SON DAKİKA

Kudret Uğurlu Eminsoy
Savaş Pancar

Şehit Paşa’nın Nasihatleri

   İşte ilk defa ne demek istediğini o anda anladım. Dilerim herkes isteyerek okur, benim yaşadığımdan ders alır. Çünkü gidecek başka bir vatanımız yok. Komşularımız dara düştü mü hemen Türkiye’ ye sığınıyor. Bize güvendiğinden aşımızı, yurdumuzu paylaşıyoruz. Tıpkı Medine’nin Mekke’den gelen Müslümanları kabul ettiği gibi.

Şehit Paşa’nın Nasihatleri
Bu haber 28 Aralık 2017 - 13:15 'de eklendi ve 115 views kez görüntülendi.

Yıl, 10-Ocak-2010, gece saat 02:00 yatağımda uyandım. Kalbim hızla çarpıyordu. Kalktım , yüzümü yıkayıp ferahlamak istedim. Lavobadaki çeşmeyi açtım, yüzümü yıkamak için takatım bile yoktu. Çeşmeyi kapadım yatağıma gidip uzanmak istedim. Yatağıma gittiğimi sanıyordum, oysa gidemeyip olduğum yere düşüp boyut değiştirmişim. Düşerken kafamı kapıya çarpmışım, her yerim kan içindeydi. Uyandığımda ezan okunuyordu. Saat 05:00 idi. Abdest alıp sabah namazını kıldım. Bana verilen ‘’İkinci Hayat’’ için  Allah’a dua edip, halime şükür ettim.
Birinci hayat ile ikinci hayat arasında yaşadığım üç saatlik anımı sizlerle paylaşmak istiyor, nelerden sorumlu olduğumuzu anlamanıza yardım edebilirsem ne mutlu bana diyorum.
Saat 02:00 ile saat 05:00 arası : karanlıklar içindeyim. Nefes alamıyorum, kuşlar gibi uçuyorum. Çırpınıyor bulutların içindeyim. Maksadım bulutların üzerine çıkıp bir nebze oksijen alabilmek, yaşamımı devam ettirebilmek. Bütün gücümü tüketiyordum.
İşte o anda, karanlığın içinde bir nokta belirdi. Sanki bir mıknatıs gibiydi. Hızla beni kendine çekiyordu. Ben ise ancak bulutların arasında kendime bir nefes alabilmekle meşkuldum. Ne yapsam ışık beni hızla içine  çekiyordu. Çaresizdim çırpınıyor, korkuyor fakat bağıramıyordum. Işığa yaklaştıkça karanlık bitiyor, yerini bir nur kaplıyordu. Gözlerimi açamıyordum. Beni çeken kuvvetin ne olduğunu görmeye başladım. Büyük bir ovaydı, tıpkı Malazgirt ovası gibi. Çok gürültü vardı.
O ovanın tam ortasına diz üstü düştüm. Korkuyor her yanım titriyordu. Kafamı kaldırıp baktığımda büyük bir ordunun tam ortasındaydım. Askerler hakaret ediyor ve bağırıyorlardı.
Sanki birine emanet verenin emanetine sahip çıkmayan ya da emanetinin üstüne yatan emanetini geri vermeyip satana bağırıldığı gibi hakaret ediyorlardı. Nankör,  hain diyorlardı. Onun bunun ağzına bakıp birbirinize düştünüz, emanetlerimizi satıp savdınız diyorlardı.
Askerler bağırıp hakaret ederlerken bense af diliyor yalvarıyordum. Etrafıma baktığımda bir de ne göreyim.Bu askerlerin hepsi değişik giyinmişlerdi. Cengiz hanın, Alparslanın, Selçuklunun, Osmanlının, kuvayi birliğin, Türkiye cumhuriyeti askerlerinin giyimleri vardı.
Dikkatimi en çok çekense hepsinin yaralı olması. Kan revan içinde olmaları. Ellerinin, ayaklarının, kafalarının olmaması idi. Anladığım kadarıyla bunlar şehitlerimizin görüntüleriydi.  Ama dimdik ayakta duruyor ve benden hesap soruyorlardı. Kararlıydılar ceza olarak beni öldüreceklerdi. Af diliyordum ama beni dinlemiyorlardı. Öyle bir uğultu ve gürültü vardı ki etraf toz duman içindeydi.
Bazı sözlerini hatırlıyordum. Örneğin diyorlardı ki; ‘’Size bir vatan teslim ettik. İçinde duman tüten fabrikalar bıraktık. Yerin altında ve üstünde madenler bıraktık. Özelleştirmek adına devlet mallarını yabancılara sattınız.
Kendi vatanında yabancı oldunuz, fitne ve fesatlara kandınız, vatanı bölmeye kalktınız. Biz bu vatan için analarımızı, bacılarımızı, kızlarımızı,karılarımızı bırakıp şehit olmadık mı? İşte bu yüzden erkekleri, oğulları şehit olan bu (ANALARIN DOLU) olduğu yurda, biz (ANADOLU) demedik mi?’’ diyorlardı.
O an da birden bire sessizlik oldu. Kafamı kaldırıp baktığımda ayağı olmayan tahta bacaklı birini gördüm. Bu bir Osmanlı padişahı idi. Sol gözü yoktu. Kalbinin üzerinde bir delik vardı. Kan  akıyordu. Sağ elinde kılıncı belinde de tabancası vardı. Anladım ki bu bir Çanakkale şehitiydi. Elini kaldırıp ‘’ŞEHİTLER ORDUSUNA’’ susmalarını söyledi ve yanıma geldi. Yanında ayakları,elleri,kafası olmayan, göğüsleri delik olan şehitleri net bir şekilde görüyordum. Kimi Malazgirt’te , Çanakkale’ de, Sakarya’da, Kıbrıs’ta ,Yemen’ de, Afyon’da ve nerede olduğunu bilemediğim kahraman Türk askerlerini kanlar içinde kefensiz olarak görüyordum. Ağlayarak ’’ benden ne istiyorsunuz’’dedim. Paşa elinde ki kağıdı bana uzatarak almamı istedi. Kağıdı aldım ve baktım.
Kağıtta bir Türkiye haritası vardı. Kırmızı renkte kanla ıslanmışortasında ise ay ve yıldız vardı. Üzerinde bir yazı vardı. Yazının ne olduğunu sordum. Bana istiklal marşının altıncı kıtası yazılı olduğunu söyledi. O tarihe kadar altıncı kıtanın ne olduğu hakkında bir bilgim yoktu.
Paşa konuşmaya başladı. Size bu vatanı, yedi düele karşı koyarak kazandık sonunda teslim ettik. Bir şey aldığında karşılığında mal veya para verir alırsın. Biz ise asırlardır bu vatana kanımızı canımızı vererek aldık ve halada kanımızı bu toprağa veriyoruz. Unutma ki sizlerde torunlarınıza bu emaneti devretmek zorundasınız. Fitne ve fesatla birbirinizi yok etmekle koruyamazsınız. Sizler kardeşsiniz. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in (sav) dediği gibi; ‘’renk, ırk ayrıda olsa Müslüman müslümanın kardeşidir.’’ Vatanı korumak kardeşlerin görevidir. Özelleştireceğim diye devletin malını toprağın altındakileri ve üstündekileri yabancılara para karşılığı satamazsınız.
Mehmetçik şandır, şereftir. Biz onun gündüz yazdığını gece değiştiriyoruz. Bilmiyorum onu sabahlara kadar uykusuz bıraktığımızı. Git ona söyle verdiğim emaneti kapı kapı dağıtsın. Dağlara taşlara yazdırsın.  Duvarlara yapıştırsın. Her evin kapısına yapıştırsın. Bilmeyene anlatsın gidecek başka bir vatanınız yok. Ya bu vatanı korursunuz ya bu vatanı yine korursunuz. Uğrunda şehit ve gazi de olsanız torunlarınıza emanet etmek zorundasınız. Gerekirse biz yine size yardıma geliriz. Tıpkı Kıbrıs’ta geldiğimiz gibi.
O anda kulağıma ezan sesi geldi. Gözümü açtım. Etrafıma şaşkın şaşkın bakıyor, nerde olduğumu anlamaya çalışıyordum. Anladım ki yerde yatıyordum. Kalktım ayna baktım. Kafamda şişlik yüzümde kanayan yara vardı. Kendimi kaybedip yere düştüğümde kapının kenarına çarpmışım. Namazımı kıldım bana ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Verilen emaneti düşünüyor ve istiklal marşının altıncı kıtasının neyi anlattığını merak ediyordum.

‘’Bastığın yerlere toprak değip geçme
Düşün altında kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun, incitme atanı
Verme dünyaları aslanda bu cennet vatanı’’

İşte ilk defa ne demek istediğini o anda anladım. Dilerim herkes isteyerek okur, benim yaşadığımdan ders alır. Çünkü gidecek başka bir vatanımız yok. Komşularımız dara düştü mü hemen Türkiye’ ye sığınıyor. Bize güvendiğinden aşımızı, yurdumuzu paylaşıyoruz. Tıpkı Medine’nin Mekke’den gelen Müslümanları kabul ettiği gibi.
Her şeyden önce vatanımızı koruyacağız. Vatanı olmayanın ezanı da olmaz. Allah’ın yardımı ile  al yıldızlı  bayrağın gölgesinde özgürce islamı yaşayacağız. Torunlarımızın da yaşamasını sağlayacağız.
Allah’a emanet olalım dostlarım.
NOT: Emaneti vermemi istediği kişi ise Mehmetçik şandır, şereftirtir dediği kişi Mehmet Şandır idi.
Ey Türk
Gençliğine sahip çık
Sahip çıkta
Ecdadının yüzüne
Bakacak yüzün olsun.

Ey Türk
Camilerde  ezanı susturma
Susturma ki peygamberlerinden
Şefaat dilemeye
Bakacak yüzün olsun
Ey Türk
Vatanına sahip çık
Sahip çıkta
Şehitlerin yüzüne
Bakacak yüzün olsun.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER