Kuran’da kalp kelimesi beyin yerine mi kullanılmış?

Yazılarımızdaki amacımız nedir?

Bazı kardeşlerimiz Kuran’da bir eksiklik bulmak için ısrarla çabalıyor. Ancak her seferinde hayal kırıklığına uğrayıp bir o kadar da öfkelenip ne edeceklerini şaşırıyorlar. Aslında bu tür iddialara cevap vermek çok faydasız, bunu biliyorum ama amacım bunlara doğruyu anlatmak değil çünkü bunlar zaten doğruyu biliyorlar ancak ne yazık ki işlerine gelmiyor. İmansızlıklarına kılıf ve kendilerine de taraftar arıyorlar.  Biz bu açıklamaları Araf’ta kalmış, yerinin ne tarafta olduğunu şaşırmış, yolun başında olan gençlerin, bu iddialara inanıp da imanlarını yitirmemeleri için yazıyoruz. Şimdi gelelim konumuza.

Kuran’da kalp kelimesi beyin anlamında mı kullanılıyor?

Hayır. Elbette ki kalp kelimesi beyin anlamında kullanılmamaktadır. Kalp kelimesi oldukça geniş bir alana sahiptir. Beyin denilen başımızdaki organımızı da kapsayan ve aklın ve duygularımızın ve de özellikle karın bölgemizde yer alan 2 nci beyin denilen latifemizi de kapsayan aynı zamanda enerji alanımızı da içine alan komple somut ve soyut varlıklarımızın idare merkezi konumundaki insani yönetim merkezini ifade eder. Beyin de dahil insani duyusal ve maddesel hassalarımız bu merkeze bağlıdır. Kalp bir beyan ünitesidir. Algılama, değerlendirme, tasnifleme ve değerlendirme neticesinde olguları beyan yeteneğimize kalp denir. Başımızdaki beyin dediğimiz organımız ise sadece maddi aleme açılan algılama ünitelerini barındırır. Düşünmek dediğimiz özelliğimiz sadece beyinde gerçekleşmez. Beyin, düşüncenin oluştuğu alan olmakla birlikte, düşünceyi beyan edemez. Matematiksel, motomot algılar. Zeka dediğimiz kuvvetimiz beyinde yerleşiktir. Zeka beynin işlem kapasitesi demektir. Karmaşık bir problemi zeka ile çözeriz. Ancak zeka bize doğruyu ve yanlışı söylemez. Bunu akıl ile çözeriz. Akıl ise kalpte bulunur. Ham düşünce beyin kanallarında işlemlerden geçirilir ve ürün haline gelmek üzere kalbe yollanır. Beyin diğer göz, kulak gibi düşüncenin beyana dönmesi için kalbe yardım eder.
Konuyu şöyle bir misalle daha anlaşılır kılalım. Madde alemi olan Dünya’da bir cisim görüyor olalım. Bu cismi görmemiz göz organımızda başlar. O cisme ait ışık göz bebeğimizden girer ve mercekte kırılarak, gözün arkasında ters biçimde iz düşümü oluşturur. Buradaki beyne giden sinir ağları ile elektrik akımlarına dönüştürülerek beynin görme bölgesine taşınır. Beyinde karanlık odada elektrik akımlarına muhatap bir ekranda görüntü haline döner. Şimdi buraya kadar biz bu cismi henüz göremedik. Çünkü göz görmüyor sadece aracılık yapıyor. Beyin mi bu cismi görüyor? Hayır beyinde görmüyor. Peki bu cismi kim görüyor? Beyinde karanlık odadaki bu ekrana kim bakıyor? İşte tam bu noktada görene aracılık yapan kalp devreye giriyor. Gelen bu görüntü analiz ediliyor. Anlam veriliyor. Duygusal beyin olan 2 nci beynimiz devreye giriyor. Duygusal değerlendirmeler yapılıyor. Akıl iyi ve kötüyü zararlı ile faydalıyı birbirinden ayırıyor. Hala gören ve karar veren ortada yok. En nihayet beyin ve 2 nci beyin bu girdileri kalbe raporluyor. Kalp de bu cismi, görecek olana beyan ediyor. İşte gören gözüktü. Gören ise tüm bu verilere göre karar veriyor. Göreni Yunus Emre ne güzel de tarif ediyor: “Beni bende deme bende değilem / Bir ben vardır bende benden içeri…
Şimdi bu anlattıklarımızı şu videodan izleyebilirsiniz.

Demek ki kalp kelimesi çok başka bir anlama gelmektedir. Bedenimizin solunda, kan pompalayan organımız kalp değildir. Bu organımıza yürek denilir. Kalp mecazi manada yürek ile temsil edilir. Çünkü kalp kuvvemizin merkezi göğüs alanıdır. İsim karışıklığı bu benzetmeden dolayıdır. Buna benzer başka benzetmelerde yapılır ki bu benzetmeler de sözlerimizi destekler. Aşk, sevgi gibi duygular için de yürek organı kullanılır. “Kalbimi sana verdim”, “kalpsiz” vb. sözler bu duyguların kalpte birleştiği gerçeğini yansıtır. Şimdi kalbimizi yürek yerine koyarsak bu duyguların yürekte oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Bir et parçası nasıl aşk sevgi gibi duyguların kaynağı olabilir? İşte düşünmek, akletmek, beyan etmek vb. gibi bizim baş beynimizde olduğunu düşündüğümüz hususlarda elbette ki beyinde olmaz, yürek dedilen organda da olmaz, maddi alem ile mana alemi arasında köprü görevi icra eden kalbimizde gerçekleşir. Bu yanlış düşüncelerimiz kavramların yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Böylece anlıyoruz ki Allah Hacc 46. ‘da “Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.” diye buyururken bu hususa dikkat çeker. Allah ham düşünceden bahsetmemektedir. Beyan haline gelmiş, akledilmiş, değerlendirilmiş ve karar haline gelmiş düşünceden bahseder. Yani yeryüzünde dolaşan o kadar insan var ki kimi tarihi yerleri turist olarak gezer, gördüğü tarihi görüntülerden mana çıkartmaz, kimisi de bu tarihi kalıntılara bakar ve bizden önce kimler gelmiş geçmiş ve nihayet bizlerde ilerde böyle olacağız der ve haline çeki düzen verir ki iman eder, Rabbine döner. İşte algıların bu ikinci hale gelmesi kalp ile olur. Beyin ise bu sonuca varmakta kullandığımız elbette ciddi bir organımızdır. Allahu Teala bu aşamaya eremeyen kişileri örnek vererek, bunlar gibi olmamamız için bizleri uyarıyor. Tüm algılarımızla algıladığımız görüntülerin, seslerin, tadların, kokuların ve dokunuşların ardındaki hakiki gerçeği bulmak, bilim denilen, maddenin varlık bilgisinin de sahibi Rabbimize ulaşmak ham iken işlenmiş düşüncenin beyana dönmesi ile mümkündür. Bu tarz bir düşünsel sonuçta en son kalp denilen kuvvemizde gerçekleşir. Biz bu kalp kuvvesini kullanmasını bilmezsek düşünce gelişimimiz beyinde kalır ve maddenin ötesine geçemeyiz.
Ayetin sonuna doğru bakarsak Rabbimiz buyurur ki; “…Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur…” Yani burada Rabbimiz, et parçası olan yürek denilen organımıza mı kör olur diyor? El insaf! Elbette ki hayır. Bir baş gözünden bahsediliyor ve bir de kalp gözünden bahsediliyor. İşte bu ayeti doğru anlamak ancak ve ancak kalp ile olur ki bunca sözden sonra insafla akli davranmayanın ayette yazdığı gibi kalp gözü kör olmuş demektir.

Karındaki ikinci beyin bilimin inceleme konusu

Yukarıda bahsettiğimiz duygusal beynimiz olan karnımızdaki ikinci beynimiz hakkında da kısaca bilgi verelim. Karındaki ikinci beyin, sadece bilimle uğraşanları değil en sade vatandaşı da ilgilendiren çok önemli bir konu. Çünkü insanın sağlıklı olması ve ruhsal gelişimi için bilinmesi gereken çok önemli noktalar içeriyor. Bilimsel düşünmek derken bize düşünmemiz emredilenleri düşünmek düşünmenin hakikatına ermemiş olmak demektir. Algımızdaki katı gerçekleri aşmak, Einstein’in dediği gibi atomu parçalamaktan daha zordur ama gerçekten isteyene de imkansız değildir. Bu güne kadar tek beyinli olduğumuz sanılırken birden bakıyoruz ki bazı organlarımızın ilave olarak başka görevleri de varmış. İnanmamak için onca zaman harcayan kardeşlerime sesleniyorum, inanmak için samimiyetle ve gerçekten aydın bir kişi olarak insafla birazcık gerçeğe zaman ayırsanız Rabbinizi bulacaksınız. Kötü örneklere bakıp Rabbine küsmek olur mu?

Bağırsaklardaki İkinci Beyin

Dünyayla göbek bağı, karnında kelebekler uçmak, zorluktan göbek çatlatmak, karnı zil çalmak, korkudan karın ağrısı söylemleri aslında karında ikinci bir beynin var olduğunu bize anlatan ifadelermiş. Biz her şeyi başımızdaki beyin ile ilişkilendirip tanımlarken bazı şeyleri eksik şekillendirmişiz.
Nöro bilimcilerin ifadesine göre, karındaki ikinci beyin; hücre yapısı, etken maddeleri ve reseptörleri sayesinde kafadaki beynin bir ikizi olacak kadar beynin aynısıdır. İkinci beyin; düşünüyor, hissediyor ve hatırlıyor. Özellikle korku, sevinç ve üzüntü gibi yüksek duygularda büyük rol oynuyor. Bağırsak duvarında sinir hücrelerinden oluşan bir katman mevcut.  Bağırsaklar sadece dışkılama yapmaz, sempatik ve parasempatik sinir sistemi maddelerinin iletimini, bazı uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların dengesini de kontrol eder.
Her gün dışarıdan aldığımız besinlerde yüzlerce zararlı madde ve ölümcül organizmalar vardır. Bağırsaklar ana beynin farkında olmadığı bu tehlikeleri ilk olarak hisseder ve yüksek bir savunma sistemi içeren bir merkez gibi çalışır. Çünkü bağırsaktaki hücreler bilgiyi kaydeder ve kullanır. Bu özellik bile onun tek başına bir merkez olduğunun kanıtıdır. İkinci beyin, psikolojik durumumuza etki eden dopamine, opiat gibi psikolojik ve sakinleştirici maddelerin kaynağıdır.
Yapılan deneylere göre; birinci ve ikinci beyin sindirim sistemini kendi aralarında paylaşmışlar. Ağız, yemek borusu ve mide üst kısmı yukarıdan emir alıyor, fakat mide çıkışından itibaren ikinci beyin devreye giriyor. Bu bölüşüm diyafram kası ile de yakından bağlantılıdır. Zira diyafram vücudu ikiye bölen çok önemli bir kastır. Diyafram; iki beyin ve iki beden bölgesi arasında bir köprü gibi bağlantı kuruyor. Bu bağlantıyı nefes konusuyla ilişkilendirerek tekrar ele alacağım.

İkinci beyin hakkında tespit edilen hususlar

  1. Karın bölgesindeki bu ikinci merkez ile mutluluk salgılarının, psikolojimizi belirleyen durumların çok yakından alakalı olduğu tespit edilmiş.
  2. Elliden fazla sayıda hastalıkla, bazı psikolojik rahatsızlıkların kökeninin, bizim şimdiye kadar farkında olmadığımız ikinci beyin bölgesindeki aksamalardan kaynaklandığı anlaşılmış.
  3. Tanısızlıktan hastalık hastası diye tanı konulan vakalarda gerçek suçlunun birinci beyin değil, ikinci beyin olduğu ortaya çıkmış.
  4. Bebeklik döneminde birinci beyinden önce ikinci beyin devredeymiş. İkinci beyinin hafızasının bebeklik döneminde yaptığı kayıtlar nedeniyle ömür boyu depresyon yaşama riski mevcutmuş.
  5. Kişilik oluşumu ikinci beyin ile yakın ilişkideymiş. Çünkü bilinçaltı kayıtlarıyla ikinci beyin sıkı bağlantı halindeymiş.
  6. İkinci beynin yarattığı biyolojik şifreler; sezgi, korku, aşk gibi konularda karın bölgesinde duyumsanan hislerin yol göstericisi.
  7. Entelektüel zekâ verileriyle hareket etmeyen sezgisel kararlar, ikinci beynin eseridir. Bu duruma “Gut feelings” yani karın hissiyatı deniliyor.

İkinci beynin ruhsallıktaki rolü

Bilgelik, farkındalık, ruhsallık, meditasyon, astral seyahat, çakralar, nefes, yoga ve benzeri konular içinde karın bölgesinin çok önemli ve ayrı bir yeri vardır. Astral seyahat çalışmalarında odaklanılan bölge karın bölgesidir. Göbekten çıkan bir kordonla bedene bağlı kalıp seyahate çıkılır bu çalışmalarda. Bedendeki bağ koparılmadan ve bilinen zihin devre dışı bırakılarak yapılan bu seyahatte bizi yöneten, yönlendiren ve koruyan karar merkezi ikinci beyindir.
Solar Pleksus adı verilen karın boşluğu bölgesinde tek bir noktadan tüm vücuda yayılan bir sinir ağı vardır. Bu sinir ağı, omurilikten çok daha fazla sinir hücresine sahiptir. Vücudun üst bölgesinden gelen enerji ile alt kısımdan gelen enerji bu bölgede karşılaşır. Karın bölgesinde enerji zayıflığı olan insanlar cansız,  moralsiz, depresyonlu, kendini gerçekleştiremeyen, hayatın kendisine verdiklerinden öfke duyan kişilerdir. Bu bölgede canlı enerji taşıyan insanlar cesur, cesaretli ve akışkandır. Bir fiziksel bedenimiz bir de enerjisel bedenimiz yani, çift özellikli bir varlık olduğumuz bilgisini bize ispatlamakta önemli bir yer tutan ikinci beyin, mana dünyamızın kontrolünde çok etkindir.
Bu alandaki çalışmalar hala devam etmektedir. Her gün değişik bilgiler elde edilmektedir. Unutmayalım biliyoruz dediğimiz bir bilgi bir gün gelir ki bize sürpriz yapabilir. Her şeyin yaratıcısı ve dahi bizim madde ve mana olarak neyimiz varsa onları da yaratan Allah’ın sözlerine hemen itiraz etmemelidir. Bilmiyorsak muhakkak bir bilen vardır. Ama bilelim ki en doğrusunu yine de Allah bilir.
Faydalanılan kaynaklar: İndigo Dergisi

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir