Nisa Suresi

NİSA SURESİ

Resmi Mushaf : 4 / İniş Sırası : 98

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefsten yaratan ve ondan da onun eşini ya-ratan ve o ikisinden pek çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize, karşı gelmekten sakının! Onun adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının! Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözeticidir.

2. Yetimlere mallarını verin ve temizle pisi değişmeyin ve yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin! Muhakkak ki o, büyük bir günahtır.

3. Eğer yetimler hakkında adil olamazsınız diye korkarsanız o tak-dirde sizin için hoş olan (diğer) kadınlardan ikişer ve üçer ve dörder nikâhlayın! Bu durumda da eğer adaleti koruyamazsınız diye korkarsanız, o takdirde bir kadını veya ellerinizin sahip olduğunu (*) (nikâhlayın!) İşte bu, haksızlığa sapmamanıza daha uygundur.

(*) Ellerinizin sahip olduğu demek Cariyeleriniz demektir. Cariye, savaşta esir edilen kadına denir. Köle ise esir edilen erkeğe denir.

4. Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin! Fakat eğer kendileri, ondan bir şeyi size bağışlarsalar, artık onu içinize sinerek, afiyetle yiyin!

5. Allah’ın sizin için ayakta durmanıza vesile (geçim kaynağı) kıldığı mallarınızı aklı ermeyenlere vermeyin! Onlardan (o mallardan) onları rızıklandırın ve onları giydirin ve onlara güzel söz söyleyin!

6. Yetimleri nikâh çağına gelmelerine kadar gözetleyip deneyin! O zaman onlarda bir rüşd / bir yeterlilik hissederseniz o takdirde mallarını onlara teslim edin! Büyürler diye israf ederek ve aceleye getirerek onu (malları) yemeyin! Zengin olan kimse iffetli olsun ve fakir olan kimse de örfe uygun olarak yesin! Nihayet onlara mallarını geri verdiğiniz zaman, onlara karşı şahit tutun! Hesap görücü olarak Allah yeter.

7. Farz kılınmış bir pay olarak, onun azından veya çoğundan, ana baba ve akrabaların geriye bıraktığından, erkeklere bir pay vardır ve ana baba ve akrabaların geriye bıraktığından, kadınlara da bir pay vardır.

8. Miras taksiminde yakınlık sahipleri ve yetimler ve yoksullar hazır bulunduğunda, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin!

9. Arkalarından zayıf bir zürriyyet bıraktıkları takdirde, onların üzerine korkan kimseler (diğer yetimler için de) korku (haşyet) duysun! O halde Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz (*) söylesinler!

(*) “Doğru söz” ile kasdedilen yetimlerle konuşurken, sanki onlar, öz çocuklarıymış gibi şefkatli ve merhametli konuşmak, onları inciten sözler söylememektir.

10. Muhakkak ki zulmederek yetimlerin mallarını yiyenler, sadece karınlarında ateş yerler ve yakında alevli ateşe yaslanacaklardır.

11. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu tavsiye eder: Erkek için, iki dişinin payı kadar. Eğer kadınlar ikiden fazla iseler o takdirde bırakılanın üçte ikisi onlara aittir. Eğer o (kadın) bir tek ise, yarısı onundur. Eğer onun (Ölenin) çocuğu varsa, geriye bıraktığından onun anne babası için, o ikisinden her biri için altıda bir vardır. Eğer onun (ölenin) çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı olduysa, bu durumda annesine üçte bir vardır. Eğer kardeşleri varsa bu takdirde annesine, altıda bir vardır. Yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınız. Hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah’tan bir farzdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

12. Eğer onların (kadınların) hiç çocuğu yoksa eşlerinizin bıraktığının yarısı sizindir. Fakat eğer onların (kadınların) çocuğu varsa o takdirde dörtte biri sizindir. Yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır. Eğer sizin hiç çocuğunuz da yoksa bıraktığınızın dörtte biri onla-rındır (kadınlarındır), fakat eğer çocuğunuz varsa o takdirde bıraktığı-nızın sekizde biri onlarındır (kadınlarındır). Yerine getirilecek vasiyet-ten veya borçtan sonradır. Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının çocuğu ve anne babası yoksa (*), erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu takdirde o ikisinden her biri için altıda bir vardır. Fakat eğer bundan fazla iseler, o takdirde onlar üçte birde ortaktırlar. Zarar vermeksizin yerine getirilecek vasiyetten veya borçtan sonradır. Allah’tan bir vasiyettir. Allah en iyi bilendir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.

(*)“Kelaleten” demek kişinin evlâdı veya anne ve babası olmaması, kardeşi, dayısı veya amcası gibi ikinci derece yakınların olması de-mektir.

13. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve onun Resulüne, itaat ederse, onu içinde sürekli kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte bu, en büyük başarıdır.

14. Kim de Allah’a ve onun resulüne karşı gelirse ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu içinde sürekli kalacakları ateşe koyar. Onun için de alçaltıcı bir azap vardır.

15. Kadınlarınızdan açık bir hayâsızlığa karışanlara (*) gelince, onların aleyhine içinizden dört erkek şahit getirin. Eğer tanıklık ederlerse, ölüm canlarını alıncaya veya Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun!

(*) Eşcinsellik / sevicilik yapan kadınlara

16. Sizden onu (*) yapan iki erkeğe gelince, o ikisine eziyet edin! Eğer bu ikisi tövbe eder ve durumlarını düzeltirlerse artık o ikisinden uzak durun! Muhakkak ki Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

(*) Eşcinsellik yapan iki erkeğe

17. Ancak Allah’a göre tövbe, cahillikle kötü bir iş yapan, sonra hemen ardından tövbe eden kimseler içindir ki işte o kimseler var ya, Allah onların tövbesini kabul eder. Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

18. Nihayet ölümün onlara gelip çattığı, onun “Muhakkak ki ben şimdi tövbe ettim.” dediği zaman, kötülük yapan kimselere tövbe yoktur. Gerçeği örtüp inkâr edenler olarak ölenlere de yoktur. İşte onlar var ya onlar için, acı bir azap hazırladık.

19. Ey iman edenler! Kadınları miras yoluyla zorla almanız (*) sizin için helal değildir. Onlara verdiğiniz şeylerin bir kısmını alıp götürmek için kanıtlanmış açık bir hayâsızlığa karışmaları dışında onları sıkıştırmayın ve onlarla, güzellikle geçinin! Eğer onları kötü görüyorsanız, belki de bu, sizin bir şeyi kötü görmenizdir. Allah onda pek çok hayır da kılacaktır.

(*) “Kadınları miras yoluyla zorla almanız sizin için helal değildir.” demek “Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir.” demektir. Ayetin indiği o dönemlerde Araplar arasında bir adam öldüğü zaman onun da birinci sınıf bir mirasçısı olursa elbisesini karısının üzerine atar ve “Onu almaya en haklı benim.” derdi. Sonra da isterse onunla ilk mehri ile evlenir, isterse onu başkasıyla evlendirir ve mehrini alırdı. İsterse de kocasından miras kalan şeyi fidye olarak vermesi için onu evlenmekten engellerdi. İşte bunlardan men edildiler.

20. Bir eşin yerine başka bir eş almak istediyseniz, onlardan birine kantarlarca vermiş olsanız da ondan hiç bir şeyi geri almayın! İftira ederek ve açık bir günah işleyerek onu geri mi alacaksınız?

21. Birbirinizle kaynaşmışken (*) ve onlar sizden sağlam bir söz almışken nasıl onu geri alabilirsiniz?

(*) Baş başa kalmışken, cinsi münasebette bulunmuşken, birleşmişken

22. Geçmişte olmuş olanlar hariç kadınlardan, babalarınızın nikâhla-dığını nikâhlamayın! Muhakkak ki o, edepsizliktir ve Allah’ın hışmıdır. Yol olarak da iğrençtir.

23. Analarınız ve kızlarınız ve kızkardeşleriniz ve halalarınız ve teyze-leriniz ve erkek kardeş kızları ve kızkardeş kızları ve sizi emziren sütanneleriniz ve süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileriyle birleştiğiniz karılarınızdan olan, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız ki eğer onlarla (üvey kızların anneleriyle) hiç birleşmediyseniz, üzerinize bir günah yoktur. Ve kendi neslinizden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız, geçmişte olmuş olanlar hariç, size haram kılındı. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

24. Ellerinizin sahip oldukları (*) dışında, kadınlardan evli olanlar da (haramdır). Üzerinize Allah’ın yazdığıdır. Zinâ eden kimseler olmadan, iffetli olarak mallarınızla isteyeceğiniz, bunların ötesinde olanlar, sizin için helâl kılındı. O halde onlardan, onunla (mehirle) yararlanmanıza karşılık, ücretlerini (mehirlerini) bir farz olarak onlara verin! Farz olanın ardından onunla (mehirle) ilgili karşılıklı anlaşmada üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

(*) Savaşta tutsak olarak ele geçirilen cariyeler

25. Sizden kim namuslu mü’min kadınları nikâhlayacak bir bolluğa sahip olmazsa, sağ ellerinizin sahip olduğu genç mü’min cariyelerinizden (alsın). Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. Onları ailelerinin izniyle zinadan uzak duran ve gizlice dost edinmeyen iffetli kadınlar olmaları şartıyla nikâhlayın ve onlara ücretlerini (mehirlerini) örfe uygun olarak verin! Eğer onlar evliyken açık bir hayâsızlığa karışırlarsa, onlara cezadan yana, namuslu hür kadınlara verilenin yarısı vardır. Bu, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

26. Allah size açıklamak ve sizi, sizden öncekilerin yollarına iletmek ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

27. Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister ve şehvetlerine tabi olan kimselerse büyük bir meyille meyletmenizi / sapmanızı ister.

28. Allah sizden hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

29. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batılla yemeyin! Kendi rızanızla yaptığınız bir ticaret olursa başka. Kendinizi öldürmeyin / intihar etmeyin! Muhakkak ki Allah, size karşı çok merhametlidir.

30. Kim düşmanlık ve zulüm olarak bunu (intiharı) yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu, Allah’a kolaydır.

31. Eğer kendisinden yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden kaçınırsanız sizin günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir giriş yerine sokarız.

32. Allah’ın bazınızı bazınıza onunla üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin! Erkeklere kazandıklarından bir nasip vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir nasip vardır. Allah’tan O’nun lütfunu isteyin! Muhakkak ki Allah, her şeyi çok iyi bilendir.

33. Anne babanın ve akrabaların geriye bıraktığı şeylerin hepsi için varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını onlara verin! Muhakkak ki Allah, her şeye şahittir.

34. Erkekler, Allah’ın bazısını bazısına üstün kıldığı şeyler sebebiyle ve mallarından harcadıkları şeyler sebebiyle kadınların üzerine koruyup gözetenlerdir. İyi kadınlar itaat edenlerdir. Allah’ın muhafaza ettiği şeyleri (kocasının) yokluğunda (onun sırlarını, malını ve namusunu) muhafaza edenlerdir. Geçimsiz davranmalarından (*) korktuğunuz kadınlara nasihat edin ve onları yataklarda yalnız bırakın ve onlara vurun! Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine bir yol aramayın! Muhakkak ki Allah yücedir, büyüktür.

(*) Sözlükte “yükselmek (Bakara,259), ayağa kalkmak (Mücâdele,11) ve (eşler) geçimsiz davranmak (Nisa,34,128)” gibi anlamlara gelen nüşûz kelimesi fıkıhta “kadının evlilik hukukuna riayet etmemesi, evlilik birliğini sürdürmeyi engelleyecek düzeyde geçimsizlik sergilemesi” demektir. Bu durumdaki kadına nâşize denir. Genellikle kadın için kullanılan nüşûz kelimesi erkeğe izâfe edilerek kullanıldığında kocanın karısına karşı görevlerini ihmal etmesini, ona karşı kötü muamelede bulunmasını ifade eder. Bu durumdaki erkeğe de nâşiz denilmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi)

35. Eğer ikisinin aralarının açılmasından endişe ederseniz, bir hakem erkek tarafından, bir hakem de kadın tarafından gönderin! Bu ikisi barıştırmak isterlerse Allah, kadınla erkeğin aralarını düzeltmede onları başarılı kılacaktır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.

36. Allah’a kulluk edin ve O’na bir şeyi ortak koşmayın! Anne babaya ve akrabaya ve yetimlere ve düşkünlere ve yakın komşuya ve uzak komşuya ve yanınızdaki arkadaşa ve yolda kalmışa ve ellerinizin sahip olduklarına da iyilik edin! Muhakkak ki Allah, kendini büyük gören, çok öğünen kimseyi sevmez.

37. Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emrederler ve Al-lah’ın lütfundan onlara verdiğini saklarlar. İnkâr edenler için zelil edici bir azap hazırladık.

38. Onlar ki insanlara gösteriş olsun diye mallarını sarf etseler ve Allah’a inanmazlar ve ahiret gününe de inanmazlar. Her kim de, şeytan ona arkadaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaştır!

39. Keşke Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın onları rızıklandırdığı şeylerden sarf etselerdi, onlara ne olurdu? Allah onları en iyi bilendir.

40. Muhakkak ki Allah zerre miktar zulüm yapmaz. Bir iyilik olsa onu kat kat artırır ve katından büyük bir mükâfat verir.

41. Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz zaman ve seni de şunların üzerine bir şahit olarak getirdiğimizde (halleri) nasıl olacak?

42. O gün gerçeği örtüp inkâr edenler ve Resule asilik yapanlar toprağa karışıp gitmeyi isterler ve Allah’tan hiç bir sözü gizleyemezler.

43. Ey iman edenler! Sarhoşken, söylediğiniz şeyi bilinceye kadar ve cünüpken, yolculuk halinde olmanız hariç, gusül abdesti alıncaya kadar salâta (namaza) yaklaşmayın! Eğer hasta olduysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biri tuvaletten geldiyse veya kadınlara dokunduysanız akabinde hiç su bulamadıysanız, o takdirde temiz bir toprağa teyemmüm edin sonra yüzlerinizi ve ellerinizi meşhedin! Muhakkak ki Allah, affedendir, bağışlayandır.

44. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere bakmadın mı? Sapkınlığı satın alırlar ve yolu sapıtmanızı isterler.

45. Allah düşmanlarınızı en iyi bilendir. Allah bir veli olarak yeter ve Allah bir yardımcı olarak yeter.

46. Yahudi olan kimselerden bir kısmı, kelimeleri yerlerinden tahrif ederek değişik yerlere çekerler ve dillerini eğip bükerek (anlamı çarpıtarak) ve din hakkında yergiler yaparak derler ki: “İşittik ve isyan ettik/sıkı tuttuk. Dinle! İşitilmez olası ve bizi güt/bizi gözetle!” (*) Eğer onlar deselerdi ki: “İşittik ve itaat ettik ve işit ve bize bak!” Kesinlikle onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat inkârları sebebiyle Allah onları lanetledi. Artık pek azı hariç, inanmazlar.

(*) Burada, bir kısım Yahudilerin, başka manaya da gelen bazı keli-meleri, yergi maksatlı kullanmaları söz konusudur. “Asâ” hem isyan etmek hem de değneği tutar gibi sımsıkı tutmak anlamına gelir. Bunun yerine “eta’na” (itaat ettik) kullanılması daha doğru olurdu. Bir diğeri de “raîna” (bizi gözetle veya bizi güt) kelimesidir ki yan manasında iğneleme vardır. Kelimeyi eğerek, bükerek telaffuz edince “Bizim ço-ban, haydi bizi güt!” manasına gelir. Bunun yerine de “unzurna” önerilir ki “bize bak” dışında başka manası yoktur. Böyle yapmaları kasıtlıdır ve alay etmek içindir. Ayette bu davranışları yerilmektedir.

47. Ey kitap verilenler! Bir takım yüzleri silmemizden, sonra arkaları üzere geri çevirmemizden veya Sebt halkını (Cumartesi halkını) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlememizden önce yanınızda olanı doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin! Allah’ın emri daima yapılandır.

48. Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun aşağısındaki şeyleri, dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, gerçekten büyük bir günah olarak iftira etmiştir.

49. Kendilerini temize çıkaran kimselere bakmadın mı? Hayır, aksine! Allah dilediği kimseyi temize çıkarır ve bir hurma lifi kadar (kıl kadar) zulmedilmez.

50. Bak! Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar? Bu apaçık bir günah olarak ona yeter.

51. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere bakmadın mı? Cibte ve tağuta (*) iman ediyorlar ve gerçeği örtüp inkâr eden kimseler için diyorlar ki: “ Bunlar iman eden kimselerden yol bakımından daha doğrudurlar.”

(*) Cibt müşriklerin taptığı bir putun adıydı. Sonraları Allah’tan başka tapılan her şey için kullanıldı. Kayıtlarda cibs olarak geçer. Manası “hayırsız şey” demektir. Kelimenin sonundaki sin sonradan te’ye dönüştü. Tağut ise mâbut olsun başka bir şey olsun her türlü bâtıla denir. Allah’tan başka kulluk edilenler demek olup şeytan’ın dostları için kullanılır.

52. İşte onlar, Allah’ın kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse, artık onun için asla bir yardımcı bulamazsın.

53. Yoksa onların mülkten (Allah’ın hükümranlığından) bir nasibi mi var? Öyle olsaydı, insanlara bir çekirdek bile vermezlerdi.

54. Yoksa insanları Allah’ın onlara, lütfundan verdiği şeyler yüzünden kıskanıyorlar mı? İbrahim Ailesi’ne Kitap’ı ve hikmeti vermiştik ve onlara da çok büyük bir hükümranlık vermiştik.

55. Onlardan kimi ona iman etti ve onlardan kimisi de ondan yüz çevirdi. Çılgın bir ateş olarak cehennem yeter.

56. Muhakkak ki ayetlerimizi inkâr edenleri bir ateşe yaslarız. Her ne zaman derileri kavrulsa, azabı tatmaları için onları, ondan başka derilerle değiştiririz. Muhakkak ki Allah üstün ve çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

57. İman eden ve hayırlı işler yapan kimseleri de altından ırmaklar akan, içinde ebedi olarak sürekli kalacakları cennetlere koyarız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları gölgelendiren bir gölgeye koyarız.

58. Muhakkak ki Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve in-sanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel vaaz veriyor. Muhakkak ki Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir.

59. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin ve Resule ve sizden olan emir sahiplerine (yöneticilere) itaat edin! Bir şeyde anlaşmazlığa düştüyseniz artık onu, eğer Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerseniz Allah’a ve Resule götürün! İşte bu, sonuç olarak daha hayırlı ve daha güzeldir.

60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere gerçekten iman ettik-lerini iddia edenlere bakmadın mı? Kesinlikle onu inkâr etmekle em-rolundukları halde, tağuta (giderek) muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları uzak bir sapkınlığa saptırmak istiyor.

61. Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin!” denildiği zaman ikiyüzlü yalancıları görürsün ki tamamen uzaklaşarak senden uzaklaşırlar.

62. Nasıl oluyor da kendi ellerinin takdim ettiği şeyler sebebiyle, onlara bir musibet isabet ettiği zaman, sonra da sana gelip “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik.” diye Allah’a yemin ediyorlar!

63. İşte onlar Allah’ın kalplerindekini bildiği kimselerdir. Artık onlardan uzak dur! Onlara öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında etkili söz söyle!

64. Biz hiç bir Resulü Allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesi dışında bir amaçla göndermedik. Eğer ki onlar, kendilerine zulmettikleri zaman, sana gelselerdi de Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve onlar için Resul de bağışlanma dileseydi, elbette ki Allah’ı tövbeleri cömertçe kabul eden, merhamet eden olarak bulurlardı.

65. Fakat öyle değil! Rabbine yemin olsun ki, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında, seni hakem yapıncaya, sonra da hüküm verdiğin şeyden, kendilerinde bir sıkıntı duymayıncaya ve tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar iman etmezler.

66. Eğer onlar üzerine “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın!” diye yazmış olsaydık, onlardan pek azı hariç bunu yapmazlardı. Şayet gerçekten onlar, kendisiyle vaaz edildikleri şeyi yapsalardı, elbette onlar için, daha hayırlı ve sebat bakımından daha sağlam olurdu.

67. O zaman onlara, katımızdan elbette büyük bir mükâfat verirdik.

68. Ve kesinlikle onları, dosdoğru bir yola iletirdik.

69. Ve kim Allah’a ve Resule itaat ederse işte onlar, Allah’ın nebilerden ve sıddıklardan (dosdoğru olanlardan) ve şehitlerden ve salihlerden kendilerine nimet verdikleriyle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştır.

70. İşte bu lütuf Allah’tandır ve bilen olarak Allah yeter.

71. Ey iman edenler! Korunma tedbirinizi alın! Bölükler halinde savaşın veya topluca savaşın!

72. Muhakkak ki sizden kesinlikle ağır davrananlar vardır. Eğer size bir musibet isabet etse, o der ki: “Gerçekten Allah bana lütfetti de onlarla beraber hazır bulunmadım.”

73. Eğer size Allah’tan bir lütuf isabet etse, sanki sizinle onun arasında bir muhabbet yokmuş gibi, kesinlikle o der ki: “Ya, keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım.”

74. O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satan kimseler, Allah yolunda savaşsınlar! Kim Allah yolunda savaşırsa, akabinde öldürülür veya galip gelirse, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

75. Size ne oluyor da Allah’ın ve “Rabbimiz! Halkı zalim olan bu şe-hirden bizi çıkar ve katından bize bir veli kıl ve katından bize bir yardımcı kıl!” diyen erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan olan zavallıların yolunda savaşmıyorsunuz?

76. İman eden kimseler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr eden kimseler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın! Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.

77. Kendilerine “Ellerinizi (savaştan) çekin, salâtı (namazı) ikâme edin ve zekât verin!” denilen kimselere bakmadın mı? Savaş onların üzerine yazıldığında, işte o zaman onlardan bir kısmı, Allah’ın korkusu (haşyeti) veya daha şiddetli bir korku (haşyet) gibi insanlara korku (haşyet) duyarlar ve derler ki: “Rabbimiz! Üzerimize savaşı niçin yazdın? Bizi yakın bir zamana erteleyemez miydin?” De ki: “Dünya’nın faydası azdır ve ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Hurma çekirdeğinin ipliği kadar (kıl kadar) da zulmedilmezsiniz.”

78. Her nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde olsanız bile ölüm size ulaşır. Eğer onlara bir güzellik isabet etse derler ki: “Bu Allah’ın ka-tındandır.” ve eğer onlara bir kötülük isabet etse derler ki: “Bu sendendir.” De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.” Bu topluma ne oluyor da hiç bir sözü derinlemesine kavramaya yanaşmıyorlar?

79. İyilikten sana isabet eden şey Allah’tandır. Kötülükten sana isabet eden şey de nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

80. Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiştir ve kim de yüz çevirirse biz seni onların üzerine bir muhafız olarak göndermedik.

81. “Baş üstüne” derler de senin yanından ortaya çıktıklarında onlardan bir taife, senin dediğinden başkasını planlayarak geceler. Allah da onların sabaha kadar kurduklarını yazar. Artık onlardan uzak dur ve Allah’a tevekkül et! Allah, vekil olarak yeter.

82. Kur’an’ı gereği gibi iyice düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan baş-kasının katından olsaydı, elbette onun içinde pek çok çelişki bulurlardı.

83. Onlara güvenden veya korkudan yana bir haber geldiğinde onu hemen yaydılar. Keşke onu Resule ve içlerindeki emir sahiplerine (yöneticilere) götürselerdi, onlardan olan, onu araştırıp sonuç çıkarabilen kimseler, elbette onu bilirdi. Eğer üzerinize Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, kesinlikle şeytana tabi olurdunuz.

84. Allah yolunda savaş! Kendinden başkasından sorumlu tutulmazsın. İman edenleri teşvik et! Umulur ki Allah, gerçeği örtüp inkâr edenlerin gücünü zayıflatır. Allah, kuvvetçe daha şiddetlidir ve cezalandırması daha şiddetlidir.

85. Her kim güzel bir aracılıkla, aracılıkta bulunursa (*) ondan kendisine bir pay olur ve her kim de kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa (**) ondan da kendisine bir pay olur. Allah her şeyi görüp gözetendir.

(*) Her kim güzel bir işe aracı olursa (**) Her kim de kötü bir işe aracı olursa

86. Bir selam ile selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selam verin veya (aynısıyla) onu alın! Muhakkak ki Allah, her şeyi en iyi hesaplayandır.

87. Allah, O’ndan başka ilah olmayandır. Hakkında bir şüphe olmayan kıyamet gününde, muhakkak sizi bir araya toplayacaktır. Söz bakımından kim Allah’tan daha doğrudur?

88. Size ne oldu ki Allah, onları kazandıkları sebebiyle baş aşağı ettiği halde, münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa artık onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.

89. İstediler ki keşke siz de onların inkâr ettiği gibi inkâr edesiniz de eşit olasınız. Öyleyse onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin! Eğer yüz çevirirlerse, onları tutun ve onları bulduğunuz yerde öldürün! Onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin!

90. Ancak sizinle onların arasında andlaşma bulunan bir kavme sığınan kimseler veya sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleri ile savaşmaktan içleri sıkılmış olarak (*) size gelenler müstesna. Eğer Allah dileseydi, mutlaka onları üzerinize musallat ederdi de şüphesiz sizinle savaşırlardı. Eğer sizden uzak dururlarsa, sizinle asla savaşmazlarsa ve size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah sizin için, onlara karşı bir yol kılmadı.

(*) İki tarafla da savaşmak istemeyen, tarafsız kalmak isteyen kimseler kastedilmektedir.

91. Diğerlerini de bulacaksınız ki, hem sizden emin olmak hem de kendi toplumlarından emin olmak isterler. Her ne zaman onlar fitneye çevrilseler, onun içine başaşağı dalarlar. Bunlar sizden uzak durmazlarsa ve size barış teklif etmezlerse ve ellerini çekmezlerse artık onları tutun ve onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün! İşte onların aleyhine sizin için apaçık bir ferman (yetki) kıldık.

92. Hataen olması hariç bir müminin bir mümini öldürmesi olamaz. Kim bir mümini hataen öldürürse, o takdirde, (karşılığı) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması ve onun (ölenin) ailesine teslim edilecek bir diyettir. Sadaka olarak bağışlamaları hariçtir. Eğer o (öldürülen) mümin olduğu halde, size düşman bir topluluktan ise, o takdirde (öldürenin) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması gerekir. Eğer o (öldürülen) sizinle onlar arasında antlaşma bulunan bir toplumdan ise, o takdirde (karşılığı) mümin bir köleyi hürriyete kavuşturması ve onun (ölenin) ailesine teslim edilecek bir diyettir. Bunları bulamayan kimse içinse, Allah’dan tövbe olarak, iki ay ardı ardına aralıksız oruç tutmaktır. Allah en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

93. Kim de bir mümini kasten öldürürse, onun karşılığı, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Allah onun üzerine gazap etti ve onu lanetledi ve onun için büyük bir azap hazırladı.

94. Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman, iyice araştırıp anlayın da size barış teklif edene “Sen mümin değilsin.” demeyin! Dünya hayatının geçici menfaatine göz dikiyorsunuz fakat Allah katında çok ganimetler vardır. Önceden siz de bunun gibiydiniz de Allah size lütfetti. O halde iyice araştırıp anlayın! Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınız hakkında haberdardır.

95. Özür sahipleri dışındaki Müminlerden oturup duranlar ve Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, oturanların üzerine derece bakımından üstün kıldı. Allah hepsine de güzellik vadetti. Bununla beraber cihad edenleri, oturanların üzerine, büyük mükafaatla üstün kıldı.

96. O’ndan dereceler ve bağışlanma ve rahmet bakımından. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

97. Muhakkak ki kendilerine zulmederlerken, meleklerin canlarını aldığı kimselere (melekler) dediler ki: “Ne haldeydiniz?” Dediler ki: “Biz yeryüzünde zayıf bırakılmışlardık (güçsüz ve çaresiz kimseler).” Dediler ki: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi ki orada hicret etmediniz?” İşte onlar var ya, onların barınakları cehennemdir. Ne kötü bir varış yeri!

98. Hiç bir çareye güç yetiremeyen ve bir yol bulamayan erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar (güçsüz ve çaresiz kimseler) hariç.

99. İşte onlar var ya, Allah’ın onları affetmesi umulur. Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

100. Kim de Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidilecek pek çok yer ve bolluk bulur. Kim de Allah’a ve resulüne hicret etmek üzere evinden çıkarsa, sonra ölüm ona yetişirse, bu takdirde onun ödülü Allah’ın üzerine vaki olur. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

101. Yeryüzünde sefere (savaşa) çıktığınız zaman, eğer gerçeği örtüp inkâr eden kimselerin size kötülük yapmalarından korkarsanız, salâttan (namazdan) kısaltmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenler, sizin için apaçık düşmandır.

102. Sen onların içinde olduğunda, onlara namazı kametlediğinde (başlattığında) onlardan bir grup seninle (namaza) dursun ve silahlarını da alsınlar! Secde edince de arkanızda olsunlar (arkanıza geçsinler) ve namaz kılmayan diğer grup gelsin, sonra da seninle birlikte namaz kılsınlar! Korunma tedbirlerini alsınlar ve silahlarını da! İnkâr edenler arzu ettiler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olasınız da üstünüze aniden bir baskın yapsınlar. Eğer yağmurdan dolayı size bir eza olduysa veya hasta olduysanız, silahlarınızı bırakmanızda üzerinize bir günah yoktur. Korunma tedbirinizi alın! Muhakkak ki Allah, gerçeği örtüp inkâr edenler için alçaltıcı bir azap hazırladı.

103. Böylece salâtı (namazı) bitirdiğiniz zaman artık ayakta ve otururken ve yan taraflarınızın üzerindeyken, Allah’ı anın! Nihayet huzura kavuştuğunuz zaman, salâtı (namazı) ikâme edin! Muhakkak ki salât (namaz), müminler üzerine vakitli olarak farz oldu.

104. O topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin! Eğer elem duyanlar iseniz, muhakkak ki onlar da sizin elem duyduğunuz gibi elem duyuyorlar. Siz de onların ummayacakları şeyleri, Allah’tan umuyorsunuz. Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

105. Muhakkak ki biz kitabı Allah’ın sana gösterdiği ile insanlar ara-sında hüküm vermen için hak ile sana indirdik. Hainler için bir savunucu olma!

106. Allah’tan bağışlanma dile! Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

107. Kendilerine hainlik edenlerden yana mücadele etme (onları savunma)! Muhakkak ki Allah, hainlik yapan, günahkâr kimseyi sevmez.

108. İnsanlardan gizleniyorlar da Allah’tan gizlenmiyorlar. Hâlbuki O, söz olarak razı olmayacağı şeyi geceleyin kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.

109. İşte siz, dünya hayatında onlardan yana mücedele eden (onları savunan) kimselersiniz. Peki, kıyamet günü Allah’a karşı onlardan yana kim mücadele edecek (onları savunacak) veya onlara kim vekil olacak?

110. Kim bir kötülük yaparsa veya nefsine zulmederse sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.

111. Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanır. Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

112. Kim bir hata veya günah kazanırsa sonra onu bir suçsuza atarsa, hiç kuşkusuz, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiştir.

113. Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, on-lardan bir grup seni saptırmaya yelteneceklerdi. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap’ı ve Hikmet’i indirdi ve sana biliyor olmadığın şeyleri öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.

114. Sadakayı veya iyiliği veya insanların arasını düzeltmeyi emreden kimseler hariç, aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda bir hayır yoktur. Kim bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa o takdirde ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

115. Kim kendisine hidayetin belli olmasının ardından peygambere karşı çıkarsa ve mü’minlerin yolundan başkasına tabi olursa, onu döndüğü şeye yönlendiririz ve cehenneme yaslarız. Ne kötü bir varış yeri!

116. Muhakkak ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun aşağısında (derecesi daha düşük) olanı dilediği kişi için bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa o takdirde çok uzak bir sapkınlığa sapmıştır.

117. Onlar, Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından olan dişilerden başkasına dua etmezler. Onlar hayırsız, asi şeytandan başkasına da dua etmiş olmazlar.

118. Allah onu lanetledi ve (o da) dedi ki: “Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım.”

119. “Onları kesinlikle saptıracağım ve onları boş beklentilere soka-cağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar ve onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” Kim Allah’ın yanı sıra yarattığı astlarından olan şeytanı veli edinirse o takdirde apaçık bir ziyanla ziyan etmiştir.

120. Onlara vadeder ve onları boş beklentilere sokar. Şeytanın onlara vadetmekte olduğu şey gururdan / aldatmadan başka bir şey değildir.

121. İşte onlar var ya, onların barınakları cehennemdir. Ondan kaçacak yer de bulamazlar.

122. İman edip iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere sokacağız. Allah’ın hak olan vaadidir. Söz bakımından, kim Allah’tan daha doğrudur?

123. Sizin boş beklentilerinizle ve Ehli kitap’ın boş beklentileriyle değil. Kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır. Allah’ın yarattığı astlarından kendisine ne bir veli ne de bir yardımcı bulamaz.

124. İman eden olduğu halde, erkek veya kadından, her kim hayırlı işler yaparsa, işte o kimseler var ya, onlar cennete girerler ve zerre kadar zulmedilmezler.

125. İyilik yapan bir kimseden ve İbrahim’in dinine hanif olarak uyandan ve yüzünü (tüm varlığı ve benliğiyle kendisini) Allah’a teslim eden kimseden, dinen kim daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.

126. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah her şeyi çepeçevre kuşatandır.

127. Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: “Allah, onlar hakkında ve kendileriyle nikâhlanmayı istediğiniz halde onlar için yazılmış olanı, onlara vermediğiniz kadınların yetimleri ve çocuklardan çaresiz olanları hakkında, Kitap’ta size okunanı ve yetimler için adaleti yerine getirmenizi fetva veriyor. Hayırdan ne yaparsanız, şüphesiz ki Allah onu en iyi bilendir.”

128. Eğer bir kadın, kocasının geçimsiz davranmasından (*) veya ona sırt çevirmesinden korkarsa, o takdirde, bir anlaşma ile ikisinin aralarını sulh etmelerinde ikisi üzerine günah yoktur ve anlaşmak hayırlıdır. Nefisler cimriliğe hazırlanmıştır. Eğer iyilik eder ve sakınırsanız o takdirde şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

(*) Açıklama için 34.ayete bakınız.

129. Hırslanıp çok isteseniz bile kadınlar arasında adaletli olmaya güç yetiremeyeceksiniz. O halde meyledişin hepsiyle (yalnızca birine) meyletmeyin! Böylece diğerini askıya alınmış gibi ortada bırakmayın! Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

130. Eğer ikisi ayrılırlarsa, Allah her birini geniş nimetinden zengin eder. Allah, lütfu geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

131. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Andolsun ki sizden önce kitap verilen kimselere ve size de “Allah’a karşı gelmekten sakının!” diye tavsiyede bulunmuştuk. Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah, zengindir ve hiç bir şeye muhtaç olmayandır, övülmeye lâyık olandır.

132. Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah’a aittir. Vekil olarak Allah yeter.

133. O dilerse sizi giderir (yok eder) ey insanlar! Ve başkalarını getirir. Allah buna gücü yetendir.

134. Kim dünyanın sevabını istiyorsa, dünyanın ve ahiretin sevabı Allah katındadır. Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir.

135. Ey îman edenler! Adaleti ayakta tutanlar olarak, kendinizin veya ana babanızın veya akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik edenler olun! Zengin veya fakir olsa da Allah o ikisine daha yakındır. Öyleyse arzulara uymayın ki adaletli olasınız! Eğer eğriliğe sapar dilinizi eğip bükerseniz veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yapıyor olduğunuz şeylerden haberdardır.

136. Ey iman edenler! Allah’a ve onun resulüne ve resulüne indirdiği Kitap’a ve daha önce indirdiği Kitap’a iman edin! Kim Allah’ı ve me-leklerini ve kitaplarını ve resullerini ve ahiret gününü inkâr ederse, o takdirde çok uzak bir sapkınlığa sapmıştır.

137. Muhakkak ki o kimseler iman ettiler, sonra inkâr ettiler, sonra iman ettiler, sonra inkâr ettiler sonra inkârı arttırdılar. Allah onları bağışlayacak değildir ve onları hiçbir yola iletecek de değildir.

138. İkiyüzlülere korkunç bir azabın onlara ait olduğunu müjdele!

139. Onlar öyle kimseler ki, gerçeği örtüp inkâr edenleri müminlerden ayrı olarak dostlar ediniyorlar. Onların yanında izzet mi arıyorlar? Oysaki şüphesiz izzet, tamamen Allah’a aittir.

140. Kitap’ta size indirmiştir ki onu inkâr ediliyor ve onunla alay edi-liyor haldeyken Allah’ın ayetlerini duyduğunuz zaman, o takdirde ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla oturmayın! Muhakkak ki siz o zaman, onların aynısısınız demektir. Muhakkak ki Allah, ikiyüzlüleri ve gerçeği örtüp inkâr edenleri cehennemde topluca bir araya getirendir.

141. Onlar ki sizi gözetlerler. Allah’tan size bir fetih olursa derler ki: “Sizinle birlikte değil miydik?” Eğer gerçeği örtüp inkâr edenlere bir nasip olursa derler ki: “Size üstünlük sağlamadık mı? Sizi müminlerden korumadık mı?” Artık Allah, kıyamet günü aranızda hükmeder. Allah, gerçeği örtüp inkâr edenler için, müminler aleyhine asla bir yol kılmaz.

142. Muhakkak ki ikiyüzlüler, O onları aldattığı halde, Allah’ı aldat-maya uğraşırlar. Onlar namaza kalktıkları zaman, tembel tembel kal-karlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Pek azı hariç, Allah’ı anmazlar.

143. Ne onlara ve ne de şunlara, arada yalpalayıp duranlardır. Allah kimi şaşırtırsa, artık onun için asla bir yol bulamazsın.

144. Ey iman edenler! Gerçeği örtüp inkâr edenleri Müminlerden ayrı olarak dostlar edinmeyin! Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil kılmayı mı istiyorsunuz?

145. Muhakkak ki ikiyüzlüler, ateşin en alt tabakasındadır ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.

146. Ancak tövbe edenler ve hallerini düzeltenler ve Allah’a yapışanlar ve dinlerini samimiyetle Allah’a özgü kılanlar müstesnadır. İşte onlar müminlerle beraberdir. Allah, müminlere büyük bir mükafaat verecektir.

147. Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz, Allah sizin azabınızla ne yapsın? Allah şükre karşılık verendir, her şeyi en iyi bilendir.

148. Allah, sözden kötü olanının açığa çıkmasını sevmez. Zulmedilen kimse hariç. Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

149. Eğer bir hayrı açıklarsanız veya onu gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz o takdirde muhakkak ki Allah çok affedicidir, gücü yetendir.

150. Muhakkak ki o kimseler, Allah’ı ve O’nun resulünü inkâr ederler ve Allah ve onun resullerinin arasını açmayı isterler ve “Biz bazısına inanırız ve bazısını da inkâr ederiz.” derler ve bunun (iman ve küfür) arasında bir yol edinmeyi isterler.

151. İşte onlar var ya, onlar gerçekten gerçeği örtüp inkâr edenlerdir. Kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

152. Allah’a ve onlardan biri arasını asla ayırmadan O’nun resullerine iman eden kimseler, işte onlar var ya, onlara ücretleri ilerde verilecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

153. Kitap ehli senden üzerlerine gökten bir kitap indirmeni ister. Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Akabinde dediler ki: “Bize Allah’ı açıkça göster!” Böylece zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra apaçık deliller olarak onlara gelen şeylerin ardından buzağıyı (ilah) edindiler. Biz bunu da affettik. Musa’ya da apaçık bir delil / yetki verdik.

154. Söz vermeleri sebebiyle Tur’u üzerlerine kaldırdık ve onlara dedik ki: “Kapıdan secde ederek girin!” ve onlara dedik ki: “Cumartesi gününde haddi aşmayın!” ve onlardan sapasağlam bir söz aldık.

155. (Başlarına gelenler) sözlerinden dönmeleri ve Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır / perdelidir.” demeleri yüzündendir. Hayır, aksine! Allah küfürleri sebebiyle onların kalplerini mühürledi. Artık pek azı hariç iman etmezler.

156. Küfürleri yüzünden ve Meryem’in aleyhinde büyük bir iftira olan sözleri yüzünden.

157. Ve “Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük.” demeleri yüzünden. Onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara benzer gösterildi. Şüphesiz onun hakkında ihtilafa düşenler ondan dolayı bir şüphe içindedir. Bu hususta zanna uymaktan başka onların bir bilgisi yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.

158. Hayır, aksine! Allah onu kendisine yükseltti. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

159. Onun (*) ölümünden önce mutlaka ona (*) iman edeceklerin dışında Kitap ehlinden kimse yoktur. O da kıyamet günü onlara şahit olacaktır.

(*) Beydavî tefsirinde, ayetteki zamirlerle ilgili 2 görüş belirtilmektedir. Birinci görüşe göre birinci o zamiri, kitap ehlinden olan kimseye aittir. İkinci o zamiri ise İsa aleyhisselam’a aittir. İkinci görüşe göre ise iki o zamiri de İsa aleyhisselam’a aittir. Tefsirde belirtilen bu 2 nci görüşe göre İsa aleyhisselam, gökten indiği zaman bütün milletler ona iman edecektir. Rivâyete göre o, Deccal çıktığı zaman gökten inip onu helâk edecektir. Ona iman etmeyen bir ehl-i kitap kalmayacaktır. İnsanlar tek millet yani İslâm milleti hâline gelecektir. İsa aleyhisselam yeryüzünde kırk yıl kalacak sonra ölecektir. “Onun ölümünden önce” ifadesi İsa aleyhisselam’ın yeryüzüne indikten sonraki, işte bu ölümüne işaret eder denmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

160. Yahudi olanlardan meydana gelen zulüm ve birçoğunu Allah yolundan alıkoymaları yüzünden, onlara helâl edilmiş temiz şeyleri, onlara haram ettik.

161. Ve ondan men edildikleri halde faiz almaları ve batılla (haksız yollarla) insanların mallarını yemeleri yüzünden. Onlardan gerçeği örtüp inkâr edenlere korkunç bir azap hazırladık.

162. Fakat onların ilimde derinleşmiş olanları ve müminler, sana indi-rilene ve senden önce indirilene iman ederler. Salâtı (namazı) ikâme edenler ve zekâtı verenler ve Allah’a ve ahiret gününe iman edenler ki işte onlar var ya, onlara büyük bir mükafaat vereceğiz.

163. Muhakkak ki biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyet-tiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve torunlarına ve İsa’ya ve Eyyub’a ve Yunus’a ve Harun’a ve Süleyman’a vahyettik ve Davud’a Zebur’u verdik.

164. Önceden onları sana anlattığımız resullere ve onları sana an-latmadığımız resullere de (vahyettik). Allah, Musa’ya kelimelerle sözlü olarak doğrudan konuştu.

165. Müjdeleyici ve uyarıcı resuller (gönderdik) ki, resullerden sonra insanların, Allah’a karşı bir delili olmasın. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

166. Zaten Allah, sana indirdiğine şahitlik eder ki onu kendi ilmiyle indirdi. Melekler de tanıklık ederler. Şahit olarak Allah yeter.

167. Şüphesiz gerçeği örtüp inkâr edenler ve Allah’ın yolundan çevirenler, çok uzak bir sapkınlığa sapmıştır.

168. Muhakkak ki gerçeği örtüp inkâr edenleri ve zulmedenleri, Allah onları bağışlayacak değildir ve onları hiçbir yola iletecek de değildir.

169. İçinde ebediyen kalacak oldukları cehennem yolu hariç. Bu da Allah’a çok kolaydır.

170. Ey insanlar! Resul size Rabbinizden gerçeği getirmiştir. Artık kendinize bir hayır olarak iman edin! Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki göklerdekiler ve yerdekiler Allah’a aittir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

171. Ey Kitap ehli! Dininizde aşırılığa gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyin! Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın resulü ve Meryem’e ilka ettiği / bıraktığı O’nun kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Artık Allah’a ve O’nun resullerine iman edin! “Üçtür.” demeyin! Kendi hayrınıza olarak buna bir son verin! Allah ancak tek bir İlâhtır. Çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerdekiler ve yerdekiler O’ nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172. Mesih ve yakınlaştırılmış melekler, Allah’a bir kul olmaktan asla çekinmedi. Kim Allah’a kulluktan çekinirse ve kibirlenirse / büyükle-nirse, Allah onları, topluca huzurunda haşredecektir.

173. İman edenlere ve hayırlı işler yapanlara gelince, onlara mükâfatlarını eksiksiz verir ve lütfundan onlara arttırır. Çekinenlere ve büyüklük taslayanlara gelince, onlara acıklı bir azapla azap eder. Kendilerine Allah’ın yarattığı astlarından ne bir veli ne de bir yardımcı bulamazlar.

174. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir. Biz size, apaçık bir nur gönderdik.

175. Allah’a iman edenlere ve O’na sarılanları gelince, onları kendinden bir rahmetin ve lütfun içine sokacak ve onları kendine varan dosdoğru bir yola iletecektir.

176. Senden fetva isterler. De ki: “Allah size kelâle (ana babasız ve çocuksuz kişi) hakkında şöyle fetva veriyor. Eğer bir kimse ölürse, onun çocuğu yoksa ve kız kardeşi varsa, onun için bıraktığının yarısı vardır. Eğer (Kız kardeş ölürse) onun çocuğu hiç olmadıysa, o (erkek kardeş) onun (kızkardeşin) bütün mirasını alır. Eğer kız kardeşler iki olurlarsa, o takdirde o ikisine, bıraktığı şeyin üçte ikisi vardır. Eğer erkek ve kadın kardeşler idiyse, erkek için iki kadının payı vardır. Allah şaşırırsınız diye size açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir