Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir

Konu 37 Hadis 37: “Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.” Hakkında

ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ

دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

“Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.” İbn Mâce, Dua, 11

Dua, tanrı’ya yalvarma, tanrı’dan yardım dileme, yakarış demektir. Dua kelime manası olarak istemek, çağırmak, seslenmek ve davet etmek, yardım talep etmek, Allah’a karşı yalvarış, Allah’tan hayır ve rahmet dilemek gibi anlamlara gelir. Kur’an-ı Kerim’de ise ibadet, yardım istemek, talep manalarında kullanılmıştır. Istılah manası olarak ise dua, kulun, bir şeyin olmasını veya olmamasını, gerekli şart ve edeplerine uygun olarak, acz ve ihtiyacını ifade eder bir dille, Allahu Teâla’dan istemesidir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’ım! Sen’in gazabından rızana, azabından affına ve senden yine sana sığınırım! Seni lâyık olduğun şekilde medhu senadan acizim. Sen kendini nasıl medhu sena etmişsen öylesin.” Müslim, Salât, 222 diyerek dua ederdi.

Allahu Teala Kur’an-ı Kerim Bakara suresi 201. Ayette şöyle buyurmaktadır: “Duâlarına şu sözleri de ekle. De ki: “Ey güçlükleri kolaylaştıran Allah! Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!” Bakara, 20

Duanın güzel ve makbul olması onun içten ve samimi olmasını gerektirir. Ayrıca duanın kabul edilmesi için de bazı şartları vardır. Bunlar, duadan önce iyi iş yapmak, temiz olmak, abdestli olmak, kıbleye doğru dönmek, dua başında Allah’ı hamdetmek, Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem’e salavat getirmek, elleri açıp yalvarmak, sakin bir şekilde ve boynu bükük, mütevazi, kalbi saygı içinde olmak, alçak sesle ve gizlice dua etmek, dua ederken kalbinden ne geliyorsa açık ve net bir biçimde istediğini açıkça ifade etmek, akılda fikirde başka düşünceler olmamak, yalnızca Allah’tan istemektir.

قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ

“De ki: “Duanız olmasaydı Allah size neden değer versin? …” Furkan, 77

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” Bakara, 186

Allahu Teala kalpleri eviren ve çevirendir. İnsanlar iyilik ve kötülük ile denenirler. İyilik zamanında şükür halinde olmalıdır. Başa bir kötülük geldiğinde de “Muhakkak ki biz, sana aitiz ve elbette sana döneceğiz.” diyerek, sabırla Allah’a yönelip dua etmelidir. Dua etmek, kul olmanın bir göstergesidir. Gerçek bir kul da, kendisini yaratan Rabbine karşı boyun eğerek dua eden kişidir. Bir Müslümana da bu yakışır.

Kur’an-ı Kerim’de dua ile ilgili çok ayet vardır. Bu da dua etmenin önemine vurgu yapar. Özellikle dua eden salih kimselerin, peygamberlerin dua ediş şekilleri örnek olması için ayrıntılı olarak verilir ki bizim de buna benzer şekilde dua etmemiz istenir.

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.” Mü’min, 60

وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

“Zünnûn’u (Yunus aleyhisselam) da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten nefsine zulmedenlerden oldum” diye dua etti.” Enbiya, 87

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” Yusuf, 101

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” İbrahim, 40

Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda da hepimize örnek teşkil edecek bir insandır. Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatında dua önemli bir yer tutar. Sık sık da dua etmenin önemi belirtirdi.

“Rabbimiz hayâ ve kerem sahibidir. Kulu kendine el kaldırıp yalvardığı vakit onun iki elini boş çevirmekten haya eder.” İbn Mâce C:2 S:101

“Dua rahmet kapılarının anahtarı, mü’minin silahı, dinin direğidir. Dua ibadettir, ibadetin özüdür.” Sünen-i Tirmizi, Hadis No:3368-9

“Kim şiddetli hadiseler ve sıkıntılı zamanlarlarda duasını Allah’ın kabul etmesini severse, iyilik ve bolluk vakitlerinde duayı çok yapsın.” Tuhfetü’l Ahvezî C:9 S:324

Dua etmek, sıkıntıları giderir ve huzuru getirir. Başına kötü bir iş gelen kişinin, içine düştüğü buhrandan kurtulmasına vesile olur ki hem manevî hem de maddi olarak güçlenmesini sağlar. Çünkü kaybolan umutların yeniden yeşermesiyle, Rabbinin gücünü ardında hisseden bir kimse, endişe ve korkularından arınarak hayata tutunur ve yeniden mücadele kuvveti kazanır.

Tatmin edilmemiş istek ve arzular bilinç altına atılırlar. Eğer müdahale edilmezlerse orada büyük bir çöplük oluşur. Zaman içerisinde de açığa çıkanlar, psikolojik depresyonlara sebibiyet verir. İşte bu durumlarda, dua ile kendisini Allah’a bağlayan kişi, ancak O’nun yardımı ile bu tür sıkıntılı günleri aşmayı başarabilir. Dua insanı Rabbine yakınlaştırır. Dua bir rabıtadır. Aradaki tüm engeller kalkar. Çünkü, dua kalbi bir faaliyet olduğundan sınır tanımaz. Böylece Rabbiyle bağ kuran kimse, gücüne güç katar ve iç ve dış sıkıntılarını yok eder ve mutlu ve huzurlu bir hayat sürer.

İşte bu kadar önemli ve değerli olan duaların Allah katında muhakkak kabul edilen ve asla reddedilmeyenleri de vardır. Bunlar da hadiste geçen, üç duadır ki, şüphesiz kabul edilir. Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duasıdır. Bu nedenle de fırsat ele geçer geçmez mutlaka bu kimselerin dualarını almak lazımdır. Bu kişilere iyilikler yaparak, onların rızalarını ve hayır dualarını almak ne kadarda değerlidir. Onlardan “Allah senden razı olsun.” diye dua alınmasını saadet bilmelidir.

Kişi babasına karşı muhakkak ki sevgi ve saygı içerisinde olmalıdır. Ona hürmette kusur etmemelidir. Çünkü babanın rızası Allah’ın rızasıdır. Bir baba evladına dua ettiğinde bütün gök kapıları açılırda Allahu Subhane ve Teala o duayı hemen kabul eder. O kişinin istediğini lütfeder.

“Allah’ın rızası anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.” Tirmizî¸ (25) Birr¸ 3¸ had. no: 1899

Ayetlerde ve hadislerde Allah’a iman ve itaatle birlikte anne ve babaya itaat zikredilir. Baba hakkı ancak sevgi, saygı ve hürmetle öedenebilir. Yoksa hangi maddiyat bu hakkı karşılayabilir? Ana ve babayı beğenmemek, onlara karşı saygısızlık ne büyük bir terbiyesizliktir. Çevrenin olumsuz etkilerine kapılıp, maddiyatçı düşünce sistemlerinin kölesi olup babaya karşı gelmek aklı başında birisine yakışmaz. Babaya karşı gelmek, Allah’a karşı gelmektir. Elbette ki Allah’a karşı gelmeye teşvik eden ana baba hariç. Bunların sözüne itaat edilmez. Her şeyden önce Allah’a iman ve itaat gelir. Fakat ana baba Allah yolunda bir Müslüman ise ona itaat etmek şart olur. Ola ki söyledikleri yanlış olsun veya istekleri bize ters gelse bile yine de onlara yumuşaklıkla davranılmalı, gönülleri tatlı dille alınmalıdır. Özellikle baba duasını bir ganimet bilmelidir. Hazinelerden bir hazine saymalıdır. Sözümüzü Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala’nın buyurmuş olduğu bir ayet ile bitirelim:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” İsra, 23

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

“Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” İsra, 24

Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.