Namaz nedir ve hikmetleri nelerdir? Ashâb-ı Suffe kimdir?

Namaz nedir ve hikmetleri nelerdir?

Namaz kelimesi türkçe bir kelime değildir. Namaz, aslı farsça olan bir kelimedir ve karşılığı kulluk ve dua etmek demektir. Arapça’daki salât kelimesinin karşılığıdır. Sözlükte, dua, istiğfar, övgü anlamlarına gelen salât, dinî bir kavram olarak, İslâm’ın beş temel esasından biri olup, belli eylemler ve rükünleri bulunan özel bir ibadettir. Salât dua etmek ve Allah’tan rahmet dilemektir.

Namaz kılmak bir ihtilaf veya şüphe olmaksızın ümmetin tamamının ittifak ettikleri, Kur’an-ı Kerim’de ve sünnetlerde apaçık bir şekilde geçen, Allahu Teala’nın yapılmasını emrettiği kesinlikle farz olan bir ibadettir.

Namaz her şeyden önce bir insanın kulluk vazifesidir. Allahâ yakınlık kazanması ve O’na olan şükrünün ifadesidir. Namaz Allah ile rabıta kurmaktır. Bu rabıta ile Rabbi ile kul arasında muhabbet hasıl olur ki bu da rıza-ı ilahi’ye sebeptir. Rızaya kavuşan kul ise huzur bulur. Hem dünyada hem de ahirette iyiliklere mazhar olur ve Cennete girer.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruyor: “Allah celle celâlühû ile konuşmak isteyen Kur’ân-ı Kerîm okusun.” Kur’ân-ı Kerîm okuyan ve onunla meşgul olan kişi Kur’ân ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ahlakı ile ahlaklanır. Kalbi temizlenir ve ilahi feyzleri almaya başlar. İlahi feyz demek ise Allah ile rabıta kurmaktır. Bu rabıtaya bir çeşit ilahi bağlantı diyebiliriz. İşte namazın özünde Kur’an okumak olduğundan, namaz ile Allahu Teala ile irtibata geçilmiş olunur.

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

“Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Şura, 51

İşte namaz da bu perdelerden bir tanesidir. Bilen bilir, bilmeyen bilmez. Bilmeyen bileni bilirse, umulur ki o da bilir. Ancak her şeyi en doğru ve en iyi Allah bilir. O subhane ve Teala, bileni de bilmeyeni de ve bilmek isteyeni de bilendir. Çünkü O alemlerin Rabbidir. Rab öğretmen demektir. O’ndan başkası ise ancak O’nun öğrettiklerini öğretenlerdir. Öyleyse ya öğreten olmak ya da öğrenen olmak lazımdır. Demem o dur ki namaz bir okuldur. Tek kılarken Alemlerin Rabbine öğrenci olunur, cemaatle kılarken öğretilmişlere öğrenci olunur. Mescidler birer ilim yuvasıdır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde mescidinde ilim meclisleri olurdu. Mescitte ilim dersleri verilirdi. Sıkıntısı olanların sıkıntıları giderilir, neşesi olanların neşesi de paylaşılırdı. Bazen bir kişinin bir derdi ile ilgilenilirken, bazen de büyük çaplı devlet meseleleri burada konuşulurdu.

Ashâb-ı Suffe veya Ehl-i Suffe kimdir?

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına, etrafı açık ve üstü hurma dallarıyla örtülü bir suffe yaptırmıştır. Suffe gölgelik, çardak demektir. Uzaktan gelen ve âilesi olmayan fakir müslümanlar burada kalırdı. Onlara “Ashâb-ı Suffe” veya “Ehl-i Suffe” denirdi. Bunların geçimlerini Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem başta olmak üzere varlıklı sahabeler karşılardı. Bu kişiler hem burada kalırlar, hem de ilim kaynağına yakın olmaları nedeniyle ilim tahsil ederlerdi. Mescide gelenlere öğrendiklerini öğretirler, gerektiğinde de civar köylere gidip oradakileri yetiştirirlerdi. Dini anlatmak ve öğretmek ihtiyaçları ortaya çıktığında, öğretmen talep eden yerlere bunlardan gönderilirdi. Sahabenin en çok hadis rivayet edenlerinden birisi olan Ebû Hüreyre radıyallalhu anh da Ashâb-ı Suffe’dendi. Ebû Hüreyre radıyallalhu anh bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Suffe Ehli, İslâm misâfirleriydi. Onların ne sığınacak bir âileleri ne malları ne de bir kimseleri vardı. Bir sadaka geldiğinde Peygamber Efendimiz onlara gönderir, kendisi ondan hiçbir şey almazdı. Şâyet gelen bir hediye ise kendisi ondan bir parça alıp kalanını Ashâb-ı Suffe’ye gönderirdi. Böylece gelen hediyeyi onlarla paylaşırdı.” Buhârî, Rikâk, 17

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ilmin önemine dikkat çekmek için bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiyi cennetin yollarından birine sevk eder. Melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunan her şey, hattâ suyun altındaki balıklar bile âlim için Allâh’a istiğfar ederler. Âlimin âbide üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, mîras olarak altın ve gümüş bırakmazlar; onlar ilmi miras bırakırlar. Kim bu mîrâsı alırsa, büyük bir nasip almış olur.” Ebû Dâvûd, İlim, 1/3641; Tirmizî, İlim, 19/2682

İşte namaz ibadeti için gidilen mescitlerde, cemaatle namaz kılmanın faydalarından birisi olan ilim öğrenmek, dinimizin ilme verdiği önemin güzel bir örneğini teşkil eder.

Sağlıcakla kalın. Sevgi ışığınız kalbiniz rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.