İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz

Konu 36 Hadis 36: “İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.” hakkında

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

“İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.” İbn Mâce, Ruhûn, 4

İnsan sosyal bir varlıktır.  İhtiyaçlarını temin edebilmek için birlikte yaşamak zorundadır. Toplumda herkes kendi yapısına göre farklı iş alanlarında çalışarak, hem topluma hizmet eder, hem de yaptığı bu işten belli bir gelir elde ederek, kendi ihtiyaçlarını kazanır. İşte bu aşamada insanlar ihtiyaçlarını başka kimselere belirli bir ücret karşılığında yaptırırlar. Kimisi hizmet, kimisi üretim, kimisi satış sektörlerinde çalışır. Kimisi memur, kimisi de işçi veya esnaftır. Toplumsal iş bölümü çok detaylıdır. Aile içerisinde yetişen bir çocuk, anne babasının da yardımıyla büyüyünce bu toplumsal iş örgütündeki yerini alır.

Elbette ki her toplumda bazen çürük elmalar da çıkar ama istisnalar kaideleri bozmaz. İnsanın, alın teriyle, kendi elinin emeği ile temiz bir kazanç elde etmesi dinimizce de övülmüş ve hatta bu şekilde yaşaması emredilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in toprak kazarak nafakasını kazanan Muaz’ın nasırlı elini tutarak “Bu eli Cehennem yakmaz.” Buyurması buna güzel bir örnektir.

Her peygamber dünyalıklarını temin etmek için çalışırlardı. Her birisinin kendisine göre meslekleri vardı. Örneğin, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem çobanlık, ticaret, yöneticilik, askerlik gibi meslekleri icra etmiştir. Davud aleyhisselam demirciydi, Adem aleyhisselam çiftçi idi, İdris aleyhisselam terzi idi, Süleyman aleyhisselam yönetici idi, Zekeriya aleyhisselam bina ustası idi. Kısaca her peygamberin bir mesleği vardı ve çalışırlardı.

İşte böylece bir kimse ihtiyacı için bir işçi çalıştırıyorsa o işin bitiminde işçiye söz verdiği ücreti eksiltmeden ve zamanında vermelidir. Hadis bu manada sözylenmiştir ve iş bittikten hemen sonra anlaşılmış olan ücretin bekletilmeden verilmesi emredilmiştir. Sözünde durmamak, söz verdiği karşılığı vermemek veya geç vermek karşıdaki işçinin rızkına engel olmak demek olur ki günahtır. Ayrıca işçinin de bir insan olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır. Her ne kadar ücretle çalıştırıyor olunsa da işçilere eziyet edilmemelidir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur: “İşçileriniz, kardeşlerinizdir. Yediklerinizden yedirin. Takatin üzerinde iş vermeyin. Zor bir iş ise, siz de yardım edin. İşçinin ücretini alın teri kurumadan verin. İşçisinin ücretini vermeyen, kıyamette beni hasım olarak bulacaktır.”

Bu dünyada elbette ki birisi işverendir, bir diğeri ise işçidir. Bu gün işçi olan yarın işveren olur. Bu böylece döner durur. Netice de herkes birbirinin ihtiyacını karşılar. Unu getiren işçi, fırın sahibinin o anda işçisi olur. Sonrasında unu getiren ekmek alacağında fırın sahibi ona işçi olur. Bu çark bu şekilde işler. Çünkü gerçek ve değişmeyen işveren Allahu Tealadır ve sosyal düzeni bu şekilde kılmıştır. Rızkı böyle vesilelere bağlamıştır.

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ

“Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” Zuhruf, 32

Başka bir ayette de Allahu Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır:

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” Ali İmran, 26

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem pek çok hadiste, çalıştırılan işçilerin ücretlerinin tam olarak ve vaktinde ödenmesinin önemine dikkat çekmektedir. İşte o hadislerden bir diğeri de şöyledir:

“Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Nebi’nin sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Teâlâ buyurur ki: Üç kimse vardır ki, Kıyamet günü ben onların hasmıyım. Ben, her kimin hasmı olursam, onu helak ederim. O üç kimse şunlardır: Bana karşı söz verip, sonra vaadinden dönen, hür bir kimseyi köle gibi satarak parasını yiyen, bir işçi çalıştırarak ondan istifade edip de ücretini vermeyen kimsedir.”

Günümüzde ülkemizde işçilerin hakları yasalarla güvence altına alınmıştır. Yasalara aykırı davranışlar, yargı makamlarınca cezalandırılır. Asgari ücret uygulamasıyla da taban ücret belirlenmiş ve bundan aşağıda işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. İslam hukuku kapsamında da işçilerin ve işverenlerin hakları koruma altına alınmıştır. Çağdaş hukukta yeni yeni ortaya çıkan müeyyideler, ne kadar mutlu edicidir ki yüzyıllar öncesinde İslam ile uygulanmaya başlamıştır. Bu haklara kısaca göz atmak gerekirse adaletli uygulamalar dikkat çekmektedir.

Öncelikle herkes istediği işi yapmada özgürdür. Kimse zorla veya ücretsiz olarak her hangi bir işte çalıştırılamaz. Kişinin kabiliyeti ve ehliyetine uygun istihdam edilmesi lazımdır. Hak etmeyene, torpil yaparak layık olduğundan daha yüksek yerlere getirilip iş verilmesi haksızlıktır. Bu tarz uygulamalar dinimizce yasaklanmıştır. İş emanet olarak nitelenmiş ve emaneti ehline vermek bir prensip kabul edilmiştir.

Hiç bir kimse ücretsiz olarak bir işte çalıştırılamaz. İşveren ile yapılan sözleşme şartlarına göre işçiye yaptığı işe karşılık belirlenen bir ücret ödenmelidir. Bu ücretin belirlenmesi de örfe uygun karşılıklı rıza ile olur. Emeğin karşılığı ücret işçinin hakkıdır. Emeğin hakkını vermemek, işçiye haksızlık olur ki günahtır ve kul hakkına da girer. Dinimiz herkesin olduğu gibi işçinin de hakkını vermeyi sosyalleşmenin bir gereği kabul eder e adaletli olmanın şartlarından sayar.

Gelirlerden en temizi kişinin alınteri ile kazandığıdır. Buna paralel de işçiye haklarının ve özellikle ücretinin tam ve zamanında ödenmesi de hak ve adaletin gereğidir. Adalet her kim olursa olsun hak edene, hak ettiğini ve neye layık ise lâyık olduğunu vermektir. Ücretlendirme yapılan işin karşılığı olmalıdır. Ne az, ne de çok olmamalıdır. Her iki durum da zulüm olur. Ücret işçiye o günün şartlarına uygun, geçimini sağlayacak miktar olarak belirlenmelidir. Bu konuyla devlet unsurları yakinen ilgilenmeli ve işçi ve işveren arasındaki hukuki meseleleri çözüme kavuşturmalıdır. İşçiden veya işverenden yana tek taraflı olmamalı, adaletle hükmetmelidir.

İş yerlerinde her türlü güvenlik tedbirleri alınmalı ve olası kazalara karşı tedbirli olunmalıdır. İşçiler yaptıkları işi biliyor olmalıdır. Zaman zaman işle ilgili eğitimler verilmeli ve güvenlikle alakalı bilgilendirmeler yapılmalıdır. Maddi ve manevi sağlık ile yakından ilgilenilmeli ve işyerlerinde sağlık hizmetleri sunulmalıdır. Gücünün üstünde iş yüklenmemeli, işler emredilirken kibar ve okşayıcı bir dil kullanılmalıdır. Kişisel onuru zedeleyici hakaretlerle konuşulmamalıdır. Sonuç olarak işçiye her türlü hakkı zamanında ve tam olarak verilmelidir.

Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

“Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler…” Bakara, 286

“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.” Bakara, 185

“İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.” Nisa, 28

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.