Münakaşa etme, hoşa gitmeyecek şakalar yapma ve yerine getiremeyeceğin söz verme

Konu 39 Hadis 39: “Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getiremeyeceğin bir söz verme.” hakkında

لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

“Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.” Tirmizî, Birr, 58

Yetersiz bilgiler, kısır çekişmeleri doğurur. Ancak cahiller münakaşa ederler. Akıllı olanlar ise konuşurlar ve bilgi alışverişi yaparlar. Nefsini terbiye edememiş ve olgunlaşamamış kimseler kendi fikrini karşısındakine kabul ettirmek için kavga eder. Ancak aklı başında olanlar ise Hak olanı savunur ve eğer karşıdakinin söylediği Hak ise hemen onu kabul eder. Buna insaflı olmak denir ki insaf hakkı kabul etmeye hazır olmak demektir. Konuşmalarda amaç rakibini yenmek değildir. Doğru olana ulaşabilmektir. Konuşmadan her iki tarafta karlı çıkar. Kavga, münakaşa ise rakibini yenmeyi hedefler. Doğru veya yanlış farketmeksizin, diğerini yenmek üzere yapılan iştir. Münakaşadan her iki tarafta zararlı çıkar. Bu durumlarda eğer karşımızdaki cahil ise onunla münakaşa etmemelidir. Güzellikle o meclisten bir bahaneyle uzaklaşmalıdır.

Sözlü münakaşalar el ile kavgalara dönebilir. Eğer kişiler iyice ahmaklık yaparlarsa, yaralanmalara ve hatta ölümlere kadar varan şiddet ortaya çıkabilir. Münakaşa eden iki kişinin üçüncüsü şeytandır. Onları küslüğe, ayrılıklara, yaralanmalara ve hatta öldürmelere kadar götürmek için, korkunç işler yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Bu sebeple her türlü münakaşadan kaçınmalıdır.

Kalp kırmamak, gönül incitmemek için çok dikkatli olmalıdır. İncir çekirdeğini doldurmayan basit meseleler için kul hakkına girmek ne kadar da gereksizdir.

Bu tarz hadiselerden kaçınmanın en güzel yolu, daha en baştan o işe başlamamak ve cahil kişilerle ilişkilerin seviyesini iyi ayarlamak lazımdır. İnsanlarla ilişkilerimizde muhakkak ki her kim olursa olsun, arada bir mesafe bulundurmalıdır. Bunun çok kolay yöntemleri vardır. Bunlardan ilki, kime hitap ediyorsanız edin, isminin başına sonuna “Bey, hanım vb.” saygı ifadesi koymanızdır. Bir diğeri yakınlaşmalarınızda, şakalaşmalarınıza dikkat etmenizdir. Aşırı şakalar yapılmamalı ve saygınlık ve seviye düşürülmemelidir. Son olarak da tüm konuşmalarda resmi ağızla konuşulmalıdır. Sizli, bizli olunmalıdır.

Konuşmaların Allah rızası için ve eğitici olmasına özen gösterilmelidir. Boş konuşmalardan uzak durmalıdır. Dünyalık görüşmeleri de ihtiyaç kadar yapmalıdır. Yapılan şakalaşmaların da ibret verecek tarzda olması önemlidir. Yoksa sadece karşıdakileri eğlendirmek, güldürmek ve ilgi odağı olmak için yapılırsa saygı kaybedilir. Ne güzel söylemişler: “Ağır taşı ne yel alır, ne de sel.” Elbette ki ağır olmak, hiç gülmemek, şaka yapmamak, somurtmak demek değildir. Ağırlık, her şeyi yerinde ve zamanında yapmaktır. Susmak gereken yerde susmak, gülmek gereken yerde de gülmektir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de şaka yapardı. Yapılan şakalara da gülerdi. Fakat hiç bir zaman haddi aşmaz ve boş laflarla espriler yapmazdı. Şakalarında da kimseyi aşağılamaz ve alay etmezdi. Her şeyde olduğu gibi bu hususta da eğitici olmaya gayret eder, şakayla karışık dersler verirdi. Gület yüzüyle, tatlı diliyle kalp kırmaz, tam tersine nice gönülleri fethederdi. Bizler de onu sallallahu aleyhi ve sellem örnek almalı ve yerine ve zamanına göre hareket etmeliyiz.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ölçülü davranan, güler yüzlü, zaman zaman şakalaşmayı seven bir insandı. Bu hususta Allahu Teala Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” Ali İmran, 159

Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadis-i şerife göre ashabdan bazıları Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ya Resulullah, sen de bizimle şaka yapıyorsun.” dediklerinde, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şaka yaparım ama sadece doğruyu söylerim.” buyurmuştur.

Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabıyla bir davete giderken yolda oynamakta olan Hüseyin’e rastladı. Öne geçerek kollarını açtı ve torununu çağırdı. Hüseyin gelmek istemedi, sağa sola kaçtı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de gülerek onu yakalayıncaya kadar arkasından koştu. Yakaladı, onu sevdi, öptü ve ona hayır duada bulundu.

Cabir radıyallahu anh’dan gelen bir rivayette ise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem deve olmuş, Hasan ve Hüseyin’i sırtına bindirmiş, dört el üzerinde yürümüştür ve onlara: “Deveniz ne güzel deve, siz de ne güzel binicilersiniz.” diye iltifatta bulunmuştur.

Aişe’den radıyallahu anha gelen bir rivayette Aişe şöyle der: “Bir defasında, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bir yolculuğa çıkmıştım. O zaman zayıftım. Şişman değildim.  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yanındakilere: “Siz önden gidin” buyurdu. Sonra bana: “Haydi gel, seninle yarışalım.” dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile yarış ettik. Ben O’nu geçtim. Ben şişmanlayıncaya kadar sesini çıkarmadı. Bu arada ben de bu hadiseyi unutmuştum. Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir yolculuğa çıktığımızda, yanındakilere: “Siz önden gidin” buyurdu. Onlar ilerleyince de bana: “Haydi gel yarış edelim.” dedi. Bu seferki yarışta O beni geçti ve: “Ödeştik.” diyerek gülmeye başladı.”

Hasan’dan radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Ensar’dan yaşlı bir kadın Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ya Resulullah, Allah’ın beni cennete sokması için dua et.” dedi. “Bilmiyor musun? İhtiyarlar cennete giremez.” deyince, yaşlı kadın üzüntüsünden ağlamaklı bir hale geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de gülerek: “Biz onları (kadınları) eşlerine düşkün, hepsi bir yaşta ve bâkireler olarak yeniden inşa ederiz.” ayetini okumadın mı?” diyerek ihtiyar kadınların ihtiyar olarak değil de genç kız halinde cennete gireceğini, son derece latif bir şekilde açıkladı ve yaşlı kadının gönlünü de aldı.”

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kadına, kocasının gözünde beyazlık bulunduğunu söyler. Kadın üzgün bir şekilde kocasına gelir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisi hakkında söylediklerini aktarır. Kocası, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in latife yaptığını, herkesin gözünde beyazlık olduğunu kastettiğini söyler.”

“Enes b. Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre bir adam Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi, O’nu devesine bindirmek istedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Biz de seni bir deve yavrusuna bindirelim.” deyince adam: “Ya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ben yavru deveye nasıl bineyim?’ dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de: “Bütün develer bir ana devenin yavrusu değil midir?” buyurdu.” Ebû Davud, Edeb,92; Tirmizî, Birr, 57

Yine Enes b. Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Enceşe isimli bir sahabe Veda Haccı dönüşünde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarını taşıyan develeri sürmekteydi. Yanık sesi ve hızlı ritmiyle söylediği şarkılarla develeri koşturdu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Ey Enceşe! Yavaş sür billurları kırma.” dedi.” Darimî, İstizan, 65

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, torunları Hasan ve Hüseyin’i iki omzuna oturtmuş bir halde idi. Ömer radıyallahu anh bu durumu görünce Hasan ve Hüseyin’e hitaben: “Altınızdaki at ne kadar kıymetlidir?” diye şaka yaptı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de Hz. Ömer’e: “Onlar da iyi binicilerdir.” diye mukabelede bulundu.” Heysemî, a.g.e., IX, 181-182

“En şakacı sahabelerden olan ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i çok seven Nuayman radıyallahu anh, Medine’ye iyi bir şey geldi mi hemen alır ve onu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hediye ederdi. Yine bir gün çarşıya nefis bir bal geldiğini gördü. Balı aldı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hediye etti. Ancak balın parasını vermemişti. Satıcıyı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdi ve parasını O’ndan almasını istedi. Hz. Peygamber: “Hani hediye etmiştin?” deyince Nuayman radıyallahu anh: “Ya Rasûlallah! Bu güzel balı senin yemeni çok istedim. Param olmadığı için böyle yaptım.” dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de gülerek adamın parasını ödedi.” İ. Abdilberr , el-İstiâb, IV, 473

“Abdullah İbnu’s-Sâib İbni Yezîd İbni’s-Sâib babası tarîkiyle ceddi Yezid İbnu’s-Sâib radıyallahu anh’tan anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizden kimse, ne şaka ne de ciddî olarak kardeşinin değneğini almasın. Kim kardeşinin değneğini almışsa hemen ona geri versin.” Ebu Dâvud, Edeb 93, (5003); Tirmizî, Fiten 3, (2161).

Başkasını incitmeyecek ve gücendirmeyecek şekilde şaka yapmalıdır. Böyle konuşmak mubahtır. Doğruluktan ve haktan ayrılmamak şartı ile şaka yapılabilir. Elbette ki kırıcı olmamalı ve haddi aşmamalıdır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şakaları doğruyu ve hakkı söylemekten başka bir şey olmamıştır. Ashab-ı Kiram da kendi aralarında şakalaşırlardı fakat asla birbirlerinin kalbini kırmazlardı.

Şaka yollu da olsa kimseyi kırıp, incitmemek lazımdır. Hele hele onu alaya almak günahtır. Böyle bir davranış ancak kibirden olur ki dinimizce yasaklanmıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” Hucurat,11

Aişe radıyallahu anha diyor ki: “Bir defasında Peygamber Efendimiz’e hitâben: “Ey Allah’ın Resulü! Safiyye’nin kısa boylu oluşu sana yeter.” diyerek Safiyye’yi küçümsemiştim. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Aişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi, onun suyunu bozardı.» buyurdu.” Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4875; Tirmizî, Kıyâmet, 51

وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ

 “Arkadan çekiştirmeyi ve kaş-gözle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin hepsinin vay haline!” Humeze, 1

 İslam dini, ölçüler içerisinde mizaha ve şakalaşmaya yer verir. Muhabbet ve sevginin artmasına vesile olan mizah ve şakalaşma da ifrat ve tefrite de kaçılmamalıdır. Ne aşırı şaka yapılmalı ne de somurtkan olunmalıdır. İkisi arası bir çizgide bulunmak sünnettir.

Bütün bunlara ilave olarak, hadiste de geçen sözünde durmak İslam ahlakının önemli hususlarındandır. Söz verinve yerine getirmemek Allah muhafaza, münafıklık belirtisidir. Söz verilmişse eğer inşaallah o söz tutulmalıdır. Yok eğer yerine getirilemiyecekse de bir iş için söz verilmemelidir. Böyle bir durumu önlemek için, büyüklerimiz, “Sözünüzün başına veya sonuna “İnşaallah” ifadesini koyunuz.” derlerdi. İnşaallah “Allah dilerse.” demektir. Bu da karşıdaki kişiye, söz vermemek anlamına gelir ki “Eğer Allah dilerse, o işi yapacağım.” denilmiş olur. Böylece kişi, münafıklığa düşmakten korunmuş olur.

Bir işi yerine getirmek üzere söz veren kişi, iyi niyetle o işi yapmaya niyet etmiş dahi olsa, elinde olmayan bazı engellerden dolayı o işi yapamayacak duruma düşebilir. İşte böyle durumlarda kişi, söz verdiği şahsa ulaşarak, özür dilemeli ve sözünü yerine getiremeyeceğini bildirmelidir. Zira o kişi de söze güvenerek bekliyor olabilir. Eğer olumsuz durum bildirilmezse, karşıdaki kişi madur olabilir.

Sözünde durmayan kişilere de toplumda artık güvenilmez kişi nazarıyla bakılır ki o şahıs için kötü bir intiba olur. Güvenilir ve emin bir kişi olmaya çalışmalıdır. Verdiği sözde durmak İslâm ahlakındandır.

Yazımızı konumuzla ilgili değil ama bu satırları yazarken hatırıma gelen bir dua ile bitirelim. Bu vesileyle bu kıymetli duayı sizlere bildirmek güzel olur diye düşündüm.

Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

“İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmân’a da sevgilidirler; ‘Subhanallahi ve bihamdihi, Subhanallahi’l-azim.’ (Allah’ım seni hamdinle tespih ederim, yüce Allah’ım seni tenzih ederim.) kelimeleridir.” Buhari, Da’avât 65

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.