Sünnetin ışığında Hakka davet

SÜNNETİN IŞIĞINDA HAKKA DAVET
Sevgili Müslüman kardeşlerim sizi tüm saygılarımla selamlarım. Bundan sonra İnşAllah bu köşede sizlerle birlikte olma amacını taşıyorum. ALLAH ‘ın izni ile sizlere her sayımızda Sünnet ışığında naçizane HAKKA davet etmeye çalışacağız. Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in hayatını, O ‘nun sözlerini (hadisleri) ve O ‘nun tavır ve davranışlarını (sünnetlerini) kendimize rehber edinerek mümkün olduğunca yolumuzu aydınlatmaya çalışacağız.
O ‘nun mübarek ruhu bizim için büyük bir nurdur. O öyle bir rehberdir ki alemlere rahmettir. O öyle bir önderdir ki kendine rehber edineni bu dünya ve ahirette mutluluğa eriştirir. O insana huzur verir. Sadece O ‘nu düşünmek bile insan olmamız tabiatında yatan çok derinlerdeki büyük manevi değerimiz olan vicdanımıza ulaşmamızı sağlar.
O tüm galaksinin güneşi, O denizcilerin Kutup Yıldızı ya da deniz feneridir. O ‘nu anlatmaya bu sayfalar yetmez. Geçmiş zaman âlimlerinin sayfa sayfa, cilt cilt kitaplarına sığmamıştır Peygamber sevgisi. Hiçbir kalbe sığmayıp, taştığı gibi… O yaratılmışların en hayırlısı, en kusursuza yakını, en günahsızı. O bizim her koşulda sonsuz rehberimizdir. Nasıl olmasın ki… O mükemmel bir insan, O çok iyi bir lider, O çok iyi bir dost, O çok iyi bir eş, O çok iyi bir baba, O çok iyi bir dede, O çok iyi bir evlat, O çok iyi bir ata, O çok iyi bir akraba, O çok iyi bir savaşçı, O çok hayvan sever, O herkese güler yüzlü, O kendine zulmedenlere bile çok şefkatli, O çok iyi bir beşer, O çok iyi bir insan, O çok iyi bir Peygamber, her şeyden öte O çok iyi bir KULDUR.
O, on sekiz bin alemin efendisi; O, ALLAHU TEALA (Celle Celaluhu) ‘ın bize lütfettiği Yüce ve Kerim Kitabımız Kur’an-ı Kerim ‘de Enbiya Suresi 107.ayette buyurduğu gibi Alemlere rahmet olarak gönderdiği biricik sevgilisi Rasulü, O, mübarek ruhu yeryüzüne teşrif ettiğinde tüm batılların yıkılıp gittiği, vefatı yaklaştığında ise tüm arş-ı ala daki meleklerin bayram ettiği ve sabırla kavuşmayı beklediği ALLAHU TEALA (Celle Celaluhu) ‘ın son nebisi, rahmet yetkisini kendisine vererek Ahirette bize şefaat etmesine izin verdiği yegane Rasulü; Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem) ‘dir.
Kerim Kitabımız Kur’an ‘da Ali İmran suresi 31. Ve 32. Ayetlerde YÜCE MEVLAMIZ şöyle buyurmaktadır:
De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
 De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
 İşte temel gayemizi bu ayet-i kerime çok net anlatmaktadır sevgili dostlar…
ALLAH ‘ımızı seviyor isek Peygamberimize uymalıyız. ALLAH ‘a itaat etmenin yolu ise Peygambere itaat etmekten geçer. O bir kesimin iddia ettiği gibi (HAŞA ve KELLA!) sadece kutsal kitabımız indirmekle görevli bir memur değildir. O Kur‘an-ı Kerim ‘in yaşayan halidir ve bizim için en iyi yaşayan örneği olmuştur. Kur’an-ı anlamak O ‘nu anlamaktan geçer. Sünnetsiz [Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in hareketleri], Siyersiz [Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in hayatı], Hadissiz [Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in sözleri] olmadan Kur’an anlaşılamaz sevgili dostlar. Kur ‘an-ı Kerim ‘i anlayamaz isek RABBİMİZ ‘i anlayamayız. Demek ki dönüş her halukarda RABBİMİZ ‘e ise O ‘nun istediği gibi yaşamamız gerekir yani O ‘na layık bir kul olmamız gerekir. Bunun yolu da Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘i anlamaktan ve O ‘na uymaktan geçer. O ‘na sırt çevirmek sadece ahiretimize zarar vermeyeceği gibi bu dünyada da düzgün bir insan olmamızı engeller. O ‘na uymak ise ahiretimize fayda sağlayacağı gibi bu dünyada da kuşkusuz her bakımdan dosdoğru bir insan olmamıza sebebiyet verecektir.
İşte bu bozulmuş ve çarpık düzende en büyük rehberimiz Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘dir. Bu yüzden bizim amacımız; O Yüce Önderimizden örneklerle birlikte her sayımızda ayrı bir konuya değinerek, kendimize pay biçmek olacaktır. Beşer olduğumuz ve hata yapmaya meyilli yaratıldığımız için yanlışlarımız elbette ki olacaktır. Ancak önemli olan bunların farkına varmak, farkına vardığımız günahlardan tövbe etmek ve bir daha yapmamaya çalışmaktır.
Unutmayalım toplumu oluşturan bireylerdir ve her bir bireyin kendine olan sorumluluğu kadar topluma karşı da sorumluluğu vardır. Bizim burada bir kişiye olumlu etki yapmamız dünyalara eş değerdir. Çünkü herkesin bir kişiye etkisi direkt toplumu etkileyecektir. Bozulmuş toplum, ahir zaman fenalıkları ve her geçen gün kötüleşen insan ilişkileri ancak herkesin birbirine dosdoğru olmayı tavsiye de bulunması ile düzelebilir. Unutmayın sevgili kardeşlerim düzen bozuk ise o düzenin ta kendisi biziz. Eğer zaman bozuk ise o zamanın ta kendisi biziz. Eğer dünya yönetimleri bozuk ise devleti devlet yapan millet olduğu için bizler bozuğuz demektir. Toplumda sorun var ise her bir bireyde sorun var demektir. Muhakkak içimizde tertemiz, dosdoğru kardeşlerimiz vardır ama onlarda azınlıkta kalarak ses çıkarmayarak kimseye iyi örnek olamayarak bozulmuşlukta etkisiz kalmaktadır. Dergimizin amacı da işte sessiz kalmamak ve gerçekleri haykırmak olacaktır. Hangi gerçekleri mi? Bu köşemizde bulacağınız ALLAH ‘ın izni Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve beraberinde getirdiği gerçekler olacak inşallah.
 YALAN SÖYLEMEMEK
Günümüzün en büyük vebalarından biridir yalan söylemek. Artık çok kolaylaşan bu fiil, içinde bulunduğumuz şu ahir zamanda o kadar sıradanlaşmıştır ki, çoğu kez yalanın farkına bile varamamaktayız. Oysaki bir yalan sadece bir yalandan ibaret değildir. O bir kalbin kötülenmesi için bir tohumdur. Tohumu kalbine atan aciz kul, kalbinde tohumu toprağına (nefsine) yerleştirir ve onu büyüten suyu (vesveseleri) ile besleyerek kalbindeki lekeyi filizlendirir de filizlendirir. Yalan söylemek kalbin her geçen gün daha da kararmasını sağlar. İbnu Mesud (radıyallahu anh) ‘tan nakledilen bir hadiste Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
“Sıdk insanı birr’e (Allah’ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür. Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah’ın indinde sıddik (doğru sözlü) diye kaydedilir. Yalan da kişiyi haddi aşmaya götürür. Haddi aşmak da ateşe götürür. Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah’ın indinde yalancı diye kaydedilir.” 6 şeklinde buyurmuştur.
Başka bir rivayette ise Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Bizi aldatan bizden değildir.” 7 diyerek durumu en sade ve net şekliyle bize özetlemiştir.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘den ve sahabe ikram efendilerimizden olmamak Müslümanlık halkasından uzaklaşmak demek. Peki, nasıl olur da bir yalan bizi bu noktaya getirir? Çünkü bir yalan beraberinde başkalarını da getirir ve kalbinde kara bir leke bırakır. Sonunda kendini halkadan çıkmış bulursun, belki de buladan ruhunu teslim eder, gidersin. İşte gerçek Müslümanın bir yalana dahi tahammülü yoktur. Zaten o takvaya ulaşmış kardeşimin kendini yalan söylememeye zorlamak gibi bir yaptırımı söz konusu olamaz. Dosdoğru olduğu için yalanı aklından bile geçirmez.
 İYİ BİR İNSAN OLMAK (MÜSLÜMAN OLMAK)
Sevgili kardeşim, bu ay dergimizin bize ayrılan bu köşesinde tam manasıyla iyi bir insan olmaya değineceğiz inşallah. Özünde gerçek Müslüman zaten aynı zamanda çok iyi bir insandır. Mü’min bir kul ALLAH korkusuyla yaşayacağı için karşısındaki insanların kalbini kırmaz, kul hakkına girmemek için tüm özeni gösterir, içerisinde bulunduğu toplumun kurallarına uyar, yalan söylemez, anne-babaya saygılıdır, hayvanları sever, çocukları sever, haklıyı savunur, haksızın karşısında durur, dürüsttür, yalan söylemez, temizdir, büyüklerine saygılıdır, dosdoğrudur. Aklınıza gelebilecek birçok bakımdan iyi bir örnektir. Ancak biz bireysel olarak bu değerlere çıkamamışsak demek ki iyi bir Müslüman olamamışız demektir. Bu hususta Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in hadisleri ve sünnetlerinden yola çıkarak, en kutsal yaşanmışlıklarla örnekler vererek açıklamaya çalışacağız.
 GÜZEL AHLAKLI OLMAK
Müslüman bir kişi önce güzel ahlaklı olmalıdır. Çok genel manada algılanabilir ancak aslında sınırları bellidir. Abdullah bin Mübarek (radıyallahu anh) ‘tan yapılan bir rivayette Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
“Güzel ahlak, güler yüz, güzel şeyleri yaygınlaştırmak ve insanlara zarar vermekten kaçınmaktır.” şeklinde buyurmuştur. 1
Bu hadiste yola çıkarsak, güzel ahlak sahibi insanlara saygılı, iyiliği gösteren ve kötülükten kaçınan, insanlara zarar vermeyen kişidir. Müslümanım diyen de olması gereken niteliklerdir. Bu dünyada iyiliği kadar ahirette de mükâfatı çoktur. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) ‘tan yapılan bir rivayette Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
“Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Allah teâlâ, çirkin konuşan ve ne konuştuğunu bilmeyenlerden nefret eder.” Diye buyurmuştur. 2
Hadiste güzel ahlakın mükafatı en çarpıcı haliyle anlatılmıştır. Peki bunları söyleyen O Nebiler Nebisi nasıl yaşamıştır hayatını. En yakınlarından Enes bin Malik (radıyallahu anh) ‘tan dinleyelim :
“Ben Hazreti Peygambere on sene hizmet ettim. Hiç bir gün bana darılarak öf demedi. Yaptığım hiç bir şey için neden yaptın? Yapmadığım bir şey için de neden yapmadın? Diye buyurmadı.” 3
ALLAH ‘ın Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) daha öncede söylediğim ve nasipse daha sonrada söyleyeceğim gibi bize en iyi örnektir hem bu konuda hem de nasipse bundan sonra gelecek tüm konularda. Sünnetten ayrılmazsak işte böyle bir insan olmaya yaklaşabiliriz belki. Bir düşünsene kardeşim herkesin böyle olduğunu
 GIYBET HARAMDIR VE DİLİN KORUNMASI GEREKMEKTEDİR
Günümüzün hastalıklarından en büyükleri ise gıybet, dedikodu, iftira ve kötü sözdür. Müslüman Müslümanın yüzüne kötü söz söyleyemeyeceği gibi arkasından da duyduğu zaman üzeceği şeyleri söyleyemez. Hele ki iftira kesinlikle ama kesinlikle atamaz. Bu hususta Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne buyuruyor hadislere bir göz atalım. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) ‘den nakledilen bir hadiste Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur
“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.” 8
Başka bir rivayette sahabe efendilerimizden Abdullah ibni Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun)dan bildirildiğine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durup kaçan kimsedir.” 9
 Kardeşim dilini tutmanın önemi çok büyüktür. ALLAH yolunda konuşmama, birçok boş konuşmaları beraberinde getirir. Boş konuşma ise bir süre sonra beraberinde yanlış konuşmayı getirir. Bu noktadan sonra Müslüman kardeşine dil uzatmaya başlarsın ve farkına bile varmadan kul hakkına girmiş olursun ve bunun muhasebesi o dehşetli Mahkemeyi Kübra ‘da beklersin. Kurtuluş; dilini önemli ölçüde tutmak, genel itibari ile ALLAH yolunda konuşmaya çalışmaktan geçer. Sehl b. Sad (Radıyallahu Anh) ‘ın anlattığına göre, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
 “Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” 10 buyurmuştur.
Bize alenen taahhüt vermiştir. Peki, biz bu duruma ne kadar uymaktayız düşünmeliyiz. Dilimizi ne kadar korumaktayız Müslüman kardeşim?
 HATALARI DÜZELTMEK
Müslüman bir kişi karşısındaki kişinin hatalarını affeder, kötülüklerini görmezden gelir. Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’la birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı sert, Necrâni bir hırka vardı. Ona bir bedevi arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımda, şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi: “Ey Muhammed! Yanındaki Allah’ın malından bana da verilmesini emret” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ona yönelik baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti.« 11
İşte kardeşim bizim önderimiz bu kadar şefkatli bir insandı. Değerli Müslüman kardeşlerim; burada yazılan başlıklar çoğaltılabilir. Ancak bu sayımızda size örnekleme yaparak iyi bir Müslümanın olması gereken özelliklerinden sadece birazına değindik. Sadece bu kadar örnekte bile Müslümanlığın günümüz sorunlarına çözüm olduğunu anlamak çokta güç değildir. Hayatımızdan yalan çıktığında birçok toplumsal sorun çözülmektedir, güzel ahlaklı olunduğunda, hatalar bağışlandığında ilişkilerimiz ne kadar düzelecektir değil mi kardeşim, gıybetten kaçıp, dilimizi koruduğumuzda birbirimize sevgimiz ve saygımız ne kadar artacak bir düşünsene hele ki birbirimize yaptığımız zulumü bıraktığımızda toplum daha da yaşanılası bir düzen almayacak mıdır? O zaman neden Müslümanlık olgusuna ÖCÜ gibi yaklaşılmaktadır. Neden ALLAH (CELLA CELALUHU)’ ın koyduğu kaidelerden bu kadar uzağız. Neden Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘e kulaklarımızı kapattık. Ömrümüzün sonuna dek O ‘nu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tam manasıyla örnek almamız ümidiyle (ÂMİN)
Bu başlangıç sayımızda bizimle olduğunuz için ALLAH razı olsun. ALLAH ‘ın izni ve inayeti ile önümüzdeki sayılarımızda Sünnet Işığında sizi HAK ‘KA çağırmaya devam edeceğiz İnşAllah. ALLAH ‘ın kaidelerinden ayrılmamamız dileğiyle (ÂMİN). ALLAH ‘a emanet olun.
1)Tirmizi – Birr 62
2)Tirmizi – Birr 61
3)Buhari – Savm 53 , Müslim – Fedail 82
4)Buhari – Mezalim 13, Müslim, Müsakat 139
5)Buhari – Mezalim 10
6) Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607); Ebu Davud, Edeb 88, (4989); Tirmizi, Birr 46,
7) Müslim, İman 164.
8) Tirmizi Kıyamet 51, (2502), Buhari Edep 31 (85), Rikak 23, Müslim İman 74.
9) Buhari İman 4, Müslim İman 64.
10) Buhari Rikak 23 (61).
11) Buhari, Libas 18, Humus 19, Edeb 68.

Kudret Uğurlu Eminsoy

Yönetici

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.