Âli İmrân Suresi

ALİ İMRAN SURESİ

Resmi Mushaf: 3 / İniş Sırası: 94

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1. Elif, Lam, Mim.
2. O’ndan başka ilâh olmayan Allah, Hayy’dır / ezeli ve ebedi hayat sahibidir, Kayyum’dur / herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren kudretin kaynağıdır.
3-4. O, Kitap’ı kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak, senin üzerine hak ile indirdi ve Tevrat’ı ve İncil’i de önceden insanlar için bir yol gösterici olarak indirdi ve  Furkan’ı da. Muhakkak ki onlar, Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak güç sahibi olandır, intikam sahibidir.
5. Muhakkak ki Allah, yeryüzünde ve gökyüzünde O’na, hiç bir şey gizli kalmayandır.
6. O sizi, rahimlerde nasıl isterse şekillendiren, O’ndan başka ilâh olmayan, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. Kitap’ı senin üzerine indiren O’dur. Ondan bazı ayetler muhkemlerdir. (*) Onlar Kitap’ın anasıdır. Diğerleri müteşabihlerdir. (**) Kalplerinde bir kayıklık/ eğrilik bulunanlara gelince, Allah’dan başka kimsenin, onun tevilini bilmediği halde, ondan fitne çıkarmak için, onun te’vilini / yorumunu yapmak için, onun muteşâbih olanlarına tâbî olurlar. İlimde derinleşmiş olanlar derler ki: “Biz O’na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır.” Gönül ve akıl sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.

(*) Muhkem, hüküm ihtiva eden, sağlamlaştırılmış, manası açık olan demektir.
(**) Müteşabih, teşbih, iihtiva eden, birden çok anlamı olabilen, manası kapalı demektir.

8. Ey Rabbimiz! Bizi doğruya ve güzele yönelttikten sonra kalplerimizi kaydırma ve bize katından bir rahmet bağışla! Muhakkak ki sen, sen çok bağışlayansın.
9. Rabbimiz! Sen, kendisinde şüphe olmayan bir gün için insanları, toplayansın / bir araya getirensin. Muhakkak ki Allah, sözüne / vaadine muhalefet etmez.
10. Muhakkak ki inkâr edenlere, Allah’tan gelen bir şeye karşı malları, onlar hakkında asla kafi gelmedi ve evlatları da. İşte onlar, onlar ateşin yakıtıdırlar.
11. Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Ayetlerimizi yalanladılar da Allah, onları günahları yüzünden aldı / yakaladı. Allah, cezası çok şiddetli olandır.
12. İnkâr edenlere de ki: “Yenileceksiniz ve cehenneme toplanıp sürüleceksiniz. Ne kötü bir yatak!”
13. Krşı karşıya gelen iki grupta sizin için bir ibret vardır. Allah yolunda savaşan bir grup ve diğeri inkâr eden. Onları gözün görmesiyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, dileyen / dilediği kimseyi yardımıyla destekler. Muhakkak ki bunda, görüş sahibi olanlar için kesinlikle bir ibret vardır.
14. İnsanlara, kadınlardan ve oğullardan ve kantarlarca biriktirilmiş altın ve gümüşden ve salma atlardan ve davarlardan ve ekinlerden olan nefsani isteklerin sevgisi süslü gösterildi. Bunlar Dünya hayatının menfaatleridir. Allah, katındaki sığınakların en güzelidir.
15. De ki: “Bundan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için, Rableri katında altından ırmaklar akan, içinde sürekli kalınan cennetler ve tertemiz eşler ve Allah’tan bir hoşnutluk vardır. Allah, kulları en iyi görendir.”
16-17. “Rabbimiz, muhakkak ki biz, iman ettik. Artık günahlarımızı bizim için bağışla ve bizi ateşin azabından koru!” diyen kimseler, sabredenlerdir ve doğru olanlardır ve hak huzurunda duranlardır ve infak edenlerdir ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.
18. Allah ve melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O’ndan başka ilâh olmadığına şahit oldu. Mutlak güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan O’dan başka ilâh yoktur.
19. Muhakkak ki din, Allah katında İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim gelmesinin ardından, aralarındaki kıskançlığın dışında başka bir şeyden dolayı ihtilafa düşmediler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, o takdirde Allah hesabı çabuk görendir.
20. Bundan sonra seninle tartışırlarsa o takdirde de ki: “Ben yüzümü Allah’a teslim ettim ve bana tabi olanlar da.” Ve kitap verilenlere ve ümmilere sor: “Siz teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olurlarsa artık hidayete ermişlerdir ve eğer yüz çevirirlerse artık ancak sana düşen, tebliğ etmektir. Allah, kullarını görendir.
21. Muhakkak ki Allah’ın ayetlerini inkar edenleri (*) ve haksızlıkla peygamberleri öldürenleri ve insanlardan adaletle emredenleri öldürenleri işte onları elem dolu bir azapla müjdele!

(*) Kâfir kelimesi Allah’ın gönderdiği dinin esaslarını kabul etmeyen, beğenmeyen, inanmayan, inkâr eden anlamına gelir ki sözlükte “örten, inkar eden, gizleyen” manasınadır. İnkâr etmek, yaptığı bir işi, söylediği sözü veya tanık olduğu bir şeyi yapmadığını, bilmediğini, görmediğini söylemek, yaptığını saklamak, yadsımak demektir.

22.İşte onlar amelleri Dünya’da ve ahirette boşa gidenlerdir ve onlar için yardımcı da yoktur.
23. Kendilerine Kitap’tan bir nasip verilenlere bakmadın mı? Aralarında hüküm vermesi için Allah’ın Kitabı’na çağırılıyorlar sonra da onlardan bir grup yüz çevirerek dönüp gidiyor.
24. Bu, onların, “Ateş bize sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır.” demeleri sebebiyledir. İftira ediyor oldukları şeyler, dinleri hakkında onları aldattı.
25. İçinde şüphe olmayan gün için, onları bir araya topladığımız ve her nefse kazandığı şey, kendilerine zulmedilmeden, tamamen geri ödendiği zaman, halleri nasıl olur?
26. De ki: “Mülkün Malik’i olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltir aziz edersin ve dilediğini alçaltır zelil kılarsın. Hayır senin elinledir. Muhakkak ki sen, herşeye kadirsin.”
27. “Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü de gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın ve ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.”
28. Müminler, inkâr edenleri, müminlerin dûnundan (*) dostlar edinmesinler. Kim bunu yaparsa o takdirde Allah’dan hiç bir şeyde desteği yoktur. Bir korunma olarak onlardan sakınmanız hariç. Allah sizi kendisinden sakındırır. Dönüş Allah’adır.

(*) Dûn kelimesi bir şeyin makamca astı, aşağısı, emrindeki vb. anlamlara gelir. Bu anlama ilave olarak o şey ile birlikte manası da vardır. Ayetteki “müminlerin dûnu” demek şudur. Bir mümin müminlerle dost olduğu halde bu dostlukla birlikte kafirleri de dost ediniyorsa bu eleştiriliyor. Ayrıca kafirlerin, müminlerden aşağıda olduğu, dûn kelimesiyle ince bir ifadeyle vurgulanıyor. Böylece ayetin meâli tam olarak “Müminler, Müminler ile birlikte onların astlarından kafirleri dostlar edinmesin!” şeklinde olmaktadır.

29. De ki: “Göğüslerinizde olanı gizleseniz veya onu açıklasanız, Allah onu bilir. Göklerdekini ve yerdekini bilir. Allah herşeye Kadir’dir.”
30. Bir gün her nefs, hayırdan yaptığı şeyi ve keşke onunla kendisi arasında uzun bir mesafe olsaydı diye istediği, kötülükten yaptığı şeyi, hazır olarak bulur. Allah sizi, kendisinden sakındırır. Allah kullarına çok şefkatlidir.
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız o takdirde bana uyun! Allah da sizi sevsin ve sizin için günahlarınızı bağışlasın. Allah günahları örten, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.”
32. De ki: “Allah’a ve resula itaat edin!” Artık yüz çevirirlerse, o takdirde muhakkak ki Allah inkâr edenleri sevmez.
33-34. Muhakkak ki Allah, Adem’i ve Nuh’u ve İbrahim Ailesi’ni ve İmran Ailesi’ni, bazısı bazısından gelen bir nesil olarak, alemlerin üstüne seçti. Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
35. Bir zaman İmran’ın karısı demişti ki: “Rabbim, muhakkak ki ben, karnımdakini hür olarak sana adadım. Artık benden kabul et! Muhakkak ki sen, sen herşeyi duyan, herşeyi bilensin.”
36. Fakat onu doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken, dedi ki: “Rabbim, doğrusu ben, onu bir kız olarak doğurdum ve erkek kız gibi değildir. Elbette ki ben, ona Meryem adını koydum. Muhakkak ki ben, onu ve neslini, kovulmuş şeytandan sana sığındırıyorum.”
37. Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Ona, Zekeriyya’yı kefil kıldı. Her ne zaman Zekeriyya, onun yanına, mihraba girse, yanında bir rızık bulurdu. “Meryem, bu sana nereden?” derdi. O da derdi ki: “Bu, Allah katındandır. Muhakkak ki Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır.”
38. İşte orada, Zekeriyya Rabbine dua etti. Dedi ki: “Rabbim, bana katından, tertemiz bir nesil hibe et / bahşet! Muhakkak ki sen duaları en iyi duyansın.”
39. Bunun üzerine melekler, “Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi doğrulayan ve bir efendi ve nefsine hakim iffetli ve salihlerden bir Nebi olarak Yahya’yı müjdeliyor.” diye Zekeriyya mihrapta ayakta namaz kılar haldeyken, ona nida etti.
40. Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ihtiyarlık bana ulaşmışken, karım da kısırken, benim nasıl bir oğlum olur? ” Dedi ki: “İşte bu böyledir, Allah, dilediği şeyi yapar.”
41. Dedi ki: “Rabbim, bana bir alâmet kıl!” Dedi ki: “Senin alâmetin insanlarla üç gün, işaretleşme hariç, konuşmamandır. Rabbine çok zikret ve gün batımında ve fecirden kuşluğa kadar olan vakitte tespih et!”
42. Bir zamanlar melekler demişti ki: “Ey Meryem, muhakkak ki Allah seni seçti ve seni tertemiz kıldı ve seni alemlerin kadınları üstüne seçti.”
43. “Ey Meryem, Rabbine gönülden itaat et ve secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et!”
44. Bu, gaybın haberlerindendir. Sana onu vahyediyoruz. Onların hangisi Meryem’e kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin ve çekiştikleri zaman da yanlarında değildin.
45. Bir dzaman melekler demişti ki: “Ey Meryem! Muhakkak ki Allah seni, kendisinden bir kelimeyle müjdeliyor. Dünya ve ahirette itibarlı ve Allah’a yakın olanlardan olarak, onun adı, Meryem oğlu İsa Mesih’tir.”
46. “Salihlerden olarak, beşikteyken ve yetişkin çağındayken insanlarla konuşur.”
47. Dedi ki: “Rabbim, bana bir insan dokunmamışken, bana ait bir çocuk nasıl olur?” Dedi ki: “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir işe kaza ettiğinde (*) sadece ona “ol” der hemen olur.”

(*) Ayette geçen kaza fiili, bir işin takdirden tasdiğe geçişi demektir. Karardan oluşa başlama anıdır. Bir işin yaratılmasına başlamaktır. Bu sürece kaza ve kader denilir. Kader bir işin Allah’ın ilminde olması haliyken, kaza ise o işin Allah tarafından onaylanması ve ilimden çıkıp varlığa geçmesidir.

48. Ona Kitap’ı ve Hikmet’i ve Tevrat’ı ve İncil’i öğretir.
49. İsrailoğullarına bir peygamber olarak: “Muhakkak ki ben, gerçekten size, Rabbinizden bir mucize getirdim. Şüphesiz ki ben, sizin için kuş görünümü gibi, çamurdan bir şey yaratırım sonra onun içine üflerim. Hemen Allah’ın izniyle bir kuş olur. Ben, körü ve abraşı (*) iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim ve size, yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirmekte olduklarınızı haber veririm. Eğer iman edenler iseniz, muhakkak ki bunda, sizin için gerçekten bir mucize vardır.”

(*) Abras ciltte oluşan bir alaca hastalığıdır. Tıpta Vitiligo denilir. Deride pigment kaybı olmasıyla, deride belirli bölgelerde renk açılması olarak beyaz alanların ortaya çıkmasıdır.

50. “Tevrat’tan önümde bulunanı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal kılmak için Rabbinizden size bir mucize getirdim. Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin!”
51. “Muhakkak ki Allah benim de Rabbimdir ve sizin de Rabbinizdir. O halde, O’na kulluk edin! İşte bu, dosdoğru bir yoldur.”
52. İsa onlardan inkarı sezince dedi ki: “Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kim?” Havariler dedi ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik. Bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol!”
53. “Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik, resule uyduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz!”
54. Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
55. Bir zaman Allah demişti ki: “Ey İsa, muhakkak ki ben, seni vefat ettirecek ve seni kendime yükseltecek ve seni inkâr edenlerden temizleyecek ve sana tabi olanları kıyamet gününe kadar, inkâr edenlerin üstünde kılacak olanım. Sonra dönüşünüz banadır. O zaman hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeylerle ilgili, aranızda hüküm veririm”
56. “İnkâr edenlere gelince, dünyada ve ahirette onlara, şiddetli bir azap ile azap ederim. Onların hiçbir yardımcıları da olmaz.”
57. “İman eden ve salih işler yapanlara gelince, mükafatları onlara, tastamam ödenir. Allah zalimleri sevmez.”
58. İşte bu, onu sana ayetlerden ve hikmet dolu Zikir’den okuyoruz.
59. Muhakkak ki Allah katında İsa’nın örneği, Adem’in örneği gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen olur.
60. Hak, Rabbindendir. O halde, şüphe duyanlardan olma!
61. Artık ilimden sana gelenin ardından, onun hakkında kim seninle tartışırsa o zaman de ki: “Gelin! Oğullarımızı ve oğullarınızı ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve kendimizi ve kendinizi çağıralım! Sonra mübahele edelim (*) de Allah’ın lanetini yalancılar üzerine kılalım!”

(*) Mübahele, karşılıklı beddua ve lanetleşmek anlamına gelir. Kendisini haklı bilen iki kişi veya iki grup, birbirlerinin karşısında Allah’ın huzurunda ağlayarak niyaz etmekte, O’ndan yalancıya lanet etmesini istemekte ve bu şekilde kimin haklı olduğu ortaya çıkmaktadır.

62. Şüphesiz ki bu, elbette gerçek olan kıssadır ve Allah’tan başka ilah olmayandandır. Muhakkak ki Allah, elbette mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. Eğer yüz çevirirlerse, hiç kuşkusuz Allah, bozguncuları en iyi bilendir.
64. De ki: “Ey Kitap ehli! Bizimle sizin aranızda aynı olan bir söze gelin! Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim ve O’na bir şeyi ortak koşmayalım ve bazımız bazımızı Allah’ın dûnundan rabler olarak edinmesin!” Eğer yüz çevirirlerse o zaman deyin ki: “Muhakkak ki bizim Müslümanlar (*) olduğumuza şahit olun!”

(*) Müslüman, Allah’a teslim olan kimse demektir.

65. Ey Kitap ehli! Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildiği halde, İbrahim hakkında niçin çekişiyorsunuz? Hala aklınızı kullanmaz mısınız?
66. İşte siz böyle insanlarsınız! Onunla ilgili bir bilginiz olan şey hakkında çekişiyorsunuz. Peki, onunla ilgili bir bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
67. İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. Sadece hanif (*) bir müslümandı. Müşriklerden (**) değildi.

(*) Hanif, dini Allah’a mahsus kılan, Allah’ı birleyen, O’ndan başka bir ilâh olmadığına iman eden, ihlâs sahibi, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olan kişi demektir.
(**) Müşrik, şirk sahibi, Allah’a ortak koşan kişi demektir.

68. Muhakkak ki insanların İbrahim’le en yakın dost olanı, elbette ona uyanlar ve bu Nebi ve iman edenlerdir. Allah, müminlerin dostudur.
69. Kitap ehlinden bir grup arzu etti ki keşke sizi saptırsalar. Kendilerinden başkasını saptırmazlar. Fark etmiyorlar.
70. Ey Kitap ehli! Sizle şahit olduğunuz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?
71. Ey Kitap ehli! Neden hakkı batılla karıştırıyorsunuz ve siz bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?
72. Kitap ehlinden bir grup dedi ki: “İman edenlerin üzerine indirilene günün başlangıcında inanın ve sonunda inkâr edin! Belki onlar dönerler.
73. “Dininize tabi olandan başkasına inanmayın!” De ki: “Şüphesiz ki hidayet, Allah’ın hidayetidir öyle ki size verilenin benzeri bir başkasına verilir veya Rabbinizin katında size delil getirilir.” De ki: “Muhakkak ki lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, herşeyi bilendir.”
74. Rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
75. Kitap ehlinden öylesi vardır ki, eğer ona kantarla emanet etsen, onu sana iade eder ve onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinarla emanet etsen, onun üstünde durmadıkça onu sana iade etmez. İşte bu onların “Ümmiler / Mekkeliler hakkında, bizim üzerimize bir yol / bir sorumluluk yoktur.” demeleri sebebiyledir. Onlar, bildikleri halde, Allah hakkında yalan söylerler.
76. Hayır, öyle değil! Kim ahdine vefa ederse ve takva sahibi olursa o takdirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.
77. Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığı satanlar, işte onlar, onlar için ahirette bir nasip yoktur. Allah onlara konuşmaz ve kıyamet günü onlara bakmaz ve onları arındırmaz. Onlar için elim bir azap vardır.
78. Muhakkak ki onlardan, gerçekten bir grup vardır ki, Kitap’tan olmadığı halde, onu Kitap’tan sanmanız için, dillerini Kitap’la ilgili eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde, “O Allah katındandır.” derler. Onlar, bildikleri halde, Allah hakkında yalan söylerler.
79. Bir insan için, Allah kendisine kitap ve hüküm / hikmet ve peygamberlik vermesi ve sonra da insanlara “Allah’ın dûnundan olan benim için, kullar olun! ” demesi olmadı. Ancak “Kitap’tan öğretiyor olduğunuz şey ve öğreniyor olduğunuz şey sebebiyle Rabbaniler olun!”
80. Ve size melekleri ve peygamberleri rabler olarak edinmenizi emretmez. Sizin müslümanlar olmanızın ardından size inkarı emreder mi?
81. Bir zaman Allah, Nebilerin misaklarını almıştı. “Size Kitap’tan ve Hikmet’ten verdiğimde sonra sizinle beraber olanı doğrulayıcı bir resul size geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz.” Dedi ki: “Tasdik ettiniz mi? Şu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” Dediler ki: “Tasdik ettik.” Dedi ki: “O halde şahit olun! Sizinle beraber ben de şahitlerdenim.”
82. Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar, fasıkların ta kendisidir.
83. Göklerde ve yerde olan şuurlu varlıklar, isteyerek ve istemeyerek (*) O’na teslim oldukları halde ve O’na döndürülürken, halâ Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar?

(*) Tav’an, itaat ederek, gönülden, severek istemek demektir. Kerhen kelimesi ise gönülsüz, tam teslim olmadan, sevmeden istemek demektir. Örneğin, açken önümüze çok sevdiğimiz bir yemek konulsa, o yemeği yemek için nasıl iştahla yanaşırsak, işte oradaki isteğimiz tav’an olur. Tam tersi tok iken yememiz için ısrar etseler ve biz de mecburen o yemeği yesek, işte oradaki isteksizliğimiz de kerhen olur. Mekruh kelimesi de kerhen’den türemiştir. Kötü olan, hoşlanılmayan, istenilmeyen demektir.

84. De ki: “Biz, Allah’a ve bize indirilene ve İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve torunlarına indirilene ve Musa’ya ve İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz O’na teslim olanlarız.”
85. Kim İslam’dan başka bir din ararsa artık ondan kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
86. İmanlarından ve Resulün hak olduğuna şahit olduklarından ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâr edenler kavmini, Allah nasıl doğru yola iletir? Allah, zalimler kavmini doğru yola iletmez.
87. İşte onlar var ya! Onların karşılığı, Allah’ın ve meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır.
88. Onlar onun içinde sürekli kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlar bakılmazlar / aranıp sorulmazlar.
89. Ancak bundan sonra tövbe edenler ve kendini düzeltenler hariç. Muhakkak ki Allah günahları örten, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.
90. Muhakkak ki imanlarından sonra inkâr edenler, sonra küfrü arttıranlar, onların tövbeleri kabul edilmez. İşte onlar, onlar doğru yoldan sapanlardır.
91. Muhakkak ki inkâr edenler ve inkâr edenler olarak ölenler, onların hiç birinden Dünya dolusu altın kabul edilmez, onunla fidye vermiş olsalar bile. İşte onlar, elem verici bir azap onlarındır ve onlar için hiçbir yardımcı yoktur.
92. Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar, iyiliğe asla erişemeyeceksiniz. Herhangi bir şeyden her ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu en iyi bilendir.
93. Tevrat indirilmesinden önce İsrail’in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğulları için helaldi. De ki: “Öyleyse Tevrat’ı getirin de eğer doğru sözleyenler iseniz, onu okuyun!”
94. Artık bundan sonra kim Allah’a karşı yalan iftira ederse o takdirde işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.
95. De ki: “Allah, doğruyu söyledi. Artık hanif olarak İbrahim’in dinine tabi olun! O müşriklerden değildi.”
96. Muhakkak ki insanlar için kurulan ilk ev, bereketli ve alemler için yol gösterici olarak gerçekten Bekke’de olandır.
97. Onun içinde apaçık ayetler, İbrahim’in makamı vardır. Kim ona girdiyse emniyette oldu. Ona bir yol bulabilen kimsenin, o evi haccetmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim inkâr ederse o takdirde muhakkak ki Allah alemlerden zengindir / hiç bir şeye muhtaç değildir.
98. De ki: “Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınıza şahit olduğu halde, Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?”
99. De ki: “Ey Kitap ehli! Sizler şahitler olduğunuz halde, onu eğri olarak göstermeyi arzu ederek, niçin iman edenleri, Allah’ın yolundan men ediyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”
100. Ey iman edenler! Eğer kitap verilenlerden bir gruba tabi olursanız, sizi imanınızdan sonra inkâr edenlere çevirirler.
101. Allah’ın ayetleri size okunuyorken ve onun Resulü de içinizdeyken, nasıl inkâr ediyorsunuz? Kim Allah’a sarılırsa kesinlikle dosdoğru yola iletilmiştir.
102. Ey iman edenler! Allah’tan, takvasının hakkını vererek sakının! Müslümanlar olmanızın dışında bir hal üzere sakın ölmeyin!
103. Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın ve fırkalara ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Bir zamanlar düşmanlar idiniz de Allah kalplerinizin arasını birleştirmişti. Böylece O’nun nimetiyle kardeşler olmuştunuz. Ateşten bir çukurun kenarında idiniz de sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklar. Umulur ki doğru yolu bulursunuz.
104. İçinizden hayra çağıran ve iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir ümmet olsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.
105. Kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından, ihtilafa düşenler ve fırkalara ayrılanlar gibi olmayın! İşte onlar var ya! Onlara büyük bir azap vardır.
106. Bir gün yüzler ağarır ve yüzler kararır. Yüzleri kararanlara gelince: “İmanınınzdan sonra inkâr mı ettiniz? Öyleyse inkâr ediyor olduğunuz şey sebebiyle tadın azabı!”
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar, Allah’ın rahmeti içindedirler. Onda sürekli kalanlardır.
108. Bunlar sana, Hak ile okuduğumuz, Allah’ın ayetleridir. Allah, alemler için zulüm istemez.
109. Göklerdekiler ve yeryüzündekiler Allah’a aittir. Emirler Allah’a döndürülür.
110. Siz, iyiliği emreden ve kötülükten men eden ve Allah’a iman eden, insanlar için çıkarılmış ümmetin hayırlısı oldunuz. Keşke Kitap ehli de iman etseydi, kendileri için elbette hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı müminlerdir ve onların çoğu fasıklardır / Hak yoldan çıkanlardır.
111. Biraz eziyet dışında size asla zarar vermeyecekler. Sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler. Sonra yardım edilmezler.
112. Allah’tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmaları hariç her nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onların üzerine zillet vuruldu. Allah’tan bir gazaba uğradılar. Onların üzerine miskinlik vuruldu. İşte bu, Allah’ın ayetlerini inkâr ediyor olmaları ve haksızlıkla Nebileri öldürüyor olmaları sebebiyledir. İşte bu, isyan ettikleri şey ve haddi aşıyor olmaları sebebiyledir.
113. Onlar aynı değildir. Kitap ehlinden gece vakitlerinde, secde ederek Allah’ın ayetlerini okuyan, Allah için ayağa kalkan, bir grup vardır.
114. Allah’a ve ahiret gününe inanırlar ve iyiliği emrederler ve kötülüğü men ederler ve hayır işlerinde koşarlar. İşte bunlar salihlerdendir.
115. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, artık o asla inkâr edilmeyecektir. Allah, takva sahiplerini en iyi bilendir.
116. Muhakkak ki inkâr edenlere, onların ne malları ne de çocukları, Allah’dan birşeye karşı kendilerine asla bir fayda sağlayamayacaktır. İşte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onun içinde sürekli kalanlardır.
117. Onların bu dünya hayatında infâk ettikleri şeylerin örneği, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet eden böylece onu helak eden, içinde dondurucu soğuk olan, bir rüzgar örneği gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Ancak kendilerine zulmederler.
118. Ey iman edenler! Sizin dûnunuzdan sırdaş edinmeyin! Sizi fesada düşürmekte kusur etmezler. Size şiddetli zarar ve sıkıntı veren şeyi temenni ederler. Buğzları / Kin ve öfkeleri ağızlarından, kesin belli olmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şey daha büyüktür. Eğer akıl ediyor olsaydınız, O size ayetleri açık seçik açıklamıştır.
119. İşte siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz. Kitap’a, onun hepsine inanırsınız. Sizinle karşılaştıkları zaman dediler ki: “Biz iman ettik.” ve yalnız kaldıkları zaman size öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öflenizle ölün!” Muhakkak ki Allah, göğüslerin özünü en iyi bilendir.
120. Eğer size bir iyilik dokunsa, onlar hüzünlenirler ve size bir kötülük isabet etse onunla ferahlarlar. Eğer sabrederseniz ve sakınırsanız, onların tuzakları size hiç bir zarar vermez. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatandır.
121. Bir zaman sen, mü’minleri savaş için, mevzilere yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah en iyi işiten ve en iyi bilendir.
122. Allah o ikisinin dostu olduğu halde, sizden iki grup, korkup bozuluyorlar diye kaygılanmıştı. Artık Müminler Allah’a güvenip dayansınlar!
123. And olsun ki Allah, size zayıf ve sayıca az olduğunuz halde, Bedir’de yardım etmişti. Öyleyse Allah’tan sakının! Umulur ki şükredersiniz.
124. O zaman müminlere diyordun ki: “Rabbinizin, indirilmiş meleklerden üçbiniyle size imdât etmesi, asla size kafî gelmeyecek mi?”
125. Evet, eğer sabrederseniz ve sakınırsanız, onlar size hemen bu anda, aniden gelseler bile, Rabbiniz size, nişanlanmış meleklerden beşbiniyle imdât eder.
126. Allah onu sizin için bir müjde olması ve onunla kalplerinizin tatmin olması dışında birşey için yapmadı. Aziz ve Hakim olan Allah katından başka, yardım yoktur.
127. İnkâr edenlerden bir tarafı / bir grubu kesmesi veya onları perişan etmesi, böylece bozguna uğrayanlar olarak geri dönmeleri için.
128. Bu işten sana ait bir şey yoktur. Ya tövbelerini kabul eder ya da onlara azap eder. Fakat muhakkak ki onlar, zalimlerdir.
129. Göklerdekiler ve yeryüzündekiler Allah’a aittir. Dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Allah günahları örten, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.
130. Ey iman edenler! Faizi kat kat katlanmış olarak yemeyin! Allah’tan sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
131. Kafirler için hazırlanmış olan ateşten sakının!
132. Allah’a ve resule itaat edin! Umulur ki rahmet edilirsiniz.
133. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve takva sahipleri için hazırlanan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
134. O kimseler ki, bollukta ve darlıkta infak ederler ve öfkelerini tutanlardır ve insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.
135. Ve o kimseler ki, çirkin bir iş yaptıklarında veya nefislerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırladılar hemen akabinde günahları için af dilediler. Günahları Allah’tan başka kim affeder? Ve onlar biliyor oldukları halde yaptıklarında asla ısrar etmezler.
136. İşte onlar var ya! Onların karşılığı rablerinden bir bağışlanma ve içinde sürekli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice sünnetler (*) geldi geçti. O halde yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bakın!

(*) Sünen, sünnet kelimesinin çoğuludur. Adetler, yollar, kanunlar, şeriatler demektir.

138. Bu, insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takva sahipleri için bir öğüttür.
139. Gevşemeyin ve mahzun olmayın! Eğer mü’minler iseniz, üstün olanlar sizsiniz.
140. Eğer size bir yara dokunuyorsa (*), kesinlikle onun benzeri bir yara, o kavme de dokunmuştu (**). O günler ki, biz onu insanlar arasında döndürüp dururuz. Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahitler edinmesi için. Allah zalimleri sevmez.

(*) Müslümanlara dokunan yara Uhud savaşıdır. Müşriklere dokunan yara ise Bedir savaşıdır.

141. Ve Allah’ın iman edenleri iyice seçip arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi için.
142. Yoksa siz, Allah, henüz sizden cihat eden kimseleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. Andolsun ki siz, onunla (*) karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte siz,  bakıp dururken onu gördünüz.

(*) Ölümle

144. Muhammed bir resulden başkası değildir. Ondan önce de resuller geçmiştir. Eğer o öldüyse veya öldürüldüyse, ökçeleriniz üzerinde geri mi döndünüz? Kim iki ökçesi üzerinde geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremeyecektir. Allah, şükredenlere karşılığını yakında verecektir.
145. Allah’ın izniyle hariç hiç bir nefis için ölmek yoktur. Vakti belirlenmiş bir yazıdır. Kim dünya sevabını isterse, ona ondan veririz. Kim de âhiret sevabını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenlere karşılığını yakında vereceğiz.
146. Peygamberlerden niceleri, beraberinde kendisini Rabb’e adayan pek çok kişi bulunduğu halde savaştı. Fakat onlar, Allah yolunda kendilerine isabet eden şeyler için gevşemediler ve zayıflık göstermediler ve sinmediler. Allah sabredenleri sever.
147. Ve onların sözleri: “Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlığımızı bizim için bağışla ve ayaklarımızı sabit kıl ve inkâr edenler kavmine karşı bize yardım et!” demelerinden başka bir şey olmadı.
148. Allah da onlara, dünya sevabını ve ahiret sevabının en güzelini verdi. Allah, iyilik yapanları sever.
149. Ey iman edenler! Eğer inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üstüne geri çevirirler de hüsrana uğrayanlara dönersiniz.
150. Hayır, bilâkis! Allah sizin dostunuzdur ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
151. İnkâr edenlerin kalplerine, hakkında bir delil / bir hüküm indirmediği, Allah’a şirk koştukları şeyler sebebiyle korku salacağız. Onların barınakları ateştir. Ne kötüdür o zalimlerin varacakları yer!
152. Andolsun ki, Allah size vaadini doğruladı. O zaman, sevdiğiniz şeyi size göstermesinin ardından, gevşediğiniz ve emir konusunda anlaşmazlığa düştüğünüz ve isyan ettiğiniz zamana kadar, onları Allah’ın izniyle öldürüyordunuz. Sizden kiminiz Dünya’yı istiyordu ve sizden kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan geri çevirdi. Andolsun ki sizi affetti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.
153. O zaman, Resul sizi arkanızda çağırıyorken, siz uzaklaşıyordunuz ve kimseye dönüp bakmıyordunuz. Böylece kaçırdığınız şeylere ve size isabet eden şeylere, üzülmemeniz için, size keder üstüne kederle karşılık verdi. Allah, yapmakta olduğunuz şeylerden haberdardır.
154. Sonra kederin ardından üzerinize, içinizden bir grubu sarıp kuşatan, bir güven, bir uyku indirdi. Onları, nefslerini, kaygıya düşürmüş olduğu bir grup da Allah hakkında, gerçek dışı cahiliye zannıyla, zanna kapılıyorlardı. Diyorlardı ki: “Bu işten bize ait birşey var mı?” De ki: “Muhakkak ki iş, onun hepsi Allah’a aittir.” Sana açıklayamadıkları şeyleri içlerinde gizliyorlar. Diyorlar ki: “Eğer bu işten bize ait bir şey olsaydı, işte burada öldürülmezdik.” De ki: “Eğer evlerinizde olsaydınız, üzerlerine öldürülme yazılmış olan kimseler, yataklarına, kesinlikle çıkıp giderdi. Allah, sinelerinizdeki şeyleri imtihan etmek ve kalplerinizdeki şeyleri temizlemek / arındırmak için. Allah sinelerin sahip olduğunu en iyi bilendir.
155. Muhakkak ki iki topluluğun karşılaştığı gün sizden yüz çeviren kimseler var ya! Ancak kazandıkları şeylerin bazısı sebebiyle şeytan onları kaydırdı. Andolsun ki, Allah onları affetti. Allah çok affeden ve suçları örten, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
156. Ey iman edenler! inkâr eden ve yeryüzünde sefere çıkan veya gazi olan kardeşleri için “Yanımızda olsaydılar ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi.” diyenler gibi olmayın! Allah bunu, kalplerinde bir hasret kılıyor diyedir. Allah diriltir ve öldürür. Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri en iyi görendir.
157. Şüphesiz eğer siz, Allah yolunda öldürüldüyseniz veya öldüyseniz, elbette ki Allah’tan bir bağışlanma ve bir rahmet, toplamakta oldukları şeyden, hayırlıdır.
158. Şüphesiz eğer siz, öldüyseniz veya öldürüldüyseniz elbette ki Allah’a toplanırsınız.
159. Allah’tan bir rahmet sebebiyle, onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli olsaydın, senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde onları bağışla ve onlar için af dile ve iş konusunda onlara danış! Böylece azmettiğin zaman, artık Allah’a güvenip dayan! Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri sever.
160. Eğer Allah, size yardım ederse, hiç kimse size galip gelemez ve eğer sizi bırakıp giderse, artık onun ardından, size yardım edecek olanın sahibi kimdir? Öyleyse, müminler Allah’a güvenip dayansınlar!
161. Ganimet malından gizlice almak, bir Nebi için olmadı. Kim ganimet malından gizlice alırsa, kıyamet günü aldığı şeyler ile gelir. Sonra zulmedilmeyerek herkese kazandığı şeyler tam olarak ödenir.
162. Allah’ın rızasına tabi olan kimse, Allah’ın kızgınlığına uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi midir? Ne kötü dönüş yeri!
163. Onlar, Allah katında derece derecedirler. Allah, yapmakta olduklarını en iyi görendir.
164. Andolsun ki, Allah müminlere karşılıksız verdi. Onlara O’nun ayetlerini okuyan ve onları arındıran ve onlara Kitap’ı ve hikmeti öğreten, onların içinde, kendilerinden bir resul çıkardı. Muhakkak ki önceden, gerçekten apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
165. Onun iki mislini isabet ettirdiğiniz bir musibet size isabet ettiği zaman “Bu nereden?” mi dediniz? De ki: “Bu nefsinizin katındandır.” Muhakkak ki Allah, her şeye Kadir’dir.
166. İki topluluğun karşılaştığı gün, sizin başınıza gelen, Allah’ın izniyledir ve iman edenleri bilmesi içindir.
167. Ve nifak çıkaranları bilsin diye. Onlara denildi ki: “Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!” Dediler ki: “Eğer savaşı bilseydik, elbette size tabi olurduk.” O gün onlar küfre, imana ait olmalarından daha yakın idiler. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, gizlemekte oldukları şeyi en iyi bilendir.
168. Oturdukları halde, kardeşleri için, “Bize uysalardı, öldürülmezlerdi.” diyen kimselere de ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, öyleyse ölümü, kendi nefsinizden uzaklaştırın!”
169. Sakın Allah yolunda öldürülmüş olanları ölüler sanma! Hayır, bilâkis! Onlar diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılırlar.
170. Allah’ın, lütfundan onlara verdiği şeyle sevinçlidirler ve arkalarından kendilerine katılmayan kimselerle de, onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler diye sevinirler.
171. Allah’tan bir nimet ve bir lütuf ile ve Allah’ın, mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.
172. Onlar ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile, (*) Allah’a ve Resule icabet ederler. Onlardan iyi işler yapan ve takva sahibi olan kimseler için, büyük bir ecir vardır.

(*) Rivâyete göre Ebû Süfyân ve adamları Uhut’tan dönünce, Müslümanların üzerine gitmedikleri için pişman oldular. Medîne’ye geri dönmek istediler. Bu da Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem’e ulaştı. Olası bir savaş için yeniden hazırlandılar. Bir bölükle Hamraulesed’e vardılar. İçlerinde yaralı olanlar bile vardı. Yine de savaştan kaçmadılar. Allah da müşriklerin yüreklerine korku saldı, onlar da geri döndüler. Ayet bunun üzerine indi.

173. Onlar ki, insanlar onlara “Muhakkak ki insanlar sizin için toplanmış artık onlardan korkun!”  dedi de onlar iman olarak daha da arttılar / güçlendiler ve dediler ki: “Allah bize yeter. O ne güzel Vekil’dir.”
174. Böylece Allah’tan bir nimet ve bir lütufla geri döndüler. Asla bir kötülük onlara dokunmadı. Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
175. İşte bu şeytan, (*) ancak kendi dostlarını korkutur. Artık onlardan korkmayın! Eğer mü’minler iseniz, benden korkun!

(*) Sadece size bu haberi getiren şeytandır. Tefsirciler, bundan Nuaym veya Ebû Süfyân kastediliyor dediler. Müşriklerin tekrar geri döndükleri haberi gelince, savaşa gitmek istemeyenler korktular da “şeytanın dostları” diye bunlar kastediliyor.

176. Küfür içinde koşanlar sana üzüntü vermesin! Muhakkaki onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Allah, onlar için ahirette bir haz (*) kılmamayı istemektedir. Onlar için büyük bir azap vardır.

(*) Haz, zevk almak, hoşlanmak, beğenmek, mutluluk, hoşa giden bir şeyin uyandırdığı duygu anlamlarına gelir.

177. Muhakkak ki iman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremeyeceklerdir. Onlar için korkunç bir azap vardır.
178. İnkâr edenler, onlara mühlet vermemizin, kendileri için hayırlı olduğunu asla zannetmesinler! Ancak günahı arttırmaları için, onlara mühlet veririz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179. Allah müminleri, pisi temizden ayırt edinceye kadar, o üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. Allah sizi gayba muttali (*) kılacak da değildir. Lâkin Allah, Resullerinden dilediğini seçer. O halde Allah’a ve Resullerine iman edin! Eğer iman ederseniz ve sakınırsanız, o zaman sizin için büyük bir ecir vardır.

(*) Muttali, bir şeyden haberli durumda olan, bilgi edinmiş, bilgisi olan demektir.

180. Allah’ın, lütfundan onlara verdiği şeyle, cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu asla zannetmesinler! Hayır, bilâkis! Bu onlar için bir şerdir. O cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
181. Andolsun ki Allah, “Allah fakirdir ve biz zenginleriz.” diyenlerin sözünü işitti. Dediklerini ve onların haksızlıkla Nebileri öldürmelerini yazacağız ve diyeceğiz ki: “Yakıcı azabı tadın!”
182. Bu, kendi ellerinizin takdim ettiği şeylerden ve Allah’ın kullara zulmedici olmadığından dolayıdır.
183. İşte onlar dediler ki: “Muhakkak ki Allah, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirene kadar, bir resul için iman etmememizi, bize ahdetti. ” De ki: “Size apaçık delillerle ve söylediğiniz şeyle, benden önce Resuller gelmişti. Eğer doğru söyleyenlerseniz, o halde niçin onları öldürdünüz?”
184. Seni yalanladılarsa da senden önce apaçık deliller ve kutsal sayfalar ve aydınlatıcı Kitap’ı getiren resuller de yalanlanmıştı.
185. Her nefs ölümü tadacaktır. Ancak ücretleriniz kıyamet günü eksiksiz olarak size ödenir. Artık kim ateşten uzaklaştırılırsa ve cennete sokulursa o zaman kazanmıştır / kurtulmuştur. Dünya hayatı, aldatıcı menfaatten başka bir şey değildir.
186. Andolsun ki, mallarınız hakkında ve canlarınız hakkında imtihan edilirsiniz. Andolsun ki, sizden önce Kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan incitici, çok şey işitirsiniz. Eğer sabrederseniz ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, o zaman, muhakkak ki bu, işlerin zorlu olanlarındandır.
187. Bir zaman, Allah, Kitap verilenlerden bir misak almıştı: “Onu insanlara mutlaka açıklayacaksınız ve onu saklamayacaksınız.” Fakat onu, sırtlarının gerisine attılar ve az bir ücret karşılığı onu sattılar. Akabinde satın alıyor oldukları şey ne kötü!
188. Sakın sanma! O kimseler ki getirdikleri şeyle sevinirler ve yapmadıkları şeyle övülmeyi severler de onların azaptan kurtulacakları bir yerde olacaklarını sakın sanma! Onlar için çok acıklı bir azâp vardır.
189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Allah herşeye gücü yetendir.
190. Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl ve gönül sahipleri için gerçekten deliller vardır.
191. Onlar ki ayakta ve otururken ve yanları üzerinde Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaradılışı hakkında derin derin düşünürler: “Rabbimiz! Bunu boşuna yaratmadın. Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin, senin şanın yücedir. Bizi ateşin azabından koru!”
192. “Rabbimiz! Muhakkak ki sen, kimi ateşe sokarsan, artık onu rezil ve perişan etmişsindir. Zalimler için yardımcılardan kimse yoktur.”
193. “Rabbimiz! Muhakkak ki biz, bir çağırıcının, “Rabbinize iman edin!” diye imana çağırdığını işittik hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla ve kötülüklerimizi bizden ört ve bizi iyiliklerle birlikte vefat ettir!”
194. “Rabbimiz! Resullerine bildirdiğin, bize vaat ettiğin şeyi bize ver ve kıyamet günü bizi rezil ve perişan etme! Muhakkak ki sen, vaadine muhalefet etmezsin.”
195. Rableri onlara icabet etti: “Ben sizden, erkekden veya kadından ki birbirinizdensiniz, çalışanın çalışmasını zayi etmem. Onlar ki, hicret ederler ve yurtlarından çıkarılırlar ve yolumda eziyet edilirler ve savaşırlar ve öldürülürler. Andolsun ki, onların kötülüklerini mutlaka örteceğim / bağışlayacağım ve andolsun ki onları, Allah’ın katından bir sevap olarak, altından ırmaklar akan cennetlere mutlaka koyacağım ve Allah, sevabın güzeli katında olandır.”
196. İnkâr edenlerin, şehirlerde dönüp durması, seni sakın aldatmasın!
197. Az bir yararlanmadır. Sonra onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü yataktır!
198. Fakat onlar ki, Rablerinden sakınırlar. Onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah’ın katından bir ağırlama olarak, onda sürekli kalıcıdırlar. Allah’ın katında olan, iyiler için daha hayırlıdır.
199. Kitap ehlinden öyleleri vardır ki, Allah’a ve size indirilene ve kendilerine indirilene iman ederler. Allah için ürperenlerdir. Allah’ın ayetlerini az bir ücret karşılığı satmazlar. İşte onlar var ya, onlar için ücretleri, Rablerinin katındadır. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
200. Ey iman edenler! Sabredin ve sabırda yarışın ve birbirinize bağlanarak birlik olup savaşa hazırlıklı bulunun ve Allah’a karşı gelmekten sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.