Allah sizin kalplerinize ve işlerinize bakar

Konu 35 Hadis 35: “Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” hakkında

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

“Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539

Allahu teâlâ, insanlar gibi görünüşe bakmaz, kalbe bakar. Kalpte geçen niyettir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “ Ameller niyetlere göredir.” diye buyurmuştur. Demek ki her ne yaparsak yapalım içimizde, kalbimizde sakladığımız gerçek niyetimiz neyse Allahu Teala ona göre karşılığını verir. Her şeyi en iyi bilen Allahu Subhane ve Teala, kalplerdekini de bilir. Ondan hiç bir şey gizli kalmaz. Aşikâr veya gizli ne varsa O’ndan saklanamaz. İşte eğer niyet bozuksa, yapılan işin de Allah katında bir kıymeti olmaz. Ancak eğer niyet hayırlıysa, o işte bir eksiklik de olsa veya gerçekleştirilemese bile  Allahu Teala o eksiği tamamlar ve niyete göre sanki yapılmış gibi karşılık verir.

“Niyet hayır, akıbet hayır.” demişlerdir. O halde bir işin sonunun tamam olması, o işe başından hayırlı bir niyetle başlamakla olur. Hayırlı niyet de yalnızca Allah rızasını aramak, O’nun emir ve yasaklarına itaati içeren, İslâm ahlakı ve İslâm şeriati çerçevesi içerisinde ve insanların ve dahi tüm canlıların faydasına olan içsel düşüncelerdir. İşte böylece, ister dünyevi, ister se de uhrevi olsun başlangıçta güzel bir niyet etmeli ve akabinde besmele ile işe başlamalı ve sonrasında gayretle çalışmalı ve sonra Allah’a tevekkül ederek en nihayetinde de sonuç olumlu veya olumsuz ne olursa olsun her durumda Allahu Teala’ya şükretmelidir.

إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

“Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi  sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.” Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334

Bir gün Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimize gelerek dedi ki:

-“Yâ Resulallah, bu gece Ebu Bekr-i Sıddık’ın kazandığı sevab, kıyamete kadar gelecek bütün insanların kazancından daha fazladır. Ebu Bekir böyle bir ibadet yaptı.”

Ertesi gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Bekr’i yanına çağırıp buyurdu ki:

-“Yâ Ebu Bekir, sen dün gece ne yaptın?”

-“Her zamanki gibi ya Resulallah, namaz kıldım, Kur’an-ı kerim okudum, yattım.”

-“Başka ne yaptın? Sen bu gece öyle bir ibadet yaptın ki, kıyamete kadar gelecek Müslümanların sevabları toplamından daha fazla sevab kazandın. Neydi o ibadet?”

-“Ya Resulallah şu olabilir mi? Yatağa yattığım zaman kendi kendime, “Ya Rabbi, sen Allah’sın. Kur’an-ı kerimde, “Allah, verdiği sözden dönmez.” buyuruluyor. Sen öyle takdir ettin ki, Cenneti de, Cehennemi de insanlarla dolduracaksın. Cehennem insanlarla dolacağına göre, benim vücudumu öyle büyüt ki, Cehennemi ben doldurayım, başka kimse girmesin!” demiştim. O ibadet bu olabilir.”

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem tasdik edip buyurdu ki:

-“Evet o ibadetin sayesinde büyük derecelere kavuştun.”

Güzellik nedir? Hoşa giden, beğenilendir denirse sormak lazımdır, neye göre, kime göre? Güzellikleri veya çirkinlikleri ifade eden sıfatlar, bir gün yok olup gidecek olan bedene verilmişse bunların ne anlamı olabilir? Rabbin yarattıklarına hangi çirkinlik verilebilir? Elbette ki ete kemiğe verilen sıfatların hiç bir manası yoktur ve Allahu subhane ve Teala’nın yarattıklarında bir çirkinlik yoktur. O halde çirkinlik ve güzellik bedenden ötesi içindir. Bu sıfatlar ancak ahlaki değerler açısından kullanılabilir ve unutmamalıdır ki güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir. Bu kapsamda Ali radıyalllahu anh şöyle ifade etmektedir: “Elbise ve süslenmelerle elde edilen dış güzellik kalıcı güzellik değildir. Asıl güzellik ahlak ve davranış güzelliğidir ki, onun sahibini hem çevresi hem de Yaratan’ı sever.”

Kişi elbette ki kılık ve kıyafetine önem vermelidir. Bunu yaparken Allah rızası gözetilmelidir. Temizliğe, sağlıklı olmaya dikkat etmelidir. Çünkü Allah temiz olanları sever.

Allah sizin ne dış görünüşünüze  bakmaz demek işte böyledir. Allahu Teala kişinin bedenine, boyuna, posuna, kaşına, gözüne, kuvvetine, zayıflığına bakmaz demektir. Allah yanında bunların hiç bir önemi yoktur. Allahu Teala kullarının hepsini güzel görür. Çünkü o bedeni O yaratmıştır. Bedensel özellikleri O takdir etmiştir. Ancak kişiler arasındaki güzellik anlayışı ahlaki özellikleri iledir. İşte Allahu Teala kullarının ahlakına, kim daha hayırlı işler yapıyor ve bu işleri yaparken niyeti nedir, ona bakar. Bu özelliklerde kalp ile temsil edildiğinden “kalbine bakar” ifadesi kullanılmıştır. Zaten bir kişinin fikri neyse, zikri de o değil midir? Bir kimse görünüşte iyi gibi olan bir iş de yapsa ama niyeti kötü olsa, bu işin de bedeni gibi Allah katında bir kıymeti olmaz. Belki insanlar o kimsenin kalbine vakıf olamadıkları için onu iyi birisi sanıp, o kimse hakkında hüsn-ü zan edebilirler ama Allah, açıklanan veya gizlenen ne varsa her şeyi en iyi bilendir. Gerçi o kimsenin de Allah rızasını hedeflediği söylenemeyeceğinden, yine de Allah lutfederek, o kimseye gösteriş için yaptığı o işin karşılığını, dünyada verir ama o kimse kesinlikle ahirette bir karşılık alamayacaktır.

Demek ki asıl olan kalplerdeki niyet ve samimiyettir. Her işte lazım olan samimiyet elbette ibadetlerde de çok önemlidir. Tövbe etmede, namaz kılmada, oruç tutmada ve benzerlerinde oldukça değerlidir. Çünkü ibadetin kabul edilip edilmemesine neden olur. İmam-ı Gazali, İbni Abbas radıyallahu anh’dan gelen bir rivayeti şöyle belitmektedir: “Nice tövbe eden kimseler vardır. Kıyamet günü kendilerini tövbe etmiş sanarak Allah’ın huzuruna çıkarlar. Halbuki onlar gerçekten tövbe etmiş değillerdir. Çünkü onlar tövbenin kabul edilmesi için gereken şartları yerine getirmemişlerdir. Bu şartlar şunlardır:

-Samimi bir kalp ile işlediği günahtan pişmanlık duymak

-Bıraktığı günahı bir daha işlememeye kesin karar vermek

-Şayet mümkünse haksız davranmış kimselere haklarını geri vermek

-Hak sahiplerinden helallik istemek

-Hak sahiplerine haklarını geri vermek ve onlar ile helalleşmek, mümkün değil ise kendisi ve hak sahipleri için Allah’tan af dilemek.”

Bir kimse eğer kalbinde kötülük varken ibadet ediyor görünse de bu işin faydası yalnızca ona dünyalık olarak geri döner ama vakti geldiğinde o da Rabbine geri döndüğünde ise, her şeyi bilen Allah, ahirette, yaptığı işin içinin boş olmasından dolayı  onun elini de boş bırakacaktır. Çünkü doluluk ancak niyet ve samimiyetledir. Bunlarsa ancak kalplerde bulunur ve kalplerin sahibi de Allahu ya zel celali vel ikram’dır.

İbnu Ömer radıyallahu anhuma rivayet ettiğine göre: Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah, kıyamet günü, büyüklenerek elbisesini sürüyenin yüzüne bakmayacaktır.”  Buharî, Libas 1, 2, 5, Fezailu’l-Ashab 5, Edeb 55; Müslim, Libas 42, (2085); Muvatta, Libas 11, (2, 914); Tirmizî, Libas 8, (1730); Nesâî, Zinet 102, (8, 206); Ebu Davud, Libas 28, (4085)

Başka bir rivayette de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim namazda izarını (gömleğini) çalımla yere değecek kadar uzatırsa, Allah onun ne günahını affeder, ne de onu kötü amellere karşı korur.” Ebu Davud, Salat 83, (637)

Allahu Teala aynı zamanda kibirlenen, kendisini beğenen ve diğer herkesten kendisini üstün görenlerin işlerini de kabul etmez. Sadece gösteriş için yapılan ibadetin ne önemi olabilir ki? İşte bunlar yalnızca kendilerini kandırırlar da bunun farkında bile değillerdir. Bunlardan ve bunlar gibi olmaktan aslandan kaçar gibi kaçmalıdır. Çünkü aslan insanın bedenini yok eder ama bunlar insanın imanını yok eder. Her türlü riyadan, samimiyetsizlikten, kibirden, kötü niyetten, ibadetlerde şirkten Allah’a sığınmalıdır.

Sağlıcakla kalın. Resulullah ışığınız, Kur’an rehberiniz olsun.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.