söylenmesinin ardından tahrif ederler. Derler ki: “Size bu verilirse, o takdirde alın ve eğer o verilmezse de sakının!” Allah, kimi şaşırtmayı isterse artık sen, onun için Allah’tan bir şeye sahip olamazsın. İşte onlar, Allah’ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada bir rezillik vardır ve onlar için âhirette büyük bir azâp vardır.

42. Onlar yalanı çokça dinleyenlerdir, haramı çokça yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir! Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver! Muhakkak ki Allah adaletli olanları sever.

43. İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat, onların yanındayken, nasıl seni hakem tutuyorlar sonra da bunun ardından yüz çeviriyorlar? Onlar, iman eden kimseler değildirler.

44. Muhakkak ki biz, içinde hidâyet ve nûr olan Tevrat’ı indirdik. Allah’a teslim olan nebiler, Yahûdîler için, onunla hüküm verir. Kendini Rabb’e adayanlar ve alimler de Allah’ın Kitabı’ndan korumakla görevli olduklarıyla hüküm verir. Onun üzerine şahit idiler. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir pahaya satmayın! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

45. Ve biz onlara, onun içinde / Tevrat’ta, cana can ve göze göz ve buruna burun ve kulağa kulak ve dişe diş ve yaralar kısastır / karşılıklıdır diye yazdık. Artık onu kim bağışlarsa, bu takdirde o, kendisi için bir kefarettir. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.

46. Onların izi üzerine, Meryem oğlu Îsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik edici olarak arkasından gönderdik ve ona içinde hidâyet ve nûr olan ve önündeki Tevrat’ı tasdik edici ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidâyet ve bir öğüt olmak üzere İncil’i verdik.

47. İncil sahipleri Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmez ise, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.

48. Sana onun önündeki kitabı tasdik edici olarak ve onun üzerine koruyucu olarak kitabı hak ile indirdik. Artık sen de aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet! Haktan sana gelenden (ayrılıp da) onların arzularına uyma! Sizden herkes için bir şerîat ve bir yol kıldık. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi bir tek ümmet kılardı. Ancak size verdiklerinde sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse hayırlarda yarışın! Dönüşünüz hepberaber Allah’adır. O zaman hakkında tartışıyor olduğunuz şeyleri, size haber verir.

49. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların keyiflerine uyma ve Allah’ın sana indirdiği şeylerin bazısından, seni saptırırlar diye onlardan sakın! Eğer yüz çevirirlerse, o zaman bil ki, ancak Allah, günahlarının bir kısmı sebebiyle onlara (bir belâ) isabet ettirmek ister. Şüphesiz insanların çoğu gerçekten fâsıklardır.

50. Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü arıyorlar? İyi anlayan bir topluluk için hükmü Allah’tan daha güzel olan kimdir?

51. Ey îman edenler, Yahûdî ve Nasranileri / Hıristiyanları dostlar edinmeyin! Onların bazısı, bazısının dostlarıdır. İçinizden kim onları dost eylerse, şüphesiz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu hidâyete erdirmez.

52. Kalplerinde hastalık olan kimseleri, onların arasında koşuşturuyor görürsün. Derler ki: “Bize bir felaket isabet eder diye korkuyoruz.” Belki de Allah kendi katından bir fetih veya bir iş getirir de içlerinde gizledikleri o şeye pişman olurlar.

53. İman eden kimseler derler ki: “Bunlar mı kesinlikle sizinle beraber olduklarına dair, güçlü yeminleriyle Allah’a yemin eden kimseler?” Onların amelleri boşa gitti böylece ziyan edenler oldular.

54. Ey îman edenler, sizden kim dîninden dönerse, Allah yakında bir topluluk getirecek ki onları sever ve onlar da O’nu severler, iman edenlere alçak gönüllüdürler, inkâr edenlere de izzetlidirler, Allah yolunda cihâd ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

55. Sizin dostunuz ancak Allah’tır ve O’nun Resûlüdür ve iman eden kimselerdir ve namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren kimselerdir ve onlar rüku edenlerdir.

56. Kim Allah’ı ve O’nun Resûlünü ve îman eden kimseleri dost eylerse, şüphesiz ki Allah’ın taraftarları galip olanlardır.

57. Ey îman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi eğlence ve oyun edinen kimseleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer iman edenler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.

58. Namaza çağırdığınız zaman onu eğlence ve oyun edindiler. İşte bu, onların akıl etmeyen bir topluluk olmaları sebebiyledir.

59. De ki: “Ey Kitap ehli, sadece Allah’a ve bize indirilene ve önceden indirilene îman ettik diye mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Şüphesiz sizin çoğunuz fasıklarsınız.”

60. De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah’ın kendisini lanetlediği ve kendisine gazap ettiği ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı kimseler ve tağuta tapanlardır. İşte onlar yer bakımından daha kötü durumdadır ve doğru yoldan tamamen sapmışlardır.

61. Onlar size geldikleri zaman derler ki: “Îman ettik.” Halbuki onlar küfürle girmişler ve onunla çıkmışlardır. Allah gizlemekte olduklarını çok iyi bilir.

62. Onlardan çoğunun günahta ve düşmanlıkta ve haram yemekte yarıştıklarını görürsün. Gerçekten yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

63. Kendini Rabb’e adayanların ve alimlerin, onları günah söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Gerçekten yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

64. Yahudiler dedi ki: “Allah’ın eli sıkıdır / bağlıdır.” Onların elleri bağlansın ve söyledikleri sebebiyle lanetlensinler! Bilâkis onun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Rabbinden sana indirilen şey, gerçekten, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfürlerini artırır. Biz de aralarına kıyâmete kadar düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürdü. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için koşuştururlar. Allah bozguncuları sevmez.

65. Eğer gerçekten kitap ehli îman etselerdi ve sakınsalardı, gerçekten onların günahlarını onlardan örterdik ve gerçekten onları nimet cennetlerine sokardık.

66. Eğer onlar Tevrat’ı ve İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni tatbik etselerdi, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi. Onlardan ılımlı bir cemâat vardır. Onlardan çoğunun yapmakta oldukları ne kötüdür!

67. Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer yapmazsan bu takdirde onun mesajını iletmedin demektir. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.

68. De ki: “Ey kitap ehli, sizler Tevrat’ı ve İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tatbik edene kadar, hiçbir şey üzere değilsiniz.” Elbette Rabbinden sana İndirilen şey, onlardan bir çoğunun taşkınlık ve inkârını, mutlaka arttırır. Öyleyse kâfirler topluluğuna üzülme!

69. Muhakkak ki iman edenler ve Yahudiler ve Sabiiler ve Nasranilerden, kim Allah’a ve âhiret gününe iman ettiyse ve hayırlı iş yaptıysa, o takdirde onlara korku yoktur ve onlar üzülmezler.

70. Gerçekten biz, İsrâîl oğullarından bir söz almıştık ve onlara peygamberler göndermiştik. Ne zaman bir peygamber, canlarının arzu etmediği bir şeyi, onlara getirdiyse, bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürüyorlardı.

71. Fitne olmayacak sandılar da kör oldular ve sağır oldular. Sonra Allah tevbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör oldular ve sağır oldular. Allah yapmakta olduklarını hakkıyla görendir.

72. Gerçekten “Muhakkak ki Allah, Meryem Oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuştur. Halbuki Mesih dedi ki: “Ey İsrâîl oğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabhiniz olan Allah’a kul olun! Muhakkak ki kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varış yeri ateştir ve zalimler için yardımcılardan kimse yoktur.”

73. Gerçekten “Muhakkak ki Allah üçün üçüncüsüdür.”  diyenler kâfir olmuştur. İlah olarak, bir olan ilah’tan başkası yoktur ve eğer söylemekte oldukları şeyden asla vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkar eden kimselere, mutlaka acıklı bir azâp dokunur.

74. Halâ Allah’a tevbe etmiyorlar ve ondan günahlarının bağışlanmasını dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

75. Meryem oğlu Mesih bir peygamberden başkası değildir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi de çok doğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bak! Ayetleri onlara nasıl açıklıyoruz? Sonra bak! Nasıl döndürülüyorlar?

76. De ki: “Allah’ın dûnundan / astlarından, size zarar ve fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

77. De ki: “Ey kitap ehli, dininizde haksız yere aşırı gitmeyin ve önceden sapmış ve çoğunu saptırmış ve yolun doğrusundan / orta yoldan sapmış bir kavmin arzularına uymayın!”

78. İsrâîl oğullarından inkar edenler Dâvûd’un ve Meryem oğlu Îsa’nın dili üzere lanetlendiler. Bu, başkaldırmaları ve sınırı aşmaları sebebiyledir.

79. Onlar yaptıkları kötülükten birbirlerini vazgeçirmezlerdi. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

80. Onlardan çoğunun, inkar edenleri dost eylediklerini görürsün. Nefislerinin onlara takdim ettiği şey ne kötüdür ki Allah onlara gazap etti ve onlar azapta sürekli kalacak olanlardır.

81. Eğer onlar, Allah’a ve nebiye ve ona indirilene îman ediyor olsaydılar, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasıklardır.

82. Şüphesiz iman eden kimselere düşmanlıkta, Yahûdîleri ve şirk koşan kimseleri, insanların en şiddetlisi olarak bulursun. Şüphesiz, iman eden kimselere sevgi bakımından, “Muhakkak ki biz Nasranileriz.” diyenleri de onların en yakını olarak bulursun. Bu onlardan keşişlerin ve rahiplerin olması ve şüphesiz onların kibirlenmemeleri sebebiyledir.

83. Onlar Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman, hak olandan bildikleri şeyden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz, îman ettik. Artık bizi şahitlerle beraber yaz!”

84. Bize ne oldu da Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken, Allah’a ve bize haktan gelene iman etmeyelim?

85. Allah da onlara dediklerine karşılık olarak altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler verdi. İşte bu, iyilerin karşılığıdır.

86. İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar! İşte onlar da cehim’in / cehennemin arkadaşlarıdır.

87. Ey îman edenler, Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram etmeyin ve sınırı aşmayın! Şüphesiz Allah, sınırı aşanları sevmez.

88. Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden, helâl ve temiz olarak yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının!

89. Allah sizi yeminlerinizdeki lağv’dan / bilmeyerek boş yere ettiğiniz sözden dolayı sorumlu tutmaz ancak yeminleri bile bile akd ettiğinizden / bağladığınızdan dolayı sorumlu tutar. Onun kefareti de ailenize yedirdiğinizin ortasından on yoksulu yedirmek veya onları giydirmek veya bir köle azat etmektir. Kim bunları buladıysa, o takdirde üç gün oruç tutsun! İşte bu, ant içtiğiniz zaman, yeminlerinizin kefaretidir. Yeminlerinizi koruyun / muhafaza edin! İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Umulur ki şükredersiniz.

90. Ey îman edenler, şüphesiz içki ve kumar ve dikili taşlar ve fal okları şeytanın işinden birer pisliktir. Öyleyse ondan uzak durun / kaçının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

91. Ancak şeytan içkide ve kumarda aranıza düşmanlık ve kin düşürmeyi ve sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymayı ister. Artık siz vazgeçenlersiniz değil mi? / Artık vazgeçtiniz değil mi?

92. Allah’a itaat edin ve Resul’e itaat edin ve sakının! Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ancak Resulümüze düşen, açıkça tebliğ etmektir.

93. İman edenlere ve hayırlı işler yapanlara, Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri ve hayırlı işler yaptıkları, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri zaman, daha önce tatmış olduklarından (içki, kumar, dikili taşlar, fal oklarından) dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.

94. Ey iman edenler! Şüphesiz Allah, kendisinden, görmediği hâlde korkan kimseyi bilmek için, ellerinizin ve mızraklarınızın ona eriştiği avdan bir şeyle, elbette Allah sizleri dener. Kim bundan sonra aşırı giderse, ona acıklı bir azâp vardır.

95. Ey îman edenler, ihramlı iken av öldürmeyin! Sizden kim onu kasten öldürürse, o takdirde karşılığı, Ka’be’ye ulaşacak bir kurban olarak, öldürdüğü hayvanın misli kadardır ki ona da sizden adalet sahibi iki kişi hükmeder veya kefareti, yoksulları doyurmadır veya bunun dengi bir oruçtur. Yaptığı işin vebalini tatması içindir. Allah geçmişte olanları bağışladı. Kim de geriye dönerse, o takdirde Allah ondan intikâm alır. Allah mutlak gâlibtir, intikâm sâhibidir.

96. Deniz avı ve yemeği, size ve yolculara bir fayda olmak üzere helal kılındı. İhramlı bulunduğunuz sürece kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.

97. Allah Haram Ev olan Kabe’yi ve hürmetli ayı ve kurbanı ve gerdanlıkları, insanlar için bir dayanak (maddi ve manevi kalkınma vesilesi) kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah’ın her şeyi hakkıyla bilen olduğunu bilmeniz içindir.

98. Bilin ki, Allah cezası şiddetli olandır ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

99. Resule düşen şey, sadece tebliğ etmektir. Allah açıkladığınızı ve gizlediğinizi bilir.

100. De ki: “Pis olan ve temiz olan bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile. Öyleyse ey akıl ve gönül sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

101. Ey iman edenler, eğer size açıklanırsa, hoşunuza gitmeyen şeyler hakkında sormayın! Eğer Kur’ân indirilirken onun hakkında sorarsanız, size açıklanır. Allah onları affetti. Allah çok affeden ve suçları örten, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.

102. Gerçekten sizden önce bir kavim onları sormuştu. Sonra da onlar sebebiyle inkar edenler olmuşlardı.

103. Allah Bahiyra’den ve Saibe’den ve Vasiyle’den ve Ham’dan (*) hiç birini (meşru) kılmadı. Ancak inkar edenler Allah’a karşı yalan iftira ederler. Onların çoğu akıl erdiremezler.

(*) Bahiyra: Kulağı yarılan dişi deve, Saibe: Serbest bırakılan dişi deve, Vasiyle: İkiz doğuran dişi davar, Ham: Dölünden on deve meydan gelmiş olan erkek deve gibi hayvanlar hakkında din olarak görülen (putlara adamak, yük vurmamak, kesmemek, yememek ve binmemek üzere salıvermek gibi) batıl inançlar

104. Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e gelin!” denildiği zaman, dediler ki: “Babalarımızı onun üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Onların babaları bir şey bilmiyor ve doğru yola girmiyor olsaydılar bile mi?

105. Ey îman edenler, siz kendinize bakın! Siz doğru yolu bulduğunuz zaman, sapan kimse size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmakta olduğunuz şeyleri size haber verir.

106. Ey îman edenler! Birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet esnasında aranızdaki şahadet, sizden iki adalet sâhibi kişidir veya eğer siz, yeryüzünde sefer ettiniz de size ölüm musibeti isabet etmişse, sizden olmayan iki başka kişidir. Eğer şüphe ederseniz, o ikisini namazdan sonra alıkoyarsınız. Böylece o ikisi: “Akraba olsaydı bile, onu (yemini) bir bedel karşılığında satmayız. Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz. Muhakkak ki biz, o zaman elbette günahkârlardan oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.

107. Eğer o ikisinin bir günah işledikleri anlaşılırsa, o zaman haksızlığa uğrayanlardan, daha layık başka iki kişi, onların yerine geçer. Böylece o ikisi: “Elbette bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden daha doğrudur ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik. O zaman biz mutlaka zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.

108. İşte bu, şahitliği gereği gibi, lâyık olduğu veçhiyle yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra yeminler kabul edilmez diye korkmaları bakımından daha uygundur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin! Allah fasıklar topluluğuna hidayet etmez.

109. Allah, peygamberleri topladığı gün der ki: “Size ne cevap verildi?” Dediler ki: “Bizim bilgimiz yoktur. Muhakkak ki sen, sen gaipleri en iyi bilensin.”

110.  Hani o zaman Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu Îsa, senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla! Hani seni Ruhul Kudüs ile desteklemiştim. Sen beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun. Hani sana Kitabı ve Hikmeti ve Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Hani sen benim iznimle çamurdan kuş şekli gibi bir şey yaratıyordun da onun içine üflüyordun. Böylece benim iznimle kuş oluyordu. Benim iznimle anadan doğma körü ve abraşı iyi ediyordun. Hani benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. Hani İsrâîl oğullarını senden çekmiştim. Hani sen onlara açık deliller / mucizeler getirmiştin de onlardan inkar edenler demişti ki: “Bu, ancak açık bir sihirdir.”

111. Hani Havarilere: “Bana ve peygamberime îman edin!” diye vahyetmiştim. “Îman ettik ve gerçekten bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol!” demişlerdi.

112. Hani o zaman Havariler demişlerdi ki: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin üzerimize gökten bir sofra indirebilir mi?” O da demişti ki: “Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının!”

113. Dediler ki: “Biz ondan yemeyi ve kalplerimizin tam olarak tatmin olmasını / yatışmasını ve bize kesinlikle doğru söylediğini bilmeyi ve onun üzerine şahitlerden olmayı istiyoruz.”

114. Meryem oğlu Îsa dedi ki: “Allah’ım, Rabbimiz, bizim için, öncemize ve sonramıza bir bayram olmak üzere ve senden bir mu’cize olarak, üzerimize gökten bir sofra indir! Bize rızık ver! Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.

115. Allah dedi ki: “Muhakkak ki ben, üstünüze onu indirenim. Artık sizden sonra kim inkar ederse, şüphesiz ki ben, alemlerden hiçbir kimseye azap etmediğim bir azapla ona azap edenim.”

116. O zaman Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu Îsa, insanlara “Beni ve annemi Allah’ın dûnundan / astlarından iki ilâh edinin!” diye sen mi söyledin? Dedi ki: “Seni tenzih ederim. Benim hakkım olmayan bir şeyi söylemek, benim için olmaz. Eğer onu demiş olsaydım, şüphesiz sen onu bilirdin. Nefsimdekini bilirsin ve bense nefsindekini bilmem. Muhakkak ki sen, sen gaipleri en iyi bilensin.”

117. Onlara onu, “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!” diye bana emrettiğin şeyden başkasını söylemedim. İçlerinde olduğum sürece, üzerlerine bir şâhittim. Sen beni vefat ettirince, onların üzerindeki gözcü sendin. Sen her şeye şahitsin.”

118. “Eğer onlara azâp edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen, sen mutlak gâlib, hüküm ve hikmet sâhibisin.”

119. Allah dedi ki: “Bu, doğru olanlara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, orada sürekli olarak, sonsuza kadar kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan râzı oldu ve onlar da ondan râzı oldular. İşte bu, büyük kurtuluştur.

120. Göklerin ve yerin ve onlardaki şeylerin mülkü Allah’a aittir. O, her şeye kadirdir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir