Bakara Suresi

BAKARA SURESİ
Resmi Mushaf: 2 / İniş Sırası: 92

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. Elif, Lam, Mim. (*)

(*) Böyle harflere huruf-u mukatta / kesik harfler denir. Bunların manalarını ve neyi kast ettiklerini yalnızca Allah bilir.

2. İşte o kitap ki kendisinde şüphe yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
3. Onlar ki, gayba iman ederler ve namazı kılarlar ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler / ihtiyaç sahiplerine verirler.
4. Ve onlar ki, sana indirilene ve senden önce indirilenlere îmân ederler ve onlar ahirete yakîn hasıl ederler / tam ve kesin bir bilgiyle kesin olarak inanırlar.
5. İşte onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzeredirler ve işte onlar, onlar kurtuluşa erenlerdir.
6. Muhakkak ki inkâr edenleri, uyardın mı veya hiç uyarmadın mı? Onlar için aynıdır. İman etmezler.
7. Allah onların kalplerinin üzerini ve onların işitme duyularının üzerini mühürledi. Onların görme duyuları üzerinde bir perde ve onlara ait büyük bir azap vardır.
8. İnsanlardan kimileri inanmadıkları halde derler ki: “Allah’a ve ahiret gününe inandık”
9. Allah’ı ve iman edenleri kandırmaya / aldatmaya çalışırlar (*) ve onlar kendilerinden başkasını aldatmazlar / sadece kendilerini aldatırlar ve farkında olmazlar.

(*) “YuHadiune” kandırmak / aldatmak fiili burada “Mufaale Babı” nda geçmektedir. Müşriklerin, kafirlerin kandırmada ileri gittikleri ve ancak kendilerini veya birbirlerini karşılıklı olarak kandırdıkları mufaale babı ile vurgulanmaktadır. Ayetin devamındaki “Yehdeune” fiili ise kandırmak fiilinin normal muzari çekimidir.

10. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür ve onlar için, yalan söylüyor oldukları şeyden dolayı acıklı bir azap vardır.
11. Onlara, “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın!” denildiğinde dediler ki: “Biz ancak ıslah edicileriz.”
12. Muhakkak ki onlar, onlar bozgunculuk çıkaranlar değil mi? Fakat farkında olmuyorlar.
13. Onlara, “İnsanların iman ettiği gibi iman edin!” denildiğinde dediler ki: “Akılsızların iman ettiği gibi iman eder miyiz?” Muhakkak ki onlar, onlar akılsızlar değil mi? Fakat bilmiyorlar.
14. İman edenlerle karşılaştıklarında / buluştuklarında dediler ki: “Biz iman ettik.” ve  şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında dediler ki: “Muhakkak ki biz sizinle beraberiz. Sadece biz alay edenleriz.”
15. Allah onlarla alay eder ve isyanlarında onlara mühlet verir. Bocalayıp dururlar.
16. İşte onlar, hidayet ile / hidayete karşılık sapkınlığı satın alan kimselerdir. Fakat (*) onların ticareti kar getirmedi ve hidayete erenler / doğru yolu bulanlar olmadılar.

(*) Ayet başlarında ve aralarında geçen “Fe” ifadesinin birebir Türkçe’de karşılığı yoktur. “Fe” bir bağlaç veya konuya giriş ifadesi olarak kullanılmaktadır. Cümlenin gelişine göre Türkçe’deki en uygun ifade “Fe” ’nin yerine kullanılır. “Böylece” “-de,-da” “Öyleyse” “O halde” “Fakat” “artık” “ o takdirde” “Öyle ki” “sonra” “hemen” “Akabinde” “bundan sonra” gibi pek çok ifade yerine göre kullanılabilir.

17. Onların örneği ateş yakan kimsenin örneği gibidir. Öyle ki onun çevresindeki şeyleri aydınlattığı zaman, Allah onların ışığını giderdi ve onları gözmez halde karanlıklar içinde bıraktı / terk etti.
18. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler.
19. Veya gökten boşalan bir yağmur gibi! Onda karanlıklar ve gök gürlemesi ve şimşek var. Parmaklarını kulaklarının içine tıkarlar, yıldırımlardan, ölümün gelmesinden. Allah, inkâr edenleri çepeçevre kuşatandır.
20. Neredeyse şimşek, onların görüşlerini alıp götürür / kamaştırır. Onları her aydınlattığında onun içinde yürüdüler ve üzerlerine karanlık çöktüğünde ayakta kaldılar. Eğer Allah dileseydi onların işitmelerini ve onların görmelerini elbette giderirdi / alıp götürürdü. Muhakkak ki Allah her şeyin üzerine Kadir’dir / her şeye gücü yetendir.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin! Umulur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız.
22. O ki, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü de bir bina kıldı / yaptı ve gökten su indirdi de onunla sizin için rızık olarak meyvalar / ürünler çıkardı. Öyleyse bildiğiniz halde Allah’a eşler / ortaklar koşmayın!
23. Eğer kulumuzun üzerine indirdiğimiz şeyden kuşku içinde olduysanız, haydi onun benzerinden bir sure getirin ve eğer doğru sözlü kişiler olduysanız, Allah ile birlikte, yarattıklarından / O’nun dûnundan (*) şahitlerinizi çağırın / davet edin!

(*) Dûn kelimesi ast, astı, alt, alttaki, altındaki, aşağısındaki, emrindeki gibi anlamlara karşılık olmak üzere “Madûn” şeklinde Osmanlıca’da makam ve memuriyet itibari ile kullanılmaktaydı. Kur’an’daki kullanımı da bu manaya paralel, “Allah’ın yarattıkları” anlamına gelir. Bu ifadede vurgulanmak istenen de Allah ile birlikte edinilen putlardır. Yani müşriklerden bahsedilmektedir ve müşrikler Allah’ı inkar etmezler, O’na iman ederler ama Allah’ın yanında aracılık yapacak, kendilerine şefaat edecek olan ve geçmişte yaşamış şahısları veya insan harici gök cisimleri gibi başka yaratılmışları tanrı / ilah seviyesine getirip onlara da Allah ile birlikte tapınırlar. İşte bu tapınılan putların gerçekte Allah’ın astı, O’nun yarattıkları olduğu vurgulanarak, müşriklere yaptıkları bu işin ne kadar değersiz olduğu gayet açık bir şekilde anlatılmaktadır.

24. Fakat yapamazsanız ki asla yapamazsınız. Öyleyse yakıtı insanlar ve taşlar olan o ateşten sakının! İnkar edenler için hazırlandı.
25. İman edenleri ve salih işler yapanları müjdele! Cennetler onlar içindir. Onun altından ırmaklar akar. Ondan rızık olarak meyvelerden her rızıklandırıldıklarında dediler ki: “Bu önceden rızıklandırıldığımız şeydir.”  Ona benzer olarak verildi. Onlar için onda tertemiz eşler vardır ve onlar onda sürekli kalacaklardır.
26. Muhakkak ki Allah, sivrisinek türünü hatta onun da üstündekileri bir örnek olarak vermekten / yüzünüze vurmaktan çekinmez. Üstelik iman eden kimseler ki, onun Rablerinden Hak olduğunu bilirler ve inkar eden kimselerse derler: “Allah, bu örnekle ne diledi?” Allah onunla birçoğunu saptırır ve onunla birçoğunu doğru yola iletir. Allah onunla fasıklardan (*) başkasını saptırmaz.

(*) Fasık, Lügatta, çıkmak manasına gelir. Daha özel bir anlam ile “olgun hurmanın kabuğundan dışarı çıkmasına” denir. Istılahta ise, Allâh’a itâati terkedip O’na isyâna dalmaktır. Yani kısaca ilâhı emirlerin dışına çıkmaktır. Bun dışında genellikle Kur’an-ı Kerîm’de geçen fısk ve fâsıklar tâbiri küfür ile eşanlamlı olarak kullanılmıştır. Buradaki ayrıntı günahta ısrar ve kasıtlı olarak inkar etmektir. İşlemiş olduğu günah veya günahlarda kasıtlı olarak ısrar etmek, günah olduğunu bile bile o işi yapmaya devam etmek ve o işin günah olduğunu delilsiz olarak kabul etmemekle imandan çıkmak demektir.

27. Onlar ki Allah’ın ahdini, onun anlaşmasının ardından  bozarlar ve Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
28. Allah’ı nasıl inkar edersiniz? Siz ölüler olduğunuz halde O sizi diriltti. Sonra sizi öldürür sonra diriltir sonra O’na döndürülürsünüz.
29. O, yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yaratandır. Sonra göğe yönelip kuşattı da onları yedi gök halinde düzenledi. O herşeyi çok iyi bilendir.
30. Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: “Muhakkak ki ben, yeryüzünde bir halife kılacak olanım.” Demişlerdi ki: “Biz, seni hamd ile tespih ediyorken ve seni kutsayıp yüceltiyorken, onda bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi kılacaksın?” Demişti ki: “Muhakkak ki ben, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.”
31. Adem’e onun (*) bütün isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere arz etti. Ardından dedi ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz, bunları isimleriyle bana haber verin!”

(*) Buradaki dişil o anlamına gelen “ha” zamiri, Dünya, yeryüzü için kullanılmaktadır.

32. Dediler ki: “Senin şanın yücedir ve sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Bize öğrettiğin şeylerin dışında bizim ilmimiz yoktur. Muhakkak ki sen, herşeyi en iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibisin.”
33. Dedi ki: “Ey Adem, onları isimleriyle onlara haber ver!” Onları isimleriyle onlara haber verince dedi ki: “Ben size demedim mi? Muhakkak ki ben, göklerin ve yerin gaybını bilirim ve sizin açığa vurduğunuz şeyleri ve gizliyor olduğunuz şeyleri bilirim.”
34. Meleklere “Adem’e secde edin!” dediğimiz zaman hemen İblis hariç secde ettiler. Çekindi / direndi ve büyüklük tasladı. İnkâr edenlerden oldu.
35. Dedik ki: “Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerden bol bol yiyin ve bu ağaca yaklaşmayın! Yoksa zalimlerden olursunuz.”
36. Bunun üzerine şeytan, o ikisini ondan kaydırdı da o ikisini içinde bulundukları şeyden çıkardı. Biz dedik ki: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. (*) Sizin için belli bir süreye kadar yeryüzünde karar kılmak / yerleşip kalmak ve yararlanmak vardır.

(*) “İhbitu” sözcüğü “inin” anlamına gelmektedir. Emir kipi halindeki bu fiil, yüksek bir yerden alçak bir yere inmek demek değildir. İnsan maddi boyutuyla dünyalıdır. Yani zaten Dünya’dadır. Adem’in bahçe anlamında kullanılan cenneti yeryüzündedir. Bu nedenle hesaptan sonra gidilecek olan cennetten Dünya’ya mesafe olarak indirilmemiştir. Buradaki “ihbitu” kelimesi daha ziyade tenzili rutbe yani rütbe indirilmesi anlamındadır. “Tahtttan indirildi.” der gibi. Değerde yüksek, üstün bir konumdan, değeri düşük, aşağı bir konuma inmektir. Ayrıca yaşam kalitesi yüksek bir yerden daha aşağı bir yere gitmek anlamında da kullanılır. Yer değişikliğinden söz edilmektedir. Güzel bir mekândan ayırıp, kötü bir mekâna gönderilmek kast edilmiştir. Bakara suresi 61. Ayette de “Mısır’a inin!” şeklinde geçmektedir.

37. Derken Adem, Rabbinden kelimeler aldı. (*) Bunun üzerine onun tövbesini kabul etti. Muhakkak ki O, O tövbeleri cömertçe kabul edendir, çok bağışlayandır.

(*) “Telakka” fiili destek, emir vb. kelimelerle kullanılarak, destek  almak, emir almak gibi manalarda kullanılır.

38. Dedik ki: “Hep birlikte ondan inin! Eğer benden size bir yol gösterici gelir de kim benim yol göstericime uyarsa artık onların üzerine korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”
39. İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar! İşte onlar ateşin dostudur / ateş halkıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
40. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ben de sizin ahdinizi yerine getireyim ve artık yalnızca benden sakının!
41. Beraberinizdeki şey için doğrulayıcı olarak indirdiğim şeye iman edin ve onu ilk inkar eden siz olmayın ve benim ayetlerimi az bir bedel karşılığı satmayın ve artık yalnızca benden sakının!
42. Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz halde gerçeği örtüp gizlemeyin!
43. Namazı kılın ve zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin!
44. Siz kitabı okuduğunuz halde kendinizi unutuyor ve insanlara iyiliği mi emrediyorsunuz? Halâ akıl etmez misiniz?
45. Sabır ve namazla yardım dileyin! Muhakkak ki o, huşu duyanlardan / Allah’a saygıdan kalbi ürperenlerden başkasına elbette büyük / ağır gelir.
46. Onlar yakinen inanırlar (*) / anlarlar ki muhakkak onlar Rablerine mülâki olanlardır / kavuşanlardır ve muhakkak onlar, ona geri dönenlerdir.

(*) “Yezunnu” muzari çekimli bir fiil olup zannetmek, inanmak, anlamak manasına gelir. Ancak Araplar, Türkçe’de olduğu gibi zannetmek fiilini olumsuz manada kullanmazlar. Doğruluğu kesinliğe çok yakın bir bilgi için yakin manasına kullanırlar. Zıt manalıdır. Cümlenin gelişinden anlaşılmalıdır.

47. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın!
48. Sakının o günden ki bir kimse bir kimseden dolayı bir şey ödemez ve ondan şefaat kabul edilmez ve ondan bir fidye alınmaz ve onlara yardım edilmez.
49. Bir zamanlar sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Size azabın en kötüsünü ceza olarak veriyorlardı. Sizin oğullarınızı boğazlıyorlar ve sizin kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
50. Sizin için denizi yarmıştık da sizi kurtarmıştık ve siz bakıyor haldeyken Firavun ailesini boğmuştuk.
51. Bir zaman Musa’ya kırk gece vadetmiştik sonra onun ardından siz, zalimler olarak buzağı edinmiştiniz.
52. Sonra umulur ki şükredersiniz diye bunun ardından sizi affettik.
53. Ve umulur ki doğru yolu bulursunuz diye Musa’ya kitabı ve Furkan’ı vermiştik.
54. Ve Musa kavmine demişti ki: “Ey kavmim, muhakkak ki siz buzağı edinmenizle kendinize zulmettiniz artık yaratıcınıza tövbe edin de nefsinizi öldürün! İşte bu yaratınız katında sizin için hayırlıdır. Böylece tövbenizi kabul etti. Muhakkak ki O, O tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.
55. Ve siz demiştiniz ki: “Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görene kadar sana asla inanmayız.” Bunun üzerine yıldırım sizi aldı ve siz bakıyordunuz.
56. Sonra umulur ki şükredersiniz diye ölümünüzün ardından sizi dirilttik.
57. Ve sizin üzerinize bulutu gölgelik yaptık ve sizin üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Sizi rızıklandırdığımız şeyin temizlerinden yiyin!” ve onlar bize zulmetmediler ancak nefslerine zulmediyor oldular.
58. Ve demiştik ki: “Bu şehre girin! Böylece ondan dilediğiniz yerden bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve “Hıtta” (Ya Rabbi, bizi affet!) deyin! Biz de sizin için hatalarınızı bağışlayalım. Muhsinlere / iyilik edenlere arttıracağız.”
59. Ne var ki zulmeden kimseler, sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine Hak’tan ayrılmaları sebebiyle zalimlerin üstüne gökten bir azap indirdik.
60. Bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti. Bunun üzerine dedik ki: “Asanla şu taşa vur!” Hemen taştan on iki pınar fışkırdı. Bütün insanlar kendi içeceği yeri bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin ve için ve bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın!”
61. Bir zamanlar siz demiştiniz ki: “Ey Musa, biz tek bir yemeğe asla sabredemeyiz. Artık bizim için Rabbine dua et! Bize yeryüzünün yetiştirdiği şeylerden baklasından ve salatalığından ve sarmısağından ve mercimeğinden ve soğanından çıkarsın!” Dedi ki: “Siz değersiz / aşağı oalanı hayırlı olanla değişmek mi istiyorsunuz? Şehre inin! Böylece istediğiniz şeyler muhakkak sizin olacaktır.” Onların üzerine zillet / eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allah’tan bir gazaba uğradılar. İşte bu onların, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları sebebiyledir. İşte bu, isyan ettikleri şey ve haddi aşıyor olmaları sebebiyledir.
62. Muhakkak ki iman edenler ve Yahudiler ve Nasraniler ve Sabiîler… Kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve hayırlı iş yaparsa, elbette onların, Rablerinin katında mükafatları vardır ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
63. Sizden kesin söz almıştık ve Tûr’u sizin üzerinize kaldırmıştık. Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın! Umulur ki Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız.
64. Sonra bunun ardından yüz çevirip döndünüz de eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinize olmasaydı, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
65. And olsun ki içinizden, Sebt’de (*) azgınlık yapanları siz bildiniz. Böylece biz de onlara dedik ki: “Aşağılık maymunlar olun!”

(*) Sebt yahudiler için haftanın dinlenme ve son günüdür. Yahudiler sebt gününe şabat günü derler. Pazar günüyle başlayan haftanın 7. günü olan Cumartesi, mutlak bir iş görmezlik günü olarak saptanmış ve bu güne “Şabat” adı verilmiştir. Şabat, kutsal addedilen bir gün olarak bireyin her türlü mesleki işine ara verip kendini ibadet ve Tora (Tevrat) öğrenimi yoluyla Tanrı’ya özgüleştirmesi yanında, ruhsal tarafını güçlendirmesinin beklendiği bir gündür.Şabat günü fiziki güç harcanacak herhangi bir iş yapılması dinen yasaklanmıştır. Şabat koşulları cuma günü, gün batımıyla başlayıp, cumartesi günü gün batımı sonrasına kadar devam eder.Şabat’la ilgili yasakların temelinde bütün işlerin durdurulması vardır.

66. Böylece biz onu, onun (*) önündekilere (**) ve ondan sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir vaaz / bir öğüt kıldık.

(*) Dişil formdaki “ha”, “o”zamiri 65.ayette bahsedilen hadise için kullanılmaktadır.
(**)Hadiseyi gören o zamanki yaşayanlara

67. Bir zamanlar Musa, kavmine demişti ki: “Muhakkak ki Allah size, bir inek boğazlamanızı emrediyor.” Dediler ki: “Sen bizi alaya mı alıyorsun?” Dedi ki: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.”
68. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et! Bize açıklasın! O nedir?” Dedi ki: “Şüphesiz O diyor ki, muhakkak ki o çok yaşlı ve çok genç olmayan, bunun arasında orta yaşlı bir inektir. O halde emrolunduğunuz şeyi yapın!”
69. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et! Bize açıklasın! Onun rengi nedir?” Dedi ki: “Şüphesiz O diyor ki, muhakkak ki o parlak sarı renkli bir inektir. Onun rengi bakanlara huzur verir.”
70. Dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et! Bize açıklasın! O nedir?” Muhakkak ki bize göre inek ona / ineğe benziyor.  Ve muhakkak ki biz, Allah dilerse, elbette doğruyu bulanlar oluruz.”
71. Dedi ki: “Şüphesiz O diyor ki, muhakkak ki o, toprağı sürmek üzere boyunduruğa vurulmayan bir inektir ve o ekin sulamaz. Salınmış / serbest dolaşandır. Onda leke yoktur.” Dediler ki: “Şimdi gerçeği getirdin.” Bunun üzerine onu boğazladılar. Neredeyse yapmıyorlardı.
72. Bir zamanlar siz bir kimseyi öldürmüştünüz de onun hakkında çekişip duruyordunuz. Allah, sizin gizlediğiniz şeyi çıkarıcıdır.
73. Bunun üzerine dedik ki: “Onun bir parçasıyla (*) ona (**) vurun!” İşte Allah, ölüleri böyle diriltir ve ayetlerini / mucizelerini size gösterir ki belki akıl edersiniz.

(*) Kesilen ineğin bir parçasıyla
(**) Öldürülen kimseye

74. Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı. Öyle ki o, taş gibidir veya katılık olarak daha şiddetli. Muhakkak ki bu taşlardan, gerçekten kendisinden nehirler fışkıranları vardır. Muhakkak ki ondan, gerçekten yarılanları vardır da ondan su çıkar. Muhakkak ki ondan, Allah korkusundan aşağı düşenleri vardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz / gafil değildir.
75. Şimdi siz, onların size inanacaklarını mı umuyor sunuz? Onlardan bir grup vardı ki, Allah’ın kelamını işitirler sonra onu akıl etmelerinin / iyice anlamalarının ardından, bildikleri halde onu tahrif ederlerdi.
76. İman edenlerle karşılaştıkları zaman dediler ki: “İman ettik.” ve birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman dediler ki: “Rabbinizin katında onunla size delil göstermeleri için mi Allah’ın size açtığını onlara anlatıyorsunuz? Siz akıl etmez misiniz?”
77. Allah’ın onların sakladıklarını ve açığa vurduklarını bildiğini bilmezler mi?
78. Onlardan ümmi olanlar vardır ki kuruntular dışında Kitap’ı bilmezler. Onlar sadece zannederler.
79. Artık yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap’ı kendi elleriyle yazarlar, sonra onunla basit bir karşılık satın almak için derler ki: “Bu, Allah’ın katındandır.”  Artık elleriyle yazdıklarından dolayı vay haline onların! Ve kazandıklarından dolayı vay haline onların!
80. Dediler ki: “Sayılı günler dışında ateş bize asla dokunmaz.” De ki: “Allah’ın katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah, sözüne asla muhalefet etmez. Yoksa siz, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
81. Hayır, bilâkis, kim kötülük kazandıysa ve hataları onu kuşattıysa, işte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
82. İman edip salih işler yapanlar, işte onlar, cennetin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
83. Bir zamanlar İsrailoğullarından kesin bir söz almıştık. Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz ve anne-babaya ve yakınlık sahibi olanlara ve yetimlere ve yoksullara ihsanda bulunun ve insanlara iyiyi ve güzeli söyleyin ve namazı kılın ve zekatı verin. Sonra sizden pek azınız hariç, yüz çevirdiniz. Siz halâ yüz çevirenlersiniz.
84. Ve sizden kesin bir söz almıştık. Kanınızı dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Sonra siz şahitlik ederek kabul etmiştiniz.
85. Sonra siz öyle kimselersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onların aleyhine günahta ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Onları çıkarmak sizin üzerinize haram olduğu halde eğer esirler olarak size gelirlerse onların fidyelerini veriyorsunuz. Şimdi siz Kitap’ın bazı kısmına inanıp bazısını inkar mı ediyorsunuz? Artık içinizden bunu yapan kimselerin karşılığı, dünya hayatında rezillikten başka birşey değildir ve kıyamet günü onlar, azabın en şiddetlisine çevrilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuz şeylerden asla gafil değildir.
86. İşte onlar, Dünya hayatını ahiret karşılığında satın alanlardır. Artık onlardan azap hafifletilmez ve onlara yardım da edilmez.
87. Andolsun ki biz, Musa’ya Kitap’ı verdik ve onun ardından ardarda resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da açık seçik deliller verdik ve kendisini Ruh’ul-kudüs ile destekledik. Oysa ki bir resul, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şeyi, her ne zaman size getirse, büyüklük tasladınız değil mi? Bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.
88. Dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” dediler. Hayır öyle değil, inkarları sebebiyle Allah onları lanetledi. Bundan dolayı ne kadar az iman ediyorlar.
89. Yanlarındaki için bir doğrulayıcı olarak, kendilerine Allah’ın katından bir kitap geldiğinde ki önceden inkar edenlere karşı zafer istiyorlardı, oysa ki tanıyıp bildikleri şey onlara gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah’ın laneti, inkâr edenlerin üzerinedir.
90. Onunla kendilerini sattıkları şey ne kötüdür ki o, Allah’ın, kullarından dilediği kimseye lütfundan indirmesine bir haset olarak, Allah’ın vahyettiğini inkar etmeleridir. Bu yüzden azap üzerine azaba uğradılar ve inkâr edenler için / gerçeği örtenler için alçaltıcı bir azap vardır.
91. Onlara denildiği zaman: “Allah’ın indirdiğine iman edin!” dediler ki: “Bize indirilene inanırız.” O, yanlarındakini doğrulayan bir hak olduğu halde, onun arkasındakini inkar ederler. De ki: “Eğer iman edenler idiyseniz, o halde daha önce ne için Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
92. And olsun ki, Musa size açık seçik deliller getirdi. Sonra onun ardından, zalimler olarak, buzağı edindiniz.
93. Bir zamanlar sizin kesin sözünüzü almıştık ve size verdiğimizi kuvvetle tutun ve dinleyin diye Tur’u üzerinize kaldırmıştık. “Dinledik ve isyan ettik.” Dediler. İnkarları sebebiyle kalplerine buzağı içirildi. De ki: “Eğer iman edenlerseniz imanınızın size emrettiği şey ne kötü!”
94. De ki: “Eğer Allah katındaki ahiret yurdu insanların dûnundan olanlara değil de özel olarak sizin ise o halde eğer doğru sözlü iseniz ölümü temenni edin!”
95. Onu, önlerinden takdim ettikleri şeyler sebebiyle, ebediyyen, asla temenni etmezler. Allah, zalimleri en iyi bilendir.
96. Kesinlikle sen onları, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun ve ortak koşanlardan bile. Onlardan her biri keşke bin yıl ömür verilsin ister. Oysa ki o (*) azaptan onu uzaklaştıracak değildir. Ve Allah, yapmakta olduklarını en iyi görendir.

(*) “Huve” o zamiri “uzun ömür yaşamanın verilmesi” için kullanımıştır.

97. De ki: “Kim Cebrail’e düşman olursa ki o, Allah’ın izniyle Kur’an’ı kendinden öncekini doğrulayıcı, insanlara yol gösterici ve müjde olarak senin kalbine indirdi.
98. Kim Allah’a ve meleklerine ve resullerine ve Cebrail’e ve Mikail’e düşman kesilirse bu takdirde muhakkak ki Allah da inkâr edenlere düşmandır.
99. Andolsun ki biz sana açıklayıcı ayetler indirdik ve onu fasıklardan (*) başkası inkar etmez.

(*) Fasık iman sahasından uzaklaşmış, günah işlemekten rahatsız olmayan ve günah işlemeyi alışkanlık haline getirmiş böylece doğru yoldan sapmış kişidir.

100. Onlar, her ne zaman ahit olarak anlaşma yaptılarsa, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Bilâkis onların çoğu iman etmezler.
101. Allah katından onlara, beraberlerindekini tasdikleyici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir grup, Allah’ın Kitabı’nı bilmiyorlarmış gibi sırtlarının arkasına attı. (*)

(*) “Nebeze” görmezden gelmek, yerine başkasını koyarak uygulamadan, gündemden kaldırmak anlamında atmaktır.

102. Süleyman’ın hükümdarlığı konusunda onlar, şeytanların okuduklarına uydular ve Süleyman inkâr etmedi ve ancak şeytanlar küfre saptılar. İnsanlara büyü ve Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek üzerine indirileni öğretiyorlardı. O iki melek, “Biz ancak bir imtihanız sakın küfre sapma!” deyinceye kadar hiç kimseye birşey öğretmiyorlardı. Ne var ki onlar, o ikisinden, onunla erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı ki onlar, Allah’ın izniyle olanlar hariç, onunla bir kimseye, kesinlikle zarar verici değillerdir. Onlar kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı. Ve and olsun ki, onu satın alan kimse için, ahirette bir nasip olmadığını bildiler. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke biliyor olsalardı.
103. Eğer onlar iman edip ve Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katından bir sevap, elbette daha hayırlı olurdu. Keşke biliyor olsalardı.
104. Ey iman edenler! “Raina” (*) demeyin, “unzurna” (*) deyin ve dinleyin! Acıklı azap kâfirler içindir.

(*) Raina, “Bizi gözet!” demektir. Unzurna ise “Bize bak!” demektir.

105. Kitap ehlinden kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize bir hayır indirilmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediği kimseye özel kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
106. Biz ayetden bir şeyi neshedelim / yürürlükten kaldıralım veya unutturalım, ondan daha hayırlısını veya onun bir benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmedin mi?
107. Allah, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan olduğunu bilmedin mi? Sizin için Allah’ın dûnundan, (*) bir dost ve bir yardımcı yoktur.

(*) Dûnundan ifadesi “Allah ile birlikte onun yarattıkları astlarından” demektir. Dûn kelimesi emri altında olanları, astlarını, altındakileri ifade eder.

108. Yoksa siz resulünüzü, önceden Musa’nın sorguya çekildiği gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Ve kim imanla küfrü değiştirirse, artık doğru yolu şaşırmıştır.
109. Kitap ehlinden çoğu, gerçeğin kendilerine beyan olmasının ardından, nefslerinin katından bir kıskançlık olarak, imanınızdan sonra sizi, kâfirler haline döndürmeyi arzu etti. Allah, emrini getirinceye kadar artık affedin ve hoşgörün! Muhakkak ki Allah, her şeye gücü yetendir.
110. Namazı kılın ve zekatı verin! Kendiniz için bir hayır olarak önden gönderdiğinizi, Allah katında bulursunuz. Hiç kuşkusuz ki Allah, yapıyor olduklarınızı en iyi görendir.
111. Dediler ki: “Yahudi veya Hıristiyan olandan başkası cennete asla giremez.” Bu onların hayalleri / kuruntularıdır. De ki onlara: “Eğer doğru sözlü iseniz getirin kanıtınızı!”
112. Hayır, bilâkis! Kim muhsin olduğu halde yüzünü Allah’a teslim ederse artık onun, Rabbi katında ödülü vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
113. Kitap’ı okuyor oldukdukları halde Yahudiler dedi ki: “Nasraniler / Hıristiyanlar hiç bir şey üzerinde değil.” ve Nasraniler dedi ki: “Yahudiler hiç bir şey üzerinde değil.” Bunun gibi, bilmeyen kimseler de onların sözlerinin benzerini söyledi. Artık Allah, hakkında ihtilafa / ayrılığa düştükleri şeyde, kıyamet günü, aralarında hükmeder.
114. İçinde Allah’ın adının zikredildiği, Allah’ın mescitlerini engelleyen ve onun yıkımında uğraşan kişiden daha zalim kimdir? İşte onlar var ya, korkanlar hariç, ona girmeleri diye bir şey onlar için yoktur. Onlar için Dünyada bir rezillik vardır ve onlar için ahirette büyük bir azap vardır.
115. Doğu ve batı Allah’ındır. O halde her nereye dönerseniz artık Allah’ın yüzü oradadır.  Muhakkak ki Allah Vasi’dir , (*) her şeyi en iyi bilendir.

(*) Allah’ın isimlerinden olan “Vasiûn” rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi kuşatan, lütfu geniş olan demektir.

116. Dediler ki: “Allah çocuk edindi.” O her türlü noksanlıktan uzaktır. Hayır, tam aksine, göklerdekiler ve yerdekiler O’na aittir. Hepsi O’na boyun eğenlerdir.
117. Gökleri ve yeri örneği olmadan yaratandır. Ve bir işe / bir emre, kaza ettiğinde / hükmettiğinde o zaman ona, sadece “Ol!” der o da hemen olur.
118. Bilmeyenler dedi ki: “Keşke Allah bizimle konuşsaydı veya bize bir mucize gelseydi.” Bunun gibi onlardan öncekiler de onların sözlerinin benzerini dedi. Kalpleri birbirine benzedi. Doğrusu biz ayetleri, yakinen / kesin bir bilgiyle inanan bir bir kavim için ayrıntılı olarak açıkladık.
119. Muhakkak ki biz seni, müjdeleyici ve uyarıcı olarak Hak ile / gerçek ile gönderdik. Sen, cehim’in / cehennem’in arkadaşlarından sorulmazsın / sorguya çekilmezsin.
120. Yahudiler, sen onların dinine tabi olana kadar senden asla razı olmazlar ve Nasraniler de olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’ın hidayeti, işte o hidayettir.” İlimden sana gelenden sonra, eğer gerçekten onların arzularına uyarsan, Allah’tan senin için bir dost yoktur ve bir yardımcı da yoktur.
121. Kendilerine Kitap’ı verdiklerimiz onu, okunuşunun hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona inanırlar. Kim onu inkar ederse işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
122. Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi hatırlayın! Muhakkak ki ben, sizi alemlere üstün kıldım.
123. Kimsenin kimse yerine birşey ödemeyeceği ve kimseden fidye kabul edilmeyeceği ve şefaatin hiç kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyecekleri o günden sakının!
124. Bir zaman Rabbi, İbrahim’i kelimelerle imtihan etmişti de o da onları tamamlamıştı. Dedi ki: “Muhakkak ki ben seni, insanlara imam kılanım.” Dedi ki: “Soyumdan da” Dedi ki: “Zalimler ahdime ulaşamaz.”
125. Bir zaman o evi, insanlar için, sevap kazanılan ve emniyetli bir yer kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri / bir dua yeri edinin! Ve İbrahim ve İsmail’e “Tavaf edenler ve kendini ibadete verenler ve rüku secde edenler için evimi temizleyin!” diye ahid / emir vermiştik.
126. Ve o zaman İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bunu güvenli bir belde kıl ve onun halkından Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseleri, çeşitli ürünlerden rızıklandır!” Dedi ki: “Ve inkar eden kimseleri de ama onu az bir süre faydalandırırım sonra ateşin azabına maruz bırakırım ve o ne kötü bir dönüş yeridir.”
127. O zaman İbrahim ve İsmail evin temellerini yükseltiyordu. “Rabbimiz, bizden kabul et! Muhakkak ki sen, sensin herşeyi işiten ve her şeyi bilen.”
128. “Rabbimiz! Bizi sana teslim olan iki Müslüman ve soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet kıl ve bize menasiklerimizi / en içten, en temiz ibadet yöntemlerimizi (*) göster ve tövbemizi kabul et! Muhakkak ki sen, sensin tövbeleri cömertçe kabul eden, çok merhametli olan.”

(*) Ayette geçen “Menasik” ifadesi Nüsuk’tan gelir ki nüsuk, içerisine şirk, riya, çıkar karışmamış ibadetin en hası demektir.  En içten, en temiz ibadetlerin adı nüsuk’tur. Menasik kelimesi de ism-i alet ve ism-i mekan olmak üzere iki bab’tan gelir. Birincisinde en içten, en temiz ibadet yönetemleri olur ve ikincisinde de en içten, en temiz ibadetlerin yapıldığı yer olur. Bu ayette en doğrusunu Allah bilir ki yöntemler olarak kullanılması uygundur.

129. “Rabbimiz! Onlara senin ayetlerini okuyan ve onlara Kitap’ı ve Hikmet’i öğreten ve onları manevi kirlerden arındıran, onların içinde, kendilerinden olan bir resul çıkar. Muhakkak ki sen, sensin güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan.”
130. Kendini bilmezden başka kim, İbrahim’in dininden başkasına rağbet eder / yoğun ilgi gösterir? Andolsun ki biz onu, Dünya’da seçtik ve muhakkak ki o, ahirette de gerçekten salihlerdendir / iyilerdendir.
131. Rabbi ona, “Teslim ol!” dediğinde, “Alemlerin Rabbi’ne teslim oldum.” demişti.
132. İbrahim oğullarına onunla vasiyet etti ve Yakup da. “Oğullarım! Muhakkak ki Allah sizin için bu dini seçti. Bu sebeple sizler, müslüman olduğunuz halin dışında bir halde, kesinlikle ölmeyin!”
133. Yoksa siz, ölüm Yakup’a geldiğinde / hazır bulunduğunda, şahitler mi oldunuz? Hani oğullarına demişti ki: “Benim ardımdan neye ibadet edersiniz?” Dediler ki: “Tek bir ilah olan senin ilahına ve ataların İbrahim’in ve İsmail’in ve İshak’ın ilahına kulluk ederiz ve biz O’na teslim olanlarız.”
134. İşte bunlar gelip geçmiş bir ümmettir. Kazandıkları kendilerinindir ve kazandıklarınız da sizindir. Siz onların yaptıkları şeylerden sorguya çekilmezsiniz.
135. Dediler ki: “Yahudi veya Nasrani / Hıristiyan olun! Doğru yolu bulursunuz.” De ki: “Hayır, aksine,  hanif olarak / tek bir Allah’a inanmış olarak, İbrahim’in dinine uyalım ve o, müşriklerden / Allah’a ortak koşanlardan değildi.”
136. Deyin ki: “Allah’a ve bize indirilene ve İbrahim’e ve İsmail’e ve İshak’a ve Yakub’a ve torunlarına indirilene ve Musa’ya ve İsa’ya verilene ve Rablerinden nebilere verilene iman ettik. Onların arasından hiç birini ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olanlarız.”
137. Artık onlar da sizin ona inandığınızın benzeriyle inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuşlardır. Eğer yüz çevirirlerse artık onlar, sadece ayrılık içindedir. O zaman Allah, sana kafî / yeterli gelecektir. O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
138. Âllah’ın boyası (*) … Boyası, Allah’ın boyasından daha güzel kimdir? Biz ancak O’na kulluk ederiz.

(*) Hıristiyanlar çocuklarını “ma’mudiye” dedikleri sarımtırak bir suya daldırırlar. Buna “ta’mid” yani “vaftiz” denir. Bir çocuğun Hıristiyanlığa adım atması için yapılmaktadır. Vaftiz olmak tam bir Hıristiyan olmanın göstergesidir. Allahu Teala ise Hıristiyanların bu işine karşı, müslümanlara tevhid ile ve resuller arasında hiç fark gözetmeksizin iman etmelerini emreder. Allah’ın boyası İslam’dır. Yaratılıştan gelen saf ve temiz imandır. Böylece yapay boyalar  ile yapılan su ile vaftiz reddedilir. Allah boyasına bakınız, zira Allah’ın boyasından daha güzel kimin boyası vardır?

139. De ki: “Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? O, bizim de Rabbimizdir ve sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O’na, gönülden bağlı olanlarız.”
140. Yoksa siz, muhakkak ki İbrahim ve İsmail ve İshak ve Yakub ve torunlarının, Yahudi veya Nasrani / Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi biliyorsunuz yoksa Allah mı?” Allah’tan kendisine ulaşmış bir tanıklığı gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
141. İşte bunlar gelip geçmiş bir ümmettir. Kazandıkları kendilerinindir ve kazandıklarınız da sizindir. Siz onların yaptıkları şeylerden sorguya çekilmezsiniz.
142. İnsanlardan beyinsizler diyecekler ki: “Onları, üzerinde oldukları kıblelerinden ne çevirdi?” De ki: “Doğu ve batı Allah’ındır. O, dileyeni / dilediğini doğru yola iletir.”
143. İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne şahitler olmanız ve resulün de sizin üstünüze şahit olması için orta bir ümmet kıldık. Biz ancak resule uyanı, iki ökçesi üstünde geri dönenden bilmek için, üzerinde olduğunu, kıble kılmadık. Muhakkak ki Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına, gerçekten büyük oldu / zor geldi. Allah, imanınızı işe yaramaz hale getirecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
144. Muhakkak biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. Elbette seni, razı olduğun bir kıbleye döndürürüz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir! Ve her nerede olsanız yüzünüzü onun yönüne döndürün! Muhakkak ki kitap verilenler çok iyi bilirler. Şüphesiz o, Rablerinden bir gerçektir ve Allah, onların yapıyor olduklarından habersiz değildir.
145. Eğer gerçekten sen, kitap ehline her türlü mucizeyi getirsen de senin kıblene uymazlar ve sen de onların kıblesine uyacak değilsin ve onların bazısı da bazısının kıblesine uyacak değildir. Eğer gerçekten sen, ilimden sana gelenin ardından, onların arzularına uyarsan, muhakkak ki sen, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun.
146. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Muhakkak ki onlardan bir grup, biliyor oldukları halde gerçekten doğruyu gizlerler.
147. Gerçek Rabbindendir. O halde sakın kuşkuya düşenlerden olma!
148. Herkesin kendisine yöneldiği bir yönü vardır. O halde hayırlarda yarışın! Her nerede olursanız Allah sizi biraraya getirir. Muhakkak ki Allah her şeye gücü yetendir.
149. Nereden çıkarsan çık, artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir! Muhakkak ki o, elbette Rabbinden bir gerçektir. Allah, yapıyor olduklarınızdan habersiz değildir.
150. Nereden çıkarsan çık, artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir! Her neredeyseniz artık yüzlerinizi onun yönüne çevirin ki onlardan zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize bir delil olmasın! Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Ve üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım ve umulur ki siz doğru yolu bulursunuz.
151. Nitekim aranıza sizden bir resul gönderdik. Size ayetlerimizi okuyor ve sizi manevi kirlerden temizliyor ve size kitabı ve hikmeti öğretiyor ve size hiç bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor.
152. O halde beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim ve bana şükredin ve beni inkâr etmeyin!
153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.
154. Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin! Hayır, tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız.
155. Elbette sizi korkudan ve açlıktan ve mallar ve canlar ve mahsullerden noksanlıktan bir şeyle mutlaka imtihan ederiz ve sabredenleri müjdele!
156. Onlar ki, onlara bir musibet isabet ettiği zaman derler ki: “Muhakkak ki biz Allah’a aitiz ve muhakkak ki biz, O’na dönecek olanlarız.”
157. İşte onlar, Rablerinden mağfiretler / destekler ve rahmet, onların üzerinedir ve işte onlar, onlar doğru yolu bulanlardır.
158. Muhakkak ki Safa ve Merve Allah’ın işaretlerindendir. Öyleyse kim evi hac ederse veya umre yaparsa artık o ikisini tavaf etmesinde onun üzerine günah yoktur ve kim de içinden gelerek, nafile olarak bir hayır işlerse muhakkak ki Allah teşekkür eden, her şeyi bilendir.
159. Muhakkak ki beyyinelerden / apaçık delillerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti, kitap’ta insanlar için onu açıklamamızdan sonra gizleyen kimselere, işte onlara, Allah lanet eder ve lanet okuyanlar da lanet ederler.
160. Tövbe edenler ve hallerini düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar hariç. İşte onların tövbelerini kabul ederim ve ben, tövbeleri çok kabul edenim, merhametliyim.
161. Muhakkak ki eğer inkar edenler, inkar ettikleri halde ölürlerse işte onlara, Allah’ın ve meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.
162. Onun içinde sürekli kalanlardır. Azap onlardan hafifletilmez ve onlara bakılmaz.
163. Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. Rahman, Rahim olan O’ndan başka ilâh yoktur.
164. Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde ve insanlara fayda veren şeylerle denizde akan / yüzen gemilerde ve Allah’ın gökten indirdiği sudan şeyde ki onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltir ve orada her çeşit canlılardan yaymasında ve rüzgarları yönlendirmesinde ve gök ve yer arasında emre memur edilen bulutlarda aklını kullanan bir kavim için gerçekten deliller vardır.
165. İnsanlardan, Allah ile birlikte yarattıklarından put edinen kimseler Allah’ı sevmiş gibi onları severler. İman edenler, Allah’a sevgi olarak daha sağlamdır / şiddetlidir. Keşke zulmedenler, azabı gördüklerinde, kuvvetin bütünüyle Allah’a ait olduğunu, Allah’ın çok şiddetli azap sahibi olduğunu görselerdi.
166. O zaman, uyulanlar uyanlardan uzaklaşmıştı ve azabı görmüşler ve onlarla sebepler / bağlar da kesilmişti / koparılmıştı.
167. Uyanlar / tabi olanlar dedi ki: “Keşke bizim için bir kere daha olsaydı da bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık.” İşte böylece Allah onlara, yaptıklarını hasretler / pişmanlıklar olarak gösterir. Ve onlar asla, ateşten çıkacak olanlar değildir.
168. Ey insanlar! Yeryüzündeki helal, temiz şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarına tabi olmayın! Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.
169. O size, ancak kötülüğü ve hayasızlığı ve size, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170. Onlara “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde derler ki: “Hayır, tam aksine biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Onların ataları bir şey akıl edemiyorlar ve doğru yola ulaşamıyorlar olsa da mı?
171. İnkar eden kimselerin durumu, bağırma ve çağırma dışında bir şey işitmeyen şeyler sebebiyle haykıran kimsenin durumuna benzer. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Zira onlar, akıl etmezler.
172. Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temizlerinden yiyin ve eğer yalnızca O’na kulluk ediyor olduysanız Allah’a şükredin.
173. Allah size sadece ölüyü / leşi ve kanı ve domuz etini ve Allah’tan başkası için onun adıyla kesileni haram kıldı. Her kim sınırı aşmaksızın ve başkasının hakkına tecavüz etmeksizin zorda kalırsa da onun üzerine bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah çok affedici, çok merhametlidir.
174. Muhakkak ki Allah’ın Kitap’tan indirdiği şeyi gizleyen ve onu az bir ücret karşılığı satan kimseler, işte onlar, karınlarında ateşten başka bir şey yemezler ve kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz ve onlar için korkunç bir azap vardır.
175. İşte onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı ve affedilmeye karşılık azabı satın alan kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!
176. İşte bu, Allah’ın, Kitap’ı hak ile indirmiş olması sebebiyledir. Muhakkak ki Kitap hakkında ihtilâfa düşenler, kesinlikle uzak bir ayrılık içindedirler.
177. Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz iyilik değildir. Bununla birlikte iyilik, kişinin, Allah’a ve ahiret gününe ve meleklere ve kitaplara ve peygamberlere inanması ve akrabaya ve yetimlere ve yoksullara ve yolda kalmışlara ve dilenenlere ve özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara sevdiği maldan vermesi ve namazı kılması ve zekatı vermesidir. Söz verdikleri zaman sözlerine vefalı olanlar ve sıkıntıda ve hastalıkta ve şiddetli savaş anında sabırlı olanlar, işte onlar doğru sözlü olan kimselerdir. İşte onlar, onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır.
178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazıldı. Hür ile hür ve köleyle köle ve dişiyle dişi. Bu durumda kimin lehinde kardeşi tarafından bir şey affedilirse artık yapılması gereken örfe uymak ve ona güzellikle ödemektir. Bu Rabbinizden bir hafifletme ve bir merhamettir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa, onun için elem verici bir azap vardır.
179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki korunursunuz.
180. Sizden birine ölüm geldiğinde, eğer bir hayır bırakırsa, üzerinize yazılan, ana babaya ve akrabaya, örfe uygun, takva sahipleri üstüne bir hak olarak, vasiyette bulunmaktır.
181. Artık kim onu işittikten sonra onu değiştirirse, o takdirde onun günahı, sadece onu değiştirenlerin üzerinedir. Muhakkak ki Allah herşeyi işitendir, herşeyi bilendir.
182. Kim, hataya meyletmesinden veya günaha girmesinden dolayı vasiyet edenden korkarsa sonra da onların aralarını düzeltirse artık onun üzerine bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
183. Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazıldı. Umulur ki korunursunuz.
184. Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya yolculuk üzere olursa, o takdirde iddet / sayı diğer günlerdendir ve ona güç yetiremeyenlerin / dayanamayanların üzerine düşen, fidye olarak, bir yoksulu doyurmaktır. Artık kim gönülden gelerek bir iyilik yaparsa, bu onun için daha hayırlıdır. Eğer bilseydiniz, oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.
185. Ramazan ayı ki, insanlar için bir rehber ve doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an, onda indirilmiştir. Artık sizden kim bu aya şahit olduysa, o zaman onu, oruç tutarak geçirsin! Kim, hasta veya yolculukta olduysa, o takdirde iddet / sayı diğer günlerdendir. Allah sizin için kolaylık ister ve sizin için zorluk istemez ve sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayete erdirdiği şeye karşılık Allah’ı yüceltmeniz içindir ve umulur ki şükredersiniz.
186. Kullarım sana benden sorarsa, muhakkak ki ben çok yakınım. Dua edenin duasına, bana dua ettiği zaman icabet ederim. Öyleyse onlar da bana icabet etsinler ve bana iman etsinler! Umulur ki onlar, irşat olurlar / doğru yolu bulurlar.
187. Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin için bir elbise ve siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah sizin kendinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi de tövbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığı şeyi arayın! Beyaz iplik, siyah iplikten, tan yerinden size seçilinceye / belli oluncaya kadar yiyin için sonra orucu geceye tamamlayın! Mescitlerde itikafta olduğunuz halde, onlara yaklaşmayın! İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Artık ona yaklaşmayın! Allah, ayetlerini insanlara, işte böyle açıklar. Umulur ki korunurlar.
188. Ve mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin ve siz biliyor olduğunuz halde günah ile, insanların mallarından bir kısmını yemeniz için, onları hakimlere aktarmayın!
189. Sana, hilaller / ayın halleri hakkında soruyorlar de ki: “O, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” İyilik, evlere arkalarından girmenizle olmaz fakat iyilik, kişinin takva sahibi olmasıdır. Evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı gelmekten sakının! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
190. Size savaş açan kimselerle Allah yolunda savaşın ve haddi aşmayın! Muhakkak ki Allah, haddi aşanları sevmez.
191. Onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün ve onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın! Fitne öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da, onun içinde, onlar size karşı savaşıncaya kadar siz de onlara karşı savaşmayın! Fakat eğer size karşı savaşırlarsa hemen onları öldürün! İşte böyledir, inkâr edenlerin karşılığı.
192. Bundan sonra eğer vazgeçerlerse o takdirde Allah çok bağışlayan, çok merhametli olandır.
193. Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Bundan sonra eğer vazgeçerlerse o takdirde zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.
194. Haram aya, haram ay ve hürmetler kısastır / karşılıklıdır. O halde, kim üzerinize saldırırsa o takdirde siz de size saldırdığı şeyin aynısıyla onun üzerine saldırın! Allah’tan sakının ve Allah’ın kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraber olduğunu bilin!
195. Allah yolunda infak edin / harcayın ve kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın ve iyilik yapın! Muhakkak ki Allah, iyilik yapanları sever.
196. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın! Eğer engellenirseniz, kolayınıza gelen kurban yeterlidir. Kurban, yerine ulaşına kadar kadar başlarınızı traş etmeyin! Sizden hasta olan veya başından rahatsızlığı bulunan kimse bu durumda oruçtan veya sadakadan veya kurbandan fidye vermesi gerekir. Güvene kavuştuğunuzda, hacca kadar umreden yararlanmak isteyen artık kolayına gelen kurbanı kessin! Fakat bunu bulamayan kimse de hacda üç gün ve  yedisi döndüğünüzde oruç tutsun! Bu tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da hazır bulunmayan / oturmayan kişi içindir. Allah’tan sakının ve Allah’ın çok şiddetli ceza sahibi olduğunu bilin!
197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine gerekli kılarsa o takdirde hacda kadına yaklaşmak ve kötülüğe sapmak ve kavga etmek yoktur ve iyilik olarak yaptığınızı Allah bilir. Azık edinin! Fakat muhakkak ki azığın en güzeli takvadır. Ve benden sakının ey akıl sahipleri!
198. Rabbinizden bir lütuf ve bereket istemenizde sizin üzerinize bir günah yoktur. Öyleyse Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde artık Meş’aril Haram’da (*) Allah’ı zikredin! Ve O’nu, size gösterdiği gibi zikredin! Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapkınlardan idiniz.

(*) Meş’ar; bilmek, anlamak, hissetmek anlamındaki “şuur” mastarının yer ismidir. Hissetme, duyma, bilme yeri, hac sırasında ziyaret edilecek yerlerden her biri. Harâm da; yasak, haram, saygı duyulan demektir. Meş’aru’l-Harâm tamlaması; sözlükte saygıya değer, ibadet alâmeti taşıyan yer anlamına gelir. Müzdelife’nin başka bir adı yanında, Meş’aru’l-Harâm, Müzdelife’de bulunan ve Cebel-i Kuzâh / Kuzah dağı da denilen, üzerinde “mikade” adlı silindir biçiminde bir taş olan tepenin adıdır.

199. Sonra, insanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün ve Allah’tan af dileyin! Muhakkak ki Allah çok affeden, çok merhametli olandır.
200. Gerekli ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman artık atalarınızı andığınız gibi veya daha kuvvetli bir zikir olarak Allah’ı zikredin! Fakat insanlardan kim derse: “Rabbimiz, bize dünyada ver!” Onun için, ahirette bir nasip yoktur.
201. Ve onlardan kim derse: “Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver ve ahirette  iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru!”
202. İşte onlar, onlar için kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı çabuk görendir.
203. Allah’ı sayılı günlerde zikredin! Fakat kim iki gün içinde acele ederse artık onun üzerine bir günah yoktur ve kim de bunu geciktirirse / ertelerse o taktirde ona da günah yoktur. Takva sahibi kimse içindir. Allah’tan sakının ve O’na haşrolunacağınızı bilin!
204. İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah’ı tanık tutar. Oysa ki o, düşmanların en yamanıdır.
205. Ve ayrıldığı zaman yeryüzünde fesat çıkarmak ve ekini ve nesli yok etmek için işe koyulur. Allah, fesadı sevmez.
206. Ona, “Allah’tan kork!” denildiğinde, gurur onu günahla alır / yakalar. Artık ona, cehennem yeter ve gerçekten ne kötü yataktır.
207. İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’ın rızasını aramak için nefsini satar. Allah, kullara çok şefkatli olandır.
208. Ey iman edenler! Topluca İslâm’a girin ve şeytanın adımlarına uymayın! Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.
209. Artık size gelen apaçık delillerin ardından kayarsanız o takdirde Allah’ın mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibi olduğunu bilin!
210. Onlar, ne olursa olsun, Allah’ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde, onlara gelmesini ve emrin / işin bitirilmesini mi gözlüyorlar? Emirler / bütün iş ve oluşlar Allah’a döndürülür.
211. İsrailoğullarına sor! Onlara apaçık delil olan mucizeden kaç tane verdik? Ve kim Allah’ın nimetini, ona gelen şeyin ardından değiştirirse o takdirde muhakkak ki Allah, şiddetle cezalandırandır.
212. Dünya hayatı inkâr edenler için süslü gösterildi. Onlar, iman edenlerle alay ederler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyamet günü onların üstlerindedir. Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak nebileri gönderdi ve onlarla beraber, onda anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, insanlar arasında hüküm vermesi için, hak ile Kitap’ı indirdi. Onlara apaçık deliller olarak gelen şeyin ardından, aralarındaki kıskançlıktan dolayı, kendilerine o kitabın verildiği kimselerden başkası, onda ihtilafa düşmedi. Bunun üzerine Allah, iman edenleri, hakkında ihtilafa düştükleri hak olan şeyler için, izniyle doğruya iletti. Allah dilediği / dileyen kimseyi doğru yola ulaştırır.
214. Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş olanların halinin benzeri, size henüz gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara şiddetli belâlar ve zorluklar dokundu ve öyle ki, resul ve onunla beraber olan iman edenler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Haberiniz olsun ki, şüphesiz Allah’ın yardımı yakındır.
215. Sana, neyi infak edeceklerini / harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İyilik olarak her ne infak ettiysen, ana baba ve akrabalar ve yetimler ve yoksullar ve yolda kalanlar içindir. Hayır olarak her ne yaptıysan, Allah onu en iyi bilendir.”
216. Sizin için çirkin / kötü olduğu halde, savaş üzerinize yazıldı. Sizin için hayırlı olduğu halde, bir şeyi çirkin görmeniz mümkündür ve sizin için şer olduğu halde, bir şeyi sevmeniz mümkündür. Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
217. Sana haram aydan, onda savaşmaktan soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyüktür / günahtır. Allah yolundan alıkoymak ve onu inkar etmek ve Mescid-i Haram ve onun halkını ondan çıkarmak Allah katında daha büyüktür / daha büyük günahtır. Ve fitne öldürmekten daha büyüktür. Eğer güçleri yetse, sizi dininizden çevirinceye kadar, sizinle savaşmaya devam ederler / savaşmaktan geri durmazlar. Artık sizden her kim dininden dönerse, sonra da kafir olduğu halde ölürse, bu takdirde işte onlar, bütün amelleri Dünyada ve ahirette boşa gitti ve işte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
218. Muhakkak ki iman edenler ve hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, işte onlar, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
219. Sana şarap ve kumar hakkında sorarlar. De ki: “Bu ikisinde insanlar için büyük bir günah ve faydalar vardır. Ama ikisinin günahı ikisinin faydasından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini / harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı” Allah, sizin için ayetleri, işte böyle açıklar. Umulur ki derin derin düşünürsünüz.
220. Dünya ve ahiret hakkında… Ve sana yetimlerden soruyorlar. De ki: “Islâh etmek onlar için hayırlıdır. Ve eğer onlara karışırsanız / bir arada yaşarsanız artık onlar sizin kardeşlerinizdir.” Allah, bozguncuyu, ıslâh edenden bilir / ayırt eder. Eğer Allah dileseydi, sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak ki Allah, mutlak üstündür, hikmet ve hüküm sahibidir.
221. Müşrik kadınları, onlar iman edinceye kadar nikahlamayın! Kesinlikle iman eden bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikahlanmayın! Kesinlikle iman eden bir köle, hoşunuza gitse de müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. İşte onlar, ateşe çağırır ve Allah cennete ve izniyle bağışlanmaya çağırır ve ayetlerini insanlar için apaçık beyan eder, umulur ki onlar, düşünüp öğüt alırlar.
222. Sana hayızdan / adet halinden sorarlar. De ki: “O bir ezâdır / sıkıntıdır. Bu yüzden hayızlı halde kadınlardan ayrı durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın! İyice temizlendikleri zaman artık Allah’ın size emrettiği yerden onlara gelin!” Muhakkak ki Allah, çok tövbe edenleri sever ve iyice temizlenenleri sever.
223. Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nereden dilerseniz öyle gelin! Kendiniz için önceden birşeyler gönderin ve Allah’tan sakının ve muhakkak ki O’na ulaşacağınızı bilin! İman edenleri müjdele!
224. Allah’ı yeminleriniz için, iyilik etmenize, sakınmanıza, insanlar arasını bulmanıza engel kılmayın! Allah, herşeyi duyan, herşeyi bilendir.
225. Allah sizi yeminlerinizdeki boş sözler sebebiyle sorumlu tutmaz fakat sizi kalplerinizin kazandığı şey sebebiyle sorumlu tutar. Allah çok affeden ve suçları örten, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
226. Kadınlarından ilâ edenler (*) için dört ay bekleme vardır. Fakat dönerlerse muhakkak ki Allah günahları örten ve bağışlayan, merhamet edendir.

(*) kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için

227. Eğer boşanmaya azmederlerse / kesin karar verirlerse, o takdirde muhakkak ki Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç kuru’ / hayız veya temizlik müddeti beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın onların rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Şâyet onların kocaları barışmak / arayı düzeltmek isterlerse, bu süre içinde onlara tekrar geri dönmeye daha çok hak sahibidirler. Kadınların, örfe uygun biçimde, üzerlerinde olanın benzeri vardır ve erkekler için kadınlar üzerinde bir derece vardır. Allah mutlak üstündür, hikmet ve hüküm sahibidir.
229. Boşanma iki keredir. Sonra iyilikle tutmak veya güzellikle serbest bırakmak. Onlara verdiğinizden birşeyi almanız size helal olmaz. O ikisinin Allah’ın sınırlarını yerine getiremeyeceklerinden korkmaları hariç. Bu takdirde eğer o ikisinin Allah’ın sınırlarını yerine getiremeyeceklerinden korkarsanız, o zaman kadının ona fidye verdiği şeyde ikisinin üzerine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Artık bunları aşmayın! Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, o takdirde işte onlar, onlar zalimlerdir.
230. Bundan sonra erkek kadını boşarsa artık sonradan kendinden başka bir eşle nikahlanıncaya kadar erkeğe helal olmaz. Eğer ikinci erkek kadını boşarsa, eğer ikisi Allah’ın sınırlarını yerine getireceklerini düşündüyse, birbirlerine dönmelerinde ikisinin üzerine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah onu, bilen bir kavim için açıklar.
231. Kadınları boşadığınızda, sonra bekleme sürelerini tamamladıklarında, artık onları iyilikle / örfe uygun olarak tutun veya iyilikle / örfe uygun olarak serbest bırakın! Ve onları, haklarına tecavüz etmek için zararlarına bir biçimde, tutmayın! Kim böyle yaparsa artık kendisine zulmetmiştir. Allah’ın ayetlerini eğlenceye almayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve onunla size öğüt verdiği Kitap’tan ve Hikmet’ten üzerinize indirdiğini hatırlayın ve Allah’tan sakının ve bilin ki, Allah herşeyi çok iyi bilendir.
232. Kadınları boşadığınız zaman böylece bekleme sürelerini tamamladıklarında artık onlara, kendi aralarında örfe uygun olarak razı olmuşlarsa / anlaşmışlarsa, eski kocalarıyla nikahlanmalarında zorluk çıkarmayın! İşte böyle, sizden Allah’a ve ahiret gününe inanıyor olan kimseye onunla öğüt veriliyor. Bu sizin için daha arınmış ve daha temizdir. Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
233. Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. Kadınların rızıkları ve örfe uygun olarak giyecekleri kendisi için doğurulmuş olanın / babanın üzerinedir. Bir kimse gücünün dışında sorumlu tutulmaz. Bir anne çocuğu sebebiyle ve kendisi için doğurulmuş olan / baba, çocuğu sebebiyle zarara sokulmasın! Ve mirasçı üzerine bunun benzeri vardır. Fakat eğer karşılıklı anlaşarak ve danışarak sütten kesmek isterlerse, o taktirde onların ikisi üzerine bir günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak verdiğiniz şeyi, teslim ettiğinizde, artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
234. Sizden vefat ettirilen ve geriye eşler bırakanlar… Kadınlar kendi kendilerine dört ay ve on gün beklerler. Sonunda sürelerine ulaştıkları zaman artık kendilerince örfe uygun olarak yaptıkları şeylerde, sizin üzerinize bir günah yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
235. İddet bekleyen kadınlara evlilik teklifinden üstü kapalı olarak bahsetmenizde veya içinizde saklamanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Sizin onları anacağınızı, Allah bildi. Fakat örfe uygun / meşru bir söz söylemenizin dışında gizlice onlara vaatte bulunmayın! Ve yazılı olan onun süresine ulaşıncaya kadar nikah akdi bağlamaya azmetmeyin! Bilin ki Allah, içinizdekini bilir. Artık O’ndan sakının ve bilin ki Allah günahları örten / çok affeden, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
236. Kendilerine asla dokunmadığınız veya onlar için bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşarsanız, sizin üzerinize bir günah yoktur. Ancak onları metalandırın / faydalandırın!  Örfe uygun olarak faydalandırmak, imkanları geniş olan üzerine kendi gücü kadar gerekir ve imkanları sınırlı olan üzerine kendi gücü kadar gerekir. İyilik yapanlar üzerine bir haktır.
237. Eğer onlara dokunmanızdan önce kadınları boşadıysanız ve onlar için bir mehir belirlemişseniz o takdirde mehir olarak belirlediğiniz şeyin yarısı onlarındır. Ancak kadınların affetmeleri / mehir hakkını bağışlamaları veya nikah bağı elinde bulunan kimsenin afvetmesi müstesna. Ve siz erkeklerin affetmesi takvaya daha yakındır. Aranızdaki lütufkarlık farkını unutmayın! Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.
238. Namazları ve orta namazı koruyun! İçten bir bağlılık / Tam bir saygıyla Allah’ın huzurunda kıyam edin!
239. Fakat korktuysanız o takdirde yaya olarak veya binekte olarak sonra emniyette olduğunuzda artık hiç bilmiyor olduğunuz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin / hatırlayın!
240. Sizden vefat edecek ve geriye eşler bırakacak kimseler, eşlerinin, çıkarılmaksızın bir seneye kadar metalandırılmasını / geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Fakat eğer kendileri çıkarlarsa, örfe uygun olandan, kendileri için yaptıkları şeyde, sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
241. Ve boşanmış kadınlar için örfe uygun olarak metalandırmak / geçimlerini sağlamak  Allah’tan korkanlar üzerine bir haktır / borçtur.
242. Allah, size ayetlerini şlte böyle açıklıyor. Umulur ki akıl edersiniz.
243. Binlerce oldukları halde, ölümün gelmesiyle yurtlarından çıkanları görmedin mi?  Bunun üzerine Allah onlara “ölün” dedi sonra onları diriltti. Muhakkak ki Allah, insanlara karşı gerçekten çok lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, herşeyi duyan, herşeyi bilendir.
245. Allah’a güzel bir borcu, borç veren kim var? Öyleyse o, onun için çokca katlanarak artırılır. Allah, daraltır ve genişletir ve O’na döndürülürsünüz.
246. Musa’nın ardından, İsrailoğullarından ileri gelenleri görmedin mi? Kendilerine gelen bir Nebi’ye demişlerdi ki: “Bize bir hükümdar gönder! Allah yolunda çarpışalım.” Dedi ki: “Üstünüze savaş yazılırsa, savaşmayacağınız sizden beklenir mi?” Dediler ki: “Biz ve çocuklarımız, yurtlarımızdan çıkarılmışken, bizim için Allah yolunda savaşmamamız diye bir şey yoktur.” Nihayet onların üzerine savaş yazıldığında, onlardan çok azı hariç yüz çevirdiler. Allah, zalimleri çok iyi bilendir.
247. Nebileri onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, size hükümdar olarak Talut’u göndermiştir.” Dediler ki: “Biz hükümranlığa daha çok hak sahibi olduğumuz ve ona maldan bir genişlik asla verilmediği halde, bizim üzerimize olan hükümranlık, nasıl ona ait olur?” Dedi ki: “Muhakkak ki Allah onu sizin üzerinize seçti ve ilimde ve cisimde / beden gücünde üstünlük olarak onu ziyade kıldı.” Allah, mülkünü dilediğine verir ve Allah, genişleten, herşeyi bilendir.
248. Nebileri onlara dedi ki: “Onun hükümdarlığının delili, içinde Rabbinizden bir huzur ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığından bir kalıntı olan o Tabut’un size gelmesidir. Onu melekler taşır. Eğer iman edenler iseniz, muhakkak ki bunda sizin için, elbette bir delil vardır.”
249. Böylece Talut, askerlerle ayrılınca dedi ki: “Muhakkak ki Allah sizi, bir nehirle imtihan edecektir. O halde kim ondan içerse artık benden değildir ve kim onu tatmazsa kesinlikle bendendir. Eliyle bir avuç alan kişi başka.” Bundan sonra, onlardan çok azı dışında, ondan içtiler. Nihayet o ve onunla beraber iman edenler onu geçtiklerinde dediler ki: “Bugün bizim için Calut’a ve askerlerine karşı bir güç yoktur.” Allah’a kavuşacaklarını düşünenler de dedi ki: “Sayıca az nice topluluk, sayıca çok olan topluluğa, Allah’ın izniyle galip geldi. Allah sabredenlerle beraberdir.”
250. Calut ve ordusuyla karşılaştıklarında dediler ki: “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl ve kafirler kavmine karşı  bize yardım et!”
251. Nihayet Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar ve Davud Calut’u öldürdü. Allah, Davud’a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer Allah’ın, insanların bazısını bazısıyla def etmesi / engellemesi olmasaydı, gerçekten yeryüzü bozguna uğrardı. Ama Allah, alemlerin üzerine çok lütuf sahibidir.
252. İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Onları sana hak ile okuyoruz. Muhakkak ki sen, gerçekten gönderilenlerdensin.
253. İşte resuller! Biz bazılarının üzerine onların bazılarını üstün kıldık. Allah, onlardan kimisine konuştu ve onların bazılarını derece olarak yükselttik ve Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik ve onu Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Allah dileseydi, onlardan sonrakiler, apaçık delillerin kendilerine gelmesinin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak ihtilafa / ayrılığa düştüler böylece onlardan kimisi iman etti ve kimisi inkâr etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak Allah istediğini yapar.
254. Ey iman edenler! İçinde alışverişin olmadığı ve dostluğun olmadığı ve şefaatin olmadığı bir günün gelmesinden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden, infak edin / ihtiyaç sahiplerine verin! Ve inkâr edenler, onlar zalimlerdir.
255. O’ndan başka ilâh olmayan Allah, Hayy’dır / ezeli ve ebedi hayat sahibidir, Kayyum’dur / herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren kudretin kaynağıdır. O’nu uyuklama ve uyku almaz. Göklerde olan şeyler ve yerde olan şeyler O’na aittir. O’nun izni olmadan, O’nun  huzurunda, şefaat eden kimseye sahip kimdir? Onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Ve O’nun ilminden, dilediği dışında, bir şeyi kavrayamazlar / kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, gökleri ve yeri içine aldı / kuşattı ve O ikisinin korunması O’na zor gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.
256. Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk sapkınlıktan ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkâr ederse ve Allah’a iman ederse o takdirde hiç kuşkusuz, kopması olmayan, sapasağlam bir kulpa tutunmuştur. Allah, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Ve inkâr eden kimseler, onların dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlığa çıkarırlar. İşte onlar ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
258. Allah’ın kendisine hükümdarlık verdiği, İbrahim’le Rabbi hakkında çekişen kimseyi görmedin mi? İbrahim demişti ki: “Benim Rabbim hayat veren ve öldürendir.” Dedi ki: “Ben de hayat veririm ve öldürürüm.” İbrahim dedi ki: “Muhakkak ki Allah, güneşi doğudan getiriyor, öyleyse sen de onu batıdan getir!” Bunun üzerine inkâr eden kimse şaşırıp kaldı. Ve Allah, zalimler kavmini doğru yola iletmez.
259. Veya çatıları üstüne çökmüş haldeki bir şehre uğrayan kimse gibi. Dedi ki: “Allah onun ölümünden sonra bunu nasıl hayata kavuşturacak?” Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıl öldürdü sonra diriltti. Dedi ki:  “Ne kadar bekledin?” Dedi ki: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim.” Dedi ki: “Hayır, aksine, yüz yıl bekledin. O halde yiyeceğine ve içeceğine bak! Hiç bozulmadı. Ve eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret / bir delil kılmamız için. Ve kemiklere bak! Nasıl onu yerli yerince düzenliyoruz sonra ona et giydiriyoruz?” Böylece ona beyan edilince / açıklanınca dedi ki: “Allah’ın herşeye kadir olduğunu biliyorum.”
260. Bir zamanlar İbrahim demişti ki: “Rabbim, bana göster! Ölüleri nasıl diriltiyorsun?” Dedi ki: “İnanmadın mı?” Dedi ki: “Hayır öyle değil, ancak kalbimin tatmin olması için.” Dedi ki: “Öyleyse kuşlardan dördünü al! Sonra onları kendine alıştır. Sonra her dağın üstüne onlardan bir parça koy! Sonra onları çağır! Sana koşarak gelirler. Allah’ın mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olduğunu bil!”
261. Mallarını Allah yolunda infak edenlerin / harcayanların örneği, her başağında yüz dane bulunan yedi başak bitiren bir danenin örneği gibidir. Allah, dilediği kişi için kat kat arttırır. Allah lütfu geniş olandır, herşeyi bilendir.
262. O kimseler ki mallarını Allah yolunda infak ederler. Sonra infak ettikleri şeye, başa kakma ve eziyet eklemezler / tabi kılmazlar. Elbette ki onlar için, onların mükafatları Rablerinin yanındadır ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
263. Güzel bir söz ve bir bağışlama, ona eziyet tabi kılınan bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir, çok yumuşak davranan ve ceza vermede acele etmeyendir.
264. Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara riya / gösteriş olsun diye malını infak eden kişi gibi, sadakalarınızı, başa kakmak ve eza etmek suretiyle, boşa çıkarmayın! Öyle ki onun örneği, üzerinde toprak olan sert bir kayanın örneğine benzer ki ona sağanak bir yağmur isabet etti sonra da onu çıplak / çorak bıraktı. Onlar kazandıkları şeylerden bir şey elde edemezler. Allah, inkâr edenler kavmini doğru yola iletmez.
265. Ve Allah’ın hoşnutluğunu talep ederek ve kendilerinden bir tespit olarak mallarını infâk edenlerin örneği, yüksek bir tepede bulunan bahçenin örneğine benzer ki ona sağanak yağmur isabet etti sonra ürününü iki kat verdi. Öyle ki eğer sağanak yağmur ona isabet etmezse de bir çisinti yeter. Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri görendir.
266. Sizden biriniz temenni eder mi? Hurmalardan ve üzümlerden bir bahçe onun oldu. Altından ırmaklar akar. İçinde her türlü üründen var. Ve ona yaşlılık isabet etti ve kendisinin zayıf güçsüz bir nesli var. Böyleyken içinde ateş olan bir kasırga ona isabet etti. Sonra tamamen yandı. Allah ayetleri sizin için, işte böyle açıklar. Umulur ki derin derin düşünürsünüz.
267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardıklarımızın iyilerinden infak edin / ihtiyaç sahiplerine harcayın! Ve onun hakkında göz yummadan alıcısı olmadığınız halde, ondan (*) pis / bayağı şeyleri infak etmeye kalkmayın! Bilin ki Allah, zengindir, övülmeye layık olandır.

(*) İnfak ettiğiniz şeyden

268. Şeytan size fakirliği vaadeder ve size çirkinliği ve hayasızlığı emreder ve Allah size kendisinden bir bağışlanma ve bir lütuf vaadeder. Allah, lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.
269. O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse artık ona çok büyük bir hayır verilmiştir. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.
270. Ve nafakadan ne infâk ettiyseniz veya adaktan ne adadıysanız, muhakkak ki Allah, onu bilir. Zalimler için bir yardımcı yoktur.
271. Eğer sadakaları açıklarsanız ki bu ne güzeldir ve eğer onu gizlerseniz ve yoksullara verirseniz işte bu sizin için daha hayırlıdır ve hakkınızdaki günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
272. Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Ancak Allah, dilediğini doğru yola iletir. Hayırdan infak ettiğiniz şey, esasında sizin kendiniz içindir ve siz, Allah’ın yüzünü talep etmenin dışında infak etmezsiniz. Hayırdan infâk ettiğiniz şey, size geri ödenir ve siz, asla zulme uğratılmazsınız.
273. Yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen, Allah yolunda hasredilen / adanan fakirler içindir. Cahiller onları, iffetlerinden dolayı zengin kişiler sanır. Sen onları yüzleriyle tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlara sormazlar / istemezler. Hayırdan infak ettiğiniz / harcadığınız şeyleri, muhakkak ki Allah, en iyi bilendir.
274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler, elbette ki onlar için, onların mükafatları Rablerinin yanındadır ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
275. Faiz yiyenler, şeytanın bir dokunuşla çarptığı kişinin kalkmasına benzeyenden başka türlü kalkamazlar. Bu onların “Ancak alışveriş faiz gibidir.” demeleri sebebiyledir. Allah, alışverişi helal kıldı ve faizi haram kıldı. Bundan sonra kendisine Rabbinden bir öğüt gelen kimse artık vazgeçerse, o takdirde geçmiş olan şey ona aittir ve onun işi Allah’adır. Ve kim dönerse artık işte onlar, ateşin arkadaşlarıdır. Onlar onda sürekli kalanlardır.
276. Allah, faizi mahveder / eksiltir ve sadakaları arttırır. Allah, günahkâr, azılı nankörlerin hiçbirini sevmez.
277. Muhakkak ki iman edenler ve hayırlı işler yapanlar ve namazı kılanlar ve zekâtı verenler, elbette ki onlar için, onların mükafatları Rablerinin yanındadır ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
278. Ey iman edenler, Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer iman edenler olduysanız faizden arta kalanı bırakın!
279. Öyleyse eğer yapmazsanız o takdirde Allah ve resulünden bir harp ilanı işitmiş olun! Tövbe ederseniz artık mallarınızın ana parası sizindir. Zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.
280. Eğer zorluk / darlık sahibi olduysa, o halde kolaylığa kadar beklemek ve sadaka etmeniz, eğer bilseydiniz, sizin için hayırlıdır.
281. İçinde Allah’a döndürüleceğiniz o günden sakının! Sonra her nefse, kazandığı şey tam olarak ödenir ve onlar, zulme uğratılmazlar.
282. Ey iman edenler! Belirli bir süreye kadar bir borçla birbirinize borçlandığınızda artık onu yazın! Aranızda, bir yazıcı adaletle yazsın ve yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, aynı şekilde yazsın! Üzerinde hak olan kimse de onu imlâ ettirsin / kayda geçirtsin ve Rabbinden sakınsın ve ondan bir şey eksiltmesin! Eğer üzerine hak olan kimse akılsız veya zayıf / güçsüz veya onu imlâ ettiremiyorsa / yazdıramıyorsa velisi, adaletle yazdırsın! Erkeklerinizden iki şahit, eğer iki erkek yoksa o takdirde şahitlerden hoşnut olacağınız kimselerden bir erkek ve iki kadın şahit tutun ki o iki kadından biri şaşırırsa o takdirde diğer o ikisinden biri hatırlatsın! Tanıklar çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar! Küçük veya büyük, vadesine kadar yazmaya usanmayın! İşte bu, Allah’ın katında en adil ve şahitlik için en sağlam ve şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Aranızda devrettiğiniz peşin bir ticaret olması hariç o takdirde onu yazmamanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman şahit tutun! Yazıcıya ve şahide zarar verilmesin ve eğer yaparsanız o takdirde muhakkak ki o, size bir kötülüktür. Allah’tan sakının! Allah size öğretiyor ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
283. Eğer yolculuk halinde iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, o taktirde, alınan rehinler yeter. Şayet bazınız bazınıza güvenirse artık güvenilen kişi, emaneti ödesin ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın! Şahitliği gizlemeyin! Kim onu gizlerse artık muhakkak ki onun kalbi günahkârdır.  Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri çok iyi bilendir.
284. Göklerdekiler ve yerdekiler Allah’ındır. İçlerinizdeki şeyi gizleseniz veya onu açıklasanız da Allah, onunla sizi hesaba çeker sonra dilediği kimseyi bağışlar ve dilediği kimseyi azaplandırır. Allah herşeye kadirdir.
285. Resul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti ve müminler de. Hepsi, Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına ve resullerine iman etti. “O’nun resullerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız.” Dediler ki: “Dinledik ve itaat ettik. Rabbimiz, senin bağışlamanı dileriz. Dönüş sanadır.”
286. Allah bir kimseye kapasitesinden başkasını yüklemez. Kazandığı şeyler kendi lehinedir ve kazandığı şeyler kendi aleyhinedir. “Rabbimiz, eğer unutursak veya hataya düşersek bizi azarlama! Rabbimiz, Bize, bizden önceki kimselere yüklediğin şeyler gibi üzerimize ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz! Ona takatimizin olmadığı şeyi, bize yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler kavmine karşı bize yardım et!”

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.