Nisa Suresi

NİSA SURESİ

Resmi Mushaf : 4 / İniş Sırası : 98

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefsten yaratan ve ondan da onun eşini yaratan ve o ikisinden pek çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize, karşı gelmekten sakının! Onunla birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve rahimlerden (*) sakının! Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözeticidir.

(*) Rahimler, akrabalar, yakınlar demektir ki burada akrabalık bağlarını koparmaktan sakının buyurulmaktadır.

2. Yetimlere mallarını verin ve temizle pisi değişmeyin ve yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin! Muhakkak ki o, büyük bir günahtır.
3. Eğer yetimler konusunda adil olamazsınız diye korktuysanız o takdirde kadınlardan, ikişer ve üçer ve dörder olarak, sizin için hoş olanı, bu durumda da eğer adaleti koruyamazsınız diye korktuysanız, o takdirde tek bir kadını veya ellerinizin sahip olduğunu (*) nikahlayın! İşte bu, haksızlığa sapmamanıza daha uygundur.

(*) Ellerinizin sahip olduğu demek Cariyeleriniz demektir. Cariye, savaşda esir edilen kadına denir. Köle ise esir edilen erkeğe denir.

4. Kadınlara mehirlerini gönülden, seve seve verin! Fakat eğer kendileri, ondan bir şeyi, size bağışladılarsa, artık onu içinize sinerek, afiyetle yiyin!
5. Allah’ın sizin için ayakta durmanıza vesile / geçim kaynağı kıldığı mallarınızı, aklı ermeyene vermeyin! Onun içinde, onları rızıklandırın ve onları giydirin ve onlara güzel söz söyleyin!
6. Yetimleri, nikah çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin. Ozaman onlarda bir rüşd / bir yeterlilik hissederseniz, o taktirde mallarını onlara teslim edin. Büyürler diye israf ederek ve aceleye getirerek onu (mallarını) yemeyin. Zengin olan kimse iffetli olsun ve fakir olan kimse de örfe uygun olarak yesin. Nihayet onlara mallarını geri verdiğiniz zaman, onlara karşı şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
7. Ana baba ve akrabanın geriye bıraktığından erkeklere bir pay vardır. Ana baba ve akrabanın geriye bıraktığından, ondan az veya çok farz kılınmış bir pay olan şeyden, kadınlara da bir pay vardır.
8. Miras taksiminde yakınlık sahipleri, yetimler, yoksullar hazır bulunduğunda, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.
9. Ve ürperip titresinler! O kimseler ki, arkalarında zayıf aile fertleri bırakmış olsalardı, onlar için korkarlardı. O halde, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.
10. Muhakkak ki, zulmederek yetimlerin mallarını yiyenler, sadece karınlarında ateş yerler ve yakında alevli ateşe yaslanacaklar / atılacaklar.
11. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu tavsiye eder: Erkek için, iki dişinin payı kadar. Eğer kadınlar ikiden fazla iseler o takdirde bırakılanın üçte ikisi onlara aittir. Eğer o (kadın) bir tek ise, yarısı onundur. Eğer onun (Ölenin) çocuğu varsa, geriye bıraktığından onun anne babası için, o ikisinden her biri için altıda bir vardır. Eğer onun (ölenin) çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı olduysa, bu durumda annesine üçte bir vardır. Eğer kardeşleri varsa bu takdirde annesine, altıda bir vardır. Yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız, hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan bir farzdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
12. Eğer onların (kadınların) hiç çocuğu yoksa, eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir. Fakat eğer onların (kadınların) çocuğu varsa o takdirde dörtte biri sizindir. Yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır.  Ve eğer sizin hiç çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (kadınlarındır), fakat eğer çocuğunuz varsa o taktirde bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (kadınlarındır). Yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır.  Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının çocuğu ve anne babası yoksa (*), erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu taktirde o ikisinden her biri için altıda bir vardır. Fakat eğer bundan fazla iseler, o takdirde onlar üçte birde ortaktırlar. Zarar vermeksizin yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır. Allah’tan bir vasiyettir. Allah en iyi bilendir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.

(*)“Kelaleten” demek kişinin evlâdı veya anne ve babası olmaması, kardeşi, dayısı veya amcası gibi ikinci derece yakınların olması demektir.

13. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse onu, içinde sürekli kalacaklar olarak, altından nehirler akan cennetlere koyar. İşte bu, en büyük başarıdır.
14. Ve kim de Allah’a ve onun resulüne karşı gelirse ve O’nun sınırlarını aşarsa onu, içinde sürekli kalmak üzere ateşe koyar.Ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.
15. Kadınlarınızdan çirkin, iğrenç bir iş yapanlara (*) gelince, onların aleyhine içinizden dört erkek şahit getirin. Eğer tanıklık ederlerse, ölüm canlarını alıncaya veya Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun.

(*) Eşcinsellik / sevicilik yapan kadınlara

16. Sizden onu (*) yapan iki erkeğe gelince, o ikisine eziyet edin. Eğer bu ikisi tövbe eder ve durumlarını düzeltirlerse artık o ikisinden vazgeçin. Muhakkak ki Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

(*) Eşcinsellik yapan iki erkeğe

17. Ancak Allah’a göre tövbe, cahillikle kötü bir iş yapan, sonra hemen ardından  tövbe eden kimseler içindir ki işte o kimseler var ya, Allah onların tövbesini kabul eder. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
18. Ölümün onlara geldiği, “Muhakkak ki ben şimdi tövbe ettim.” dediği zamana kadar kötülükler yapan kimseler için tövbe yoktur ve inkar edenler oldukları halde ölenlere de yoktur. İşte onlar var ya, onlar için acı bir azap hazırladık.
19. Ey iman edenler! Kadınları miras yoluyla zorla almanız (*) sizin için helal değildir. Onlara verdiğiniz şeylerin bir kısmını alıp götürmek için, kanıtlanmış açık bir fuhuş yapmaları dışında onları sıkıştırmayın ve onlarla, güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır kılar.

(*) “Kadınları miras yoluyla zorla almanız sizin için helal değildir.” demek “Ey îman edenler kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir.” demektir. Ayetin indiği o dönemlerde Araplar arasında bir adam öldüğü zaman onun da birinci sınıf bir mirasçısı olursa elbisesini karısının üzerine atar ve “Onu almaya en haklı benim.” derdi. Sonra da isterse onunla ilk mehri ile evlenir, isterse onu başkasıyla evlendirir ve mehrini alırdı. İsterse de kocasından miras kalan şeyi fidye olarak vermesi için onu evlenmekten engellerdi. İşte bunlardan men edildiler.

20. Bir eşin yerine başka bir eş almak istediyseniz, onlardan birine kantarlarca vermiş olsanız da ondan hiç bir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık bir günah işleyerek onu geri mi alacaksınız?
21. Birbirinizle kaynaşmışken ve onlar sizden sağlam bir söz almışken nasıl onu geri alabilirsiniz?
22. Geçmişte olmuş olanlar hariç, kadınlardan, babalarınızın nikahladığını nikahlamayın! Muhakkak ki o, edepsizlikti, (Allah’ın) hışm(ı) idi ve iğrenç bir yoldu.
23. Analarınız ve kızlarınız ve kızkardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve erkek kardeş kızları ve kızkardeş kızları ve sizi emziren süt anneleriniz ve süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileriyle birleştiğiniz karılarınızdan olan, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız ki eğer onlarla (üvey kızların anneleriyle) hiç birleşmediyseniz, üzerinize bir günah yoktur ve kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız, geçmişte olmuş olanlar hariç, size haram kılındı. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
24. Ve ellerinize geçenler (*) dışında, kadınlardan evli olanlar da. Üzerinize Allah’ın yazdığıdır. Zinâ edenler olmadan, iffetli olarak, mallarınızla isteyeceğiniz, bunların ötesinde olanlar, sizin için helâl kılındı. O halde onlardan, onunla (mehirle) yararlanmanıza karşılık, ücretlerini (mehirlerini) bir farz olarak onlara verin. Farz olanın ardından onunla (mehirle) ilgili karşılıklı anlaşmada üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(*) Savaşta tutsak olarak ele geçirilen cariyeler

25. Sizden kim namuslu mü’min kadınları nikahlayacak bir bolluğa sahip olmazsa, sağ ellerinizin malik olduğu genç mü’min cariyelerinizden (alsın). Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Kiminiz kiminizdensiniz. Onları ailelerin izni ile, zinadan uzak duran ve gizlice dost edinmeyen iffetli kadınlar olmaları şartıyla nikahlayın ve onlara ücretlerini / mehirlerini örfe uygun olarak verin. Onlar evliyken eğer fuhuş yaparlarsa, onların üzerine, cezadan yana, namuslu hür kadınlara verilenin yarısı vardır. Bu, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
26. Allah size açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
27. Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister ve şehvetlerine tabi olan kimselerse büyük bir meyille meyletmenizi / sapmanızı ister.
28. Allah sizden hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
29. Ey inananlar! Mallarınızı aranızda batılla yemeyin. Kendi rızanızla yaptığınız bir ticaret olursa başka. Kendinizi öldürmeyin / canlarınıza kıymayın / intihar etmeyin. Muhakkak ki Allah, size çok merhametlidir.
30. Kim düşmanlık ve zulüm olarak bunu (intiharı) yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah’a kolaydır.
31. Eğer kendisinden yasaklandığınız şeylerin büyüklerine uzak durursanız, sizin günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir giriş yerine sokarız.
32. Allah’ın bazınızı bazınıza onunla üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir nasip vardır ve kadınlara da kazandıklarından bir nasip vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Muhakkak ki Allah, her şeyi çok iyi bilendir.
33. Anne babanın ve akrabaların geriye bıraktığı şeylerin hepsi için varisler kıldık.  Yeminlerinizin bağladığı / ilgili kıldığı kimselere de paylarını onlara verin. Muhakkak ki Allah her şeye şahittir.
34. Erkekler, Allah’ın bazısını bazısına üstün kıldığı şeyler sebebiyle ve mallarından harcadıkları şeyler sebebiyle kadınların üzerine koruyup gözetenlerdir. İyi kadınlar itaat edenlerdir, Allah’ın koruduğu / korunmasını emrettiği şeyler ile gayb için (*) koruyucu olanlardır. Dikbaşlılık ve huysuzluklarından / sadakatsizliklerinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin ve onları yataklarda yalnız bırakın ve onlara vurun / onları evden çıkarın / başka bir yere gönderin. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah yücedir, büyüktür.

(*) Ayetteki gayb kelimesi kocalarının yokluğunda demek olup li harfi de kadının, kocasının sırlarını, malını ve kendi namusunu korumak gibi korunması lazım olan görevleri belirtir. Böylece mana şöyle olur: “ Kocasının yokluğunda onun sırlarını, malını ve namusunu muhafaza eder.”

35. Eğer ikisinin aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin. Bu ikisi, barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları muvaffak / başarılı kılacaktır. Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
36. Allah’a kulluk edin. O’na bir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya, akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, ellerinizin malik olduklarına iyilik edin. Muhakkak ki Allah, kendini büyük gören, çok öğünen kimseyi sevmez.
37. Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın lütfundan, onlara verdiğini saklarlar. İnkar edenler için zelil edici bir azap hazırladık.
38. Onlar ki insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcarlar ve Allah’a inanmazlar ve ahiret gününe de inanmazlar. Her kim de, şeytan ona arkadaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaştır.
39. Onlara ne olurdu, keşke Allah’a ve ahiret gününe iman etseler ve Allah’ın onları rızıklandırdığı şeylerden dağıtsalardı. Allah onları bilmekteydi.
40. Muhakkak ki Allah zerre miktar zulüm yapmaz. Bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve katından büyük bir mükafat verir.
41. Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz zaman ve seni de şunların üzerine bir şahit olarak getirdiğimizde (halleri) nasıl olacak?
42. O gün, inkar eden ve Resule asilik yapan kimseler, toprağa karışıp gitmeyi isterler ve Allah’tan hiç bir sözü gizleyemezler.
43. Ey iman edenler! Sarhoş olduğunuz halde, söylediğiniz şeyi bilinceye kadar ve cünüpken, yolculuk halinde olmanız hariç, gusül abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olduysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biri tuvaletten geldiyse veya kadınlara dokunduysanız akabinde hiç su bulamadıysanız, o takdirde temiz bir toprağa teyemmüm edin sonra yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Muhakkak ki Allah, affedendir, bağışlayandır.
44. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilen kimselere bakmadın mı? Sapkınlığı satın alıyorlar ve yolu sapıtmanızı istiyorlar.
45. Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Allah bir dost olarak yeter ve Allah yardımcı olarak yeter.
46. Yahudi olan kimselerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden tahrif ederler ve dillerini eğip bükerek ve din hakkında yergiler yaparak derler ki: (*) “ İşittik ve isyan ettik / sıkı tuttuk. Dinle! İşitilmez olası ve bizi güt / bizi gözetle!” Eğer onlar deselerdi ki: “ İşittik ve itaat ettik ve işit ve bize bak!” Kesinlikle onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat inkarları sebebiyle Allah onları lanetledi Artık pek azı hariç, inanmazlar.

(*) Burada, bir kısım Yahudilerin, başka manaya da gelen bazı kelimeleri, yergi maksatlı kullanmaları söz konusudur. “Asâ” hem isyan etmek hem de değneği tutar gibi sımsıkı tutmak anlamına gelir. Bunun yerine “eta’na” (itaat ettik) kullanılması daha doğru olurdu. Bir diğeri de “raîna” (bizi gözetle veya bizi güt) kelimesidir ki yan manasında iğneleme vardır. Kelimeyi eğerek, bükerek telaffuz edince “Bizim çoban, haydi bizi güt!” manasına gelir. Bunun yerine de “unzurna” önerilir ki “bize bak” dışında başka manası yoktur. Böyle yapmaları kasıtlıdır ve alay etmek içindir. Ayette bu davranışları yerilmektedir.

47. Ey kitap verilenler! Bir takım yüzleri silip de arkaları üzere çevirmemizin veya Sebt (Cumartesi) Ashabı’nı lanetlediğimiz gibi onları da lanetlememizin öncesinden, yanınızda olan için tasdik edici olarak indirdiğimize inanın. Allah’ın emri sürekli yapılan olmuştur.
48. Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun aşağısındaki şeyleri, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, gerçekten büyük bir günah olarak, iftira etmiştir.
49. Kendilerini temize çıkaran kimselere bakmadın mı? Hayır! Bilâkis, Allah dilediği kimseyi temize çıkarır ve bir hurma lifi kadar zulmedilmez.
50. Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar? Bu apaçık bir günah olarak ona yeter.
51. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilen kimselere bakmadın mı? Cibt’e (*) ve tağuta (*) iman ediyorlar ve inkar eden kimseler için diyorlar ki: “ Bunlar iman eden kimselerden yol bakımından daha doğrudurlar.”

(*) Cibt müşriklerin taptığı bir putun adıydı. Sonraları Allah’tan başka tapılan her şey için de kullanıldı. Kayıtlarda cibs olarak geçer. Manası “hayırsız şey” demektir. Kelimenin sonundaki sin sonradan te’ye dönüştü. Tağut ise mâbut olsun başka bir şey olsun her türlü bâtıla denir ki Allah’tan başka kulluk edilenler demek olup şeytan’ın dostları için kullanılır.

52. İşte onlar, Allah’ın kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse, artık onun için asla bir yardımcı bulamazsın.
53. Yoksa onların mülkten (Allah’ın hükümranlığından) bir nasibi mi var? Eğer öyle olsa, insanlara bir çekirdek vermezler.
54. Yoksa insanları, Allah’ın lütfundan onlara verdiği şeyler yüzünden kıskanıyorlar mı? İbrahim Ailesi’ne Kitap’ı ve hikmeti vermiştik ve onlara da çok büyük bir hükümranlık vermiştik.
55. Onlardan kimi ona îman etti ve onlardan kimi de ondan yüz çevirdi. Çılgın bir ateş olarak cehennem yeter.
56. Muhakkak ki ayetlerimizi inkar edenleri bir ateşe yaslıyacağız. Her ne zaman derileri kavrulsa, azabı tatmaları için onları, ondan başka derilerle değiştiririz. Muhakkak ki Allah üstün ve çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
57. İman eden ve hayırlı işler yapan kimseleri, onları, altından ırmaklar akan, içinde temelli olarak, ebediyyen kalacakları cennetlere koyacağız. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onları, gölgelendiren bir gölgeye koyacağız.
58. Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel vaaz veriyor. Muhakkak ki Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir.
59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin ve Resule ve sizden olan (Müslüman olan) emir sahiplerine / yöneticilere itaat edin. Bir şeyde anlaşmazlığa düştüyseniz artık onu, eğer Allah’a ve ahiret gününe iman edenler idiyseniz, Allah’a ve Resule döndürün / getirin. İşte bu sonuç olarak daha hayırlı ve daha güzeldir.
60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere gerçekten iman ettiklerini iddia edenlere bakmadın mı? Kesinlikle onu inkar etmeleri emrolundukları halde, tağuta (giderek) muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları uzak bir sapkınlığa saptırmak istiyor.
61. Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin!” denildiği zaman, münafıkları / iki yüzlü yalancıları gördün, tamamen uzaklaşarak senden uzaklaşırlar.
62. Nasıl da ellerinin takdim ettiği şeyler sebebiyle, onlara bir musibet isabet ettiği zaman, sonra sana geldiler. “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik.” diye Allah’a yemin ederler.
63. İşte onlar, Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Artık onlardan yüz çevir / aldırma ve onlara öğüt ver ve onlara kendileri hakkında etkili söz söyle!
64. Biz hiç bir Resulü, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer ki onlar, kendilerine zulmettikleri zaman, sana gelselerdi de Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve onlar için Resul de bağışlanma dileseydi, elbette ki Allah’ı tövbeleri cömertçe kabul eden, merhamet eden olarak bulurlardı.
65. Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında, seni hakem yapıncaya, sonra da hüküm verdiğin şeyden, kendilerinde bir sıkıntı duymayıncaya ve tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar iman etmezler.
66. Eğer onlar üzerine, “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın!” diye yazmış olsaydık, onlardan pek azı hariç bunu yapmazlardı. Şayet gerçekten onlar, kendisiyle vaaz edildikleri şeyi yapsalardı, elbette onlar için, daha hayırlı ve sebat bakımından daha sağlam olurdu.
67. O zaman onlara, katımızdan elbette büyük bir mükafat verirdik.
68. Ve kesinlikle onları, dosdoğru bir yola iletirdik.
69. Ve kim Allah’a ve Resule itaat ederse işte onlar, Allah’ın nebilerden ve sıddıklardan / dosdoğru olanlardan ve şehitlerden ve salihlerden kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır.
70. İşte bu lütuf Allah’tandır ve bilen olarak Allah yeter.
71. Ey iman edenler! Korunma tedbirinizi alın. Bölükler halinde savaşın veya topluca savaşın.
72. Muhakkak ki sizden kesinlikle ağır davrananlar vardır. Eğer size bir musibet isabet etse der ki: “Gerçekten Allah bana lütfetti de onlarla beraber hazır bulunmadım.”
73. Eğer size Allah’tan bir lütuf isabet etse, sanki sizinle onun arasında bir muhabbet yokmuş gibi, kesinlikle der ki: “Ya, keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım / başarsaydım.”
74. O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satan kimseler, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırsa, akabinde öldürülür veya galip gelirse, ona büyük bir mükafat vereceğiz.
75. Size ne oluyor da Allah’ın ve “Rabbimiz, halkı zalim olan bu şehirden bizi çıkar ve katından bize bir veli / bir dost kıl / gönder ve katından bize bir yardımcı kıl / gönder!” diyen erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan olan zavallıların yolunda savaşmıyorsunuz?
76. İman eden kimseler Allah yolunda savaşırlar. İnkar eden kimseler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.
77. Kendilerine, “Ellerinizi (savaştan) çekin, namaz kılın, zekat verin!” denilen kimselere bakmadın mı? Savaş onların üzerine yazıldığı / farz kılındığında, işte o zaman, onlardan bir kısmı, insanlardan, Allah korkusu veya daha şiddetli bir korku gibi korkarlar ve derler ki: “Rabbimiz! Üzerimize savaşı niçin yazdın / farz kıldın? Bizi yakın bir zamana tehir edemez miydin?” De ki: “Dünya’nın faydası azdır ve ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır ve kıl kadar zulmedilmezsiniz.”
78. Her nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde olsanız bile, ölüm size ulaşır. Onlara bir güzellik isabet etse, derler ki: “Bu Allah’ın katındandır.” ve onlara bir kötülük isabet etse, derler ki: “Bu sendendir.” De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.” Bu topluma ne oluyor da hiç bir sözü anlamaya yanaşmıyorlar.
79. İyilikten sana isabet eden şey, Allah’tandır. Kötülükten sana isabet eden şey de nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
80. Kim Resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiştir ve kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine bir muhafız / gözcü / bekçi olarak göndermedik.
81. “Baş üstüne” diyorlar da senin yanından çıktıklarında / ayrıldıklarında, onlardan bir taife, senin dediğinden başkasını planlayarak geceler. Allah da onların sabaha kadar kurduklarını yazar. Artık onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et! Allah, vekil olarak yeter.
82. Kur’an’ı gereği gibi iyice düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başkasının katından olsaydı, elbette onun içinde, pek çok ihtilaf bulurlardı.
83. Onlara, güvenden veya korkudan yana bir haber geldiğinde onu hemen yaydılar. Keşke onu Resule ve içlerindeki emir sahiplerine / yöneticilere döndürselerdi / götürselerdi, onlardan olan, onu araştırıp sonuç çıkarabilen kimseler, elbette onu bilirdi. Eğer üzerinize Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, kesinlikle şeytana tabi olurdunuz.
84. Allah yolunda savaş. Kendinden başkasından sorumlu tutulmazsın. İman edenleri teşvik et. Umulur ki Allah, inkar edenlerin gücünü zayıflatır. Allah, kuvvetçe daha şiddetlidir ve cezalandırması daha şiddetlidir.
85. Her kim güzel bir aracılıkla, aracılıkta bulunursa (*) ondan kendisine bir pay olur ve her kim de kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa (*) ondan da kendisine bir pay olur. Allah her şeyin üzerine görüp gözetendir.

(*) Her kim güzel bir işe aracı olursa (*) Her kim de kötü bir işe aracı olursa

86. Bir selam ile selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selam verin veya (aynısıyla) ona karşılık verin. Muhakkak ki Allah her şeyin hesabını arayandır / kafi gelendir / yetendir.
87. Allah, O’ndan başka ilah olmayandır. Hakkında bir şüphe olmayan kıyamet gününde, muhakkak sizi bir araya toplayacaktır. Söz bakımından, kim Allah’tan daha doğrudur?
88. Size ne oldu ki Allah onları kazandıkları sebebiyle baş aşağı ettiği halde, münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.
89. İstediler ki keşke siz de onların inkar ettiği gibi inkar edesiniz de eşit olasınız. Öyleyse onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse, onları tutun ve onları bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin.
90. Ancak sizinle onların arasında andlaşma bulunan bir kavme sığınan kimseler veya sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleri ile savaşmaktan içleri sıkılmış olarak (*) size gelenler müstesna. Eğer Allah dileseydi, mutlaka onları üzerinize musallat ederdi de şüphesiz sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak dururlarsa, sizinle asla savaşmazlarsa ve size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah, onlara karşı sizin için bir yol kılmadı.

(*) İki tarafla da savaşmak istemeyen,tarafsız kalmak isteyen kimseler kastedilmektedir.

91. Diğerlerini de bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Her ne zaman onlar fitneye çevrilseler, onun içine başaşağı dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlarsa ve size barış teklif etmezlerse ve ellerini çekmezlerse artık onları tutun ve onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün. İşte onların aleyhine sizin için apaçık bir delil / izin / ferman / yetki / kuvvet kıldık.
92. Hataen olması hariç bir müminin bir mümini öldürmesi olamaz. Kim bir mümini hataen öldürürse, o takdirde, (karşılığı) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması ve onun (ölenin) ailesine teslim edilecek bir diyettir. Sadaka olarak bağışlamaları hariç. Eğer o (öldürülen) mümin olduğu halde, size düşman bir topluluktan ise, o takdirde (öldürenin) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması gerekir. Eğer o (öldürülen) sizinle onlar arasında antlaşma bulunan bir toplumdan ise, o takdirde (karşılığı) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması ve onun (ölenin) ailesine teslim edilecek bir diyettir. Bunları bulamayan kimse içinse, Allah’dan tövbe olarak, iki ay ardı ardına aralıksız oruç tutmaktır. Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
93. Ve kim bir mümini kasten öldürürse, onun karşılığı, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah onun üzerine gazap etti ve onu lanetledi ve onun için büyük bir azap hazırladı.
94. Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman, iyice araştırıp anlayın da size selam verene / barış teklif edene “Sen mümin değilsin.” demeyin. Dünya hayatının geçici menfaatine göz dikiyorsunuz fakat Allah katında, çok ganimetler vardır. Önceden siz de bunun gibiydiniz de Allah size lütfetti. O halde iyice araştırıp anlayın. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarınız hakkında haberdardır.
95. Özür sahibleri dışındaki Müminlerden oturup duranlar ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, oturanların üzerine derece bakımından, üstün kıldı. Allah hepsine güzellik vaat ettiği halde cihad edenleri,  oturanların üzerine, büyük mükafaat bakımından, üstün kıldı.
96. O’ndan dereceler ve bağışlanma ve rahmet bakımından. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
97. Muhakkak ki nefslerinin zalimleri oldukları halde, meleklerin canlarını aldıkları kimselere, (melekler) dediler ki: “Ne haldeydiniz?” Dediler ki: “Biz yeryüzünde zayıf bırakılmışlardık. (güçsüz ve çaresiz kimseler)” Dediler ki: “Allah’ın arzı / yeryüzü geniş değil miydi ki orada hicret etmediniz?” İşte onlar var ya, onların barınakları cehennemdir ve ne kötü bir dönüş yeridir.
98. Hiç bir çareye güç yetiremeyen ve bir yol bulamayan erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar (güçsüz ve çaresiz kimseler) hariç.
99. İşte bunlar var ya, umulur ki Allah onları affeder. Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
100. Ve kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde, gidilecek pek çok yer ve bolluk bulur. Ve kim, Allah’a ve resulüne hicret etmek üzere evinden çıkarsa, sonra ölüm ona yetişirse bu takdirde onun ödülü Allah’ın üzerine vaki olur. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
101. Yeryüzünde savaşa / sefere çıktığınız zaman, eğer inkar eden kimselerin size kötülük yapmalarından korkarsanız, namazdan kısaltmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki inkar edenler, sizin için apaçık düşmandır.
102. Sen onların içinde olduğun, onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir grup seninle namaza dursun ve silahlarını da alsınlar! Secde edince de arkanızda olsunlar / arkanıza geçsinler! Ve namaz kılmayan öteki / diğer grup gelsin, seninle birlikte namaz kılsınlar! Korunma tedbirlerini alsınlar ve silahlarını da. İnkâr edenler arzu ettiler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan gafil / habersiz olasınız da üstünüze aniden bir baskın yapsınlar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eza olduysa veya hasta / yaralı iseniz, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Korunma tedbirinizi alın! Muhakkak ki Allah, inkar edenler için alçaltıcı bir azap hazırladı.
103. Böylece namazı kıldığınız zaman artık ayakta ve otururken ve yan taraflarınızın üzerindeyken Allah’ı anın. Huzura kavuştuğunuz zaman da namazı tam olarak kılın. Muhakkak ki namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz oldu.
104. O topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin! Eğer elem duyanlar iseniz, muhakkak ki onlar da sizin elem duyduğunuz gibi elem duyuyorlar. Ve siz, onların ummayacakları şeyleri, Allah’tan umuyorsunuz. Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
105. Muhakkak ki biz kitabı, Allah’ın sana gösterdiği ile, insanlar arasında hüküm vermen için, hak ile sana indirdik. Hainler için bir savunucu olma!
106. Allah’tan bağışlanma dile! Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
107. Kendilerine hainlik edenlerden yana mücadele etme! Muhakkak ki Allah, hainlik yapan, günahkâr kimseyi sevmez.
108. İnsanlardan gizleniyorlar da Allah’tan gizlenmiyorlar. Hâlbuki O, söz olarak razı olmayacağı şeyi, geceleyin kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.
109. İşte siz, dünya hayatında onlardan yana mücedele eden / onları savunan kimselersiniz. Peki, kıyamet günü Allah’a karşı onlardan yana kim mücadele eder / onları savunur veya onların üzerine kim vekil olur?
110. Kim bir kötülük yaparsa veya nefsine / kendisine zulmederse, sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
111. Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanır. Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
112. Kim bir hata veya günah kazanırsa sonra onu bir suçsuza atarsa, hiç kuşkusuz, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiştir.
113. Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya yelteneceklerdi. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap’ı ve hikmeti indirdi ve sana biliyor olmadığın şeyleri öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
114. Sadakayı veya iyiliği veya insanların arasını düzeltmeyi emreden hariç, aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda bir hayır yoktur. Kim bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
115. Kim kendisine hidayetin / doğru yolun belli olmasının ardından, peygambere karşı çıkarsa ve mü’minlerin yolundan başkasına tabi olursa, onu döndüğü şeye yönlendiririz ve cehenneme yaslarız / koyarız. Ne kötü bir varış yeridir.
116. Muhakkak ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun aşağısında (derecesi daha düşük) olanı, dilediği kişi için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa o takdirde çok uzak / derin bir sapkınlığa, sapmıştır.
117. Onlar, Allah’ın dûnundan / astlarından olan dişilerden başkasına dua etmezler ve onlar hayırsız, asi şeytandan başkasına dua etmiş olmazlar. (*)

(*) Bu ayetteki “in” edatı olumsuzluk vermektedir. Yine Nisa suresi 154. Ayette de aynısı görülmektedir.

118. Allah onu lanetledi ve (o da) dedi ki: “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.”
119. “Onları kesinlikle saptıracağım ve onları boş beklentilere sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” Kim Allah’ın dûnundan / astlarından şeytanı dost edinirse o takdirde apaçık bir ziyanla ziyan etmiştir.
120. Onlara vaad eder ve onları boş beklentilere sokar. Şeytanın onlara vaad etmekte olduğu şey, gururdan / aldatmadan başka bir şey değildir.
121. İşte onlar var ya, onların varacağı yer cehennemdir. Ondan kaçacak yer de bulamazlar.
122. Îman edip iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere dahil edeceğiz. Allah’ın hak olan vaadidir. Söz bakımından, kim Allah’tan daha doğrudur?
123. Sizin boş beklentilerinizle olmaz ve Ehli kitap’ın boş beklentileriyle de değil. Kim kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır. Kendisi için Allah’ın dûnundan / astlarından bir dost bulamaz ve bir yardımcı da yoktur.
124. İman eden olduğu halde, erkekden veya kadından, her kim hayırlı işler yaparsa, işte o kimseler var ya, onlar cennete girerler ve zerre kadar zulmedilmezler.
125. İyilik yapan bir kimseden ve İbrâhîm’in dinine bir hanif olarak / dosdoğru bir şekilde tâbi olandan ve yüzünü Allah’a teslim eden kimseden, dinen kim daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.
126. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.
127. Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: “Allah, onlar hakkında ve kendileriyle nikahlanmayı istediğiniz halde onlar için yazılmış olanı, onlara vermediğiniz kadınların yetimleri ve çocuklardan çaresiz olanları hakkında Kitap’ta size okunanı ve de yetimler için adaleti yerine getirmenizi fetva veriyor. Hayırdan ne yaparsanız, muhakkak ki Allah onu en iyi bilendir.”
128. Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden veya ona sırt çevirmesinden korkarsa, o takdirde, bir anlaşma ile ikisinin aralarını sulh etmelerinde ikisi üzerine günah yoktur ve anlaşmak hayırlıdır. Nefisler cimriliğe hazırlanmıştır. Eğer iyilik eder ve sakınırsanız o takdirde şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
129. Hırslansanız bile kadınlar arasında adil olamayacaksınız. O halde bütün bir meyledişle (birine) meyletmeyin böylece diğerini askıya alınmış gibi, ortada bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
130. Eğer ikisi ayrılırlarsa, Allah her birini geniş nimetinden zengin eder. Allah, lütfu geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
131. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Andolsun ki sizden önce kitap verilen kimselere ve size de “Allah’a karşı gelmekten sakının!” diye tavsiyede bulunmuştuk. Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah, zengindir ve hiç bir şeye muhtaç olmayandır, övülmeye lâyık olandır.
132. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Vekil olarak Allah yeter.
133. O dilerse sizi götürür, Ey insanlar! Ve başkalarını getirir. Allah buna Kadir’dir.
134. Kim dünyanın sevabını istiyor idiyse, dünyanın ve ahiretin sevabı Allah katındadır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
135. Ey îman edenler, adaleti ayakta tutanlar olarak, kendinizin veya ana babanızın veya akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik edenler olun. Zengin veya fakir olsa da Allah o ikisine daha yakındır. Öyleyse hevaya / nefsin arzularına uymayın ki adaletli olasınız! Eğer eğriliğe saparsanız / dilinizi eğip bükerseniz veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yapıyor olduğunuz şeylerden haberdardır.
136. Ey iman edenler! Allah’a ve onun resulüne ve resulüne indirdiği Kitap’a ve daha önce indirdiği Kitap’a iman edin! Kim Allah’ı ve meleklerini ve kitaplarını ve resullerini ve ahiret gününü inkar ederse, o takdirde çok uzak / derin bir sapkınlığa, sapmıştır.
137. Muhakkak ki o kimseler iman ettiler, sonra inkar ettiler, sonra iman ettiler, sonra inkar ettiler sonra inkarı arttırdılar. Allah onları bağışlayacak değildir ve onları hiçbir yola iletecek de değildir.
138. Münafıklara / ikiyüzlülere onlar için gerçekten korkunç bir azabın olduğunu müjdele!
139. Onlar öyle kimseler ki, müminlerin astlarından / aşağısından inkar edenleri dostlar ediniyorlar. Onların yanında izzet mi arıyorlar? Oysaki şüphesiz izzet, tamamen Allah’a aittir.
140. Kitap’ta size indirmiştir ki onu inkar ediliyor ve onunla alay ediliyor haldeyken Allah’ın ayetlerini duyduğunuz zaman, o takdirde ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla oturmayın! Muhakkak ki siz o zaman, onların aynısısınız demektir. Muhakkak ki Allah, münafıkları ve inkar edenleri cehennemde topluca bir araya getirendir / bir araya getirecektir.
141. Onlar ki sizi gözetlerler. Allah’tan size bir fetih olursa derler ki: “Sizinle birlikte değil miydik?” Eğer inkar edenlere bir nasip olursa derler ki: “Size üstünlük sağlamadık mı? Sizi müminlerden korumadık mı?” Artık Allah, kıyamet günü aranızda hükmeder. Allah, inkar edenler için, müminler aleyhine asla bir yol kılmaz.
142. Muhakkak ki ikiyüzlüler, O onları aldattığı halde, Allah’ı aldatmaya uğraşırlar. Onlar namaza kalktıkları zaman, tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Pek azı hariç, Allah’ı anmazlar / zikretmezler.
143. Ne onlara ve ne de şunlara, arada yalpalayıp duranlardır. Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için asla bir yol bulamazsın.
144. Ey iman edenler! Müminlerin astlarından / aşağısından inkar edenleri dostlar edinmeyin! Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil kılmayı mı istiyorsunuz?
145. Muhakkak ki ikiyüzlüler, ateşin en alt tabakasındadır ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.
146. Ancak tövbe edenler ve hallerini düzeltenler ve Allah’a yapışanlar ve dinlerini samimiyetle Allah’a özgü kılanlar müstesnadır. İşte onlar müminlerle beraberdir. Ve Allah, müminlere büyük bir mükafaat verecektir.
147. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz, Allah sizin azabınızla ne yapar? Allah şükre karşılık verendir, her şeyi en iyi bilendir.
148. Allah, sözden kötü olanının açığa çıkmasını sevmez. Zulmedilen kimse hariç. Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.
149. Eğer bir hayrı açıklarsanız veya onu gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz o takdirde Allah çok affedicidir, gücü yetendir.
150. Muhakkak ki o kimseler, Allah’ı ve O’nun resulünü inkar ederler ve Allah ve onun resullerinin arasını açmayı isterler ve derler ki: “Biz bazısına inanırız ve bazısını da inkar ederiz.” ve bunun (iman ve küfür) arasında bir yol edinmeyi isterler.
151. İşte onlar var ya, onlar gerçekten inkar edenlerdir. Kafirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.
152. Allah’a ve onlardan biri arasını asla ayırmadığı halde, O’nun resullerine iman eden kimseler, işte onlar var ya, onlara ücretleri verilecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
153. Kitap ehli senden üzerlerine gökten bir kitap indirmeni ister. Mûsa’dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Akabinde dediler ki: “Bize Allah’ı açıkça göster!” Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra apaçık deliller olarak onlara gelen şeylerin ardından buzağıyı (ilah) edindiler. Biz bunu da affettik. Mûsa’ya da apaçık bir delil / yetki verdik.
154. Söz vermeleri sebebiyle Tur’u üzerlerine kaldırdık ve onlara dedik ki: “Kapıdan secde ederek girin!” ve onlara dedik ki: “Cumartesi gününde haddi aşmayın!” ve onlardan sapasağlam bir söz aldık.
155. (Başlarına gelenler) sözlerinden dönmeleri ve Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir.” demeleri yüzündendir. Hayır, Allah küfürleri sebebiyle onların kalplerini mühürledi. Artık pek azı hariç îman etmezler.
156. Küfürleri yüzünden ve Meryem’in aleyhinde büyük bir iftira olan onların sözü yüzünden.
157. Ve “Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Îsa Mesih’i öldürdük.” demeleri yüzünden. Onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat  onlara benzer gösterildi. Şüphesiz onun hakkında ihtilafa düşenler / tartışanlar ondan dolayı bir şüphe içindedir. Bu hususta zanna uymaktan başka onların bir bilgisi yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
158. Bilâkis, Allah onu kendisine yükseltti. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
159. Kitap ehlinden kim varsa onun (*) ölümünden önce mutlaka ona (*) iman edecektir. O da kıyamet günü onlara bir şahit olacaktır.

(*) Beydavî tefsirinde, ayetteki zamirlerle ilgili 2 görüş belirtilmektedir. Birinci görüşe göre birinci o zamiri, kitap ehlinden olan kimseye aittir. İkinci o zamiri ise İsa aleyhisselam’a aittir.İkinci görüşe göre de iki o zamiri de İsa aleyhisselam’a aittir.Tefsirde belirtilen bu 2 nci görüşe göre İsa aleyhisselam, gökten indiği zaman bütün milletler ona îman edecektir. Rivâyete göre o, Deccal çıktığı zaman gökten inip onu helâk edecektir.Ona îman etmeyen bir ehl-i kitap kalmayacaktır. İnsanlar tek millet yani İslâm milleti hâline gelecektir.Yeryüzünde güven oluşacak, öyle ki, aslanlar develerle,kaplanlar sığırlarla, kurtlar koyunlarla beraber otlayacak, çocuklar yılanlarla oynayacaktır. Îsa yeryüzünde kırk yıl kalacak sonra ölecektir. Müslümanlar namazını kılıp onu defnedeceklerdir.En doğrusunu Allah bilir.

160. Yahudi olanlardan meydana gelen zulüm ve birçoğunu Allah yolundan alıkoymaları yüzünden, onlara helâl edilmiş temiz şeyleri, onlara haram ettik.
161. Ve ondan men edildikleri halde riba / faiz almaları ve batılla / haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden. Onlardan inkar edenlere korkunç bir azap hazırladık.
162. Fakat onların ilimde derinleşmiş olanları ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler ve namazı kılanlardır ve zekatı verenlerdir ve Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlar var ya, onlara büyük bir mükafaat vereceğiz.
163. Muhakkak ki biz, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana vahyettik. Biz İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve torunlarına ve İsa’ya ve Eyyub’a ve Yunus’a ve Harun’a ve Süleyman’a vahyettik ve Davud’a Zebur’u verdik.
164. Ve önceden onları sana anlattığımız resullere ve onları sana anlatmadığımız resullere de (vahyettik) … Allah, Musa’ya kelimelerle sözlü olarak doğrudan konuştu.
165. Müjdeleyici ve uyarıcı resuller (gönderdik) ki, resullerden sonra insanların, Allah’a karşı bir delili olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
166. Zaten Allah, sana indirdiğine şahitlik eder ki onu kendi ilmiyle indirdi. Melekler de tanıklık ederler. Şahit olarak Allah yeter.
167. Şüphesiz inkâr edenler ve Allah’ın yolundan çevirenler, çok uzak / derin bir sapkınlığa, sapmıştır.
168. Muhakkak ki inkar edenleri ve zulmedenleri, Allah onları bağışlayacak değildir ve onları hiçbir yola iletecek de değildir.
169. İçinde ebediyen kalıcı oldukları cehennem yolu hariç ve bu, Allah’a çok kolaydır.
170. Ey insanlar! Resul size Rabbinizden hakkı / gerçeği getirmiştir. Artık kendinize bir hayır olarak iman edin! Eğer inkar ederseniz, muhakkak ki göklerdekiler ve yerdekiler Allah’a aittir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
171. Ey Kitap ehli! Dininizde aşırılığa gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın resulü ve Meryem’e ilka ettiği / bıraktığı / yerleştirdiği O’nun kelimesi / sözü ve kendisinden bir ruhtur. Artık Allah’a ve O’nun resullerine iman edin! “Üçtür.” demeyin. Kendi hayrınıza olarak buna bir son verin. Allah ancak tek bir İlâhtır. Çocuk sahibi olmaktan subhandır / yücedir / münezzehtir. Göklerdekiler ve yerdekiler O’na aittir. Vekil olarak Allah yeter.
172. Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a bir kul olmaktan asla çekinmedi. Kim Allah’a kulluktan çekinirse ve kibirlenirse / büyüklenirse, Allah onları, topluca huzurunda haşredecektir.
173. İman edenlere ve hayırlı işler yapanlara gelince, onlara ücretlerini eksiksiz öder ve lütfundan onlara arttırır. Çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince, onlara acıklı bir azapla azap eder. Kendilerine Allah’ın dûnundan / astlarından bir dost bulamazlar ve bir yardımcı da yoktur.
174. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir. Biz size, apaçık bir nur gönderdik.
175. Allah’a iman edenlere ve O’na sarılanları gelince, onları kendisinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola iletecektir.
176. Senden fetva isterler. De ki: “Allah size kelâle / ana babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor. Eğer bir kimse ölürse, onun çocuğu yoksa ve kız kardeşi varsa, onun için bıraktığının yarısı vardır. Eğer (Kız kardeş ölürse) onun çocuğu hiç olmadıysa, o (erkek kardeş) onun (kızkardeşin) bütün mirasını alır. Eğer kız kardeşler iki olurlarsa, o takdirde o ikisine, bıraktığı şeyin üçte ikisi vardır. Eğer erkek ve kadın kardeşler oldularsa, erkek için iki kadının payı vardır. Allah şaşırırsınız diye size açıklıyor. Allah her şeye Alim’dir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ankara escort izmir escort antalya escort eskişehir escort adana escort